FilmArası Dergisi

Tek Tipleşen Komedi Sinemamız Nereye?

Son 15 yılda salon sayısı ve izleyici ilgisi bakımından pazara hakim olan yerli yapımlar içerisinde pastadaki en büyük dilimi hiç şüphesiz komedi türünden yapımlar almakta. Gişede patlama meydana getiren mizah türü filmlerin önde gelen yüzlerinin pek çoğunun TV kökenli isimlerden oluşması da enteresan bir anekdot. Popüler Kültür dediğimiz kavramın önemli sac ayaklarından olan televizyon ekranındaki acımasız rekabet, toplumda önceleri karşılığı olmasa dahi yavaş yavaş kendine yer bulmaya başlayan değişik bir mizah türünü meydan getirdi. 80’lerde salonlardan tamamen kopan, 90’larda iyiden iyiye TV ekranına angaje olan sinema izleyicisi içerisindeki sosyal dağılım oranı bir hayli değişti bu süreçte. “Politik mizah olmalı mı olmamalı mı” konusunu tartışırken, günümüzdeki mizahın toplumda herhangi bir karşılığı olup olmadığı sorusu düştü birden gündemimize.

Murat Cemcir ve Ahmet Kural’ın başrollerini paylaştığı, Selçuk Aydemir yönetimindeki “Çalgı Çengi İkimiz” örneğinden gidersek, skeç tadında, durum komedilerinden beslenen yapımların beyazperdede neden büyük bir ilgiyle karşılandığına dair fikir yürütmek gerekiyor. İzlemekten büyük keyif aldığımız bir TV dizisinin veya komedi programının, düzenleyici ve denetleyici kurumların etkisindeki beyaz camın kısıtlarının ortadan kalktığı sinema salonunda daha atraksiyon dolu ve bol argolu haliyle izleyici karşısına çıkacak olması, özellikle genç kitlede büyük bir merak oluşturuyor. Bununla birlikte, kalabalık ortamlarda burun kıvırdığı halde izlemekten de geri kalmayan entellektüel kitleyi de unutmamak lazım. “Kullan ve at” esasına göre işleyen televizyon sektörü ile film dünyasının bu denli iç içe girişi, sinemanın klasik hikâye yapısına büyük bir darbe vurdu. Yeşilçam’ın komedi klasiklerinin pek çoğunun toplumla olan ilişkisi ve hatıralarda yer edebilirliği ne kadar yüksekse, yeni mizah algımız bir o kadar mesafeli. Karikatürize tiplerin sentetik gerçekçiliği, beyazperde koşullarında dahi fazlasıyla sırıtıyor. Fakat tüm bu olumsuzluklara rağmen, izleyicinin bu tür yapımlara koşa koşa gitmesi ve filmlerin gerçekten de çoğu kez seyirciyi güldürebilmeyi başarmaları, ya toplumsal deşarj olma ihtiyacımızın bir hayli yükseldiğine ya da ilgimizin sinemanın sanatsal değerini bir kenara koyup salt eğlendirme yönüne kaydığına dalalet ediyor.

“Çalgı Çengi İkimiz” filminde, mafyanın elinden kurtulmak isteyen amatör müzisyenler Gürkan ve Salih’in başından geçen komedi dolu olaylar zinciri anlatılıyor. İlk film “Çalgı Çengi”, o dönem izleyici nezdinde fazla itibar görmemiş idi. Fakat aradan geçen uzun zaman diliminde Ahmet Kural ve Murat Cemcir’in popülaritelerinin artmaları ve uyumlu bir ikili haline gelmeleri ile “Düğün Dernek” serisinin oluşturduğu doping etkisi, altı yıl öncesinin yaklaşık 60.000 izleyici sayısını yakalayabilen “Çalgı Çengi” filmini çoktan unutturdu. Komedi namına filmin başarısını gölgelemek, doğru bir hamle olmaz. Zaten bu yazının odak noktasının “Çalgı Çengi İkimiz” filminin güldürmeyi başaran akışı değil, komedi sinemamızın tek tipleşen yapısı olduğu da ortadadır.

Hikâyenin bittiği noktadan sonra can siperane bir şekilde belaltına sığınan mizahın da tükenme noktasına ulaştığı görülmekte. 70’lerin sonunda benzer tükenmeyi, müstehcen komedilerin işin sonunda gerçek pornoya geçişiyle birlikte acı bir şekilde gözlemlemiştik. Hayatla olan irtibatını keserek ilerleyen mizaha olan ilginin şu haliyle sadece birkaç popüler isme indirgendiğini görebilmek zor değil. Vizyona peşi sıra giren komedi filmlerinin çoğunun, yapımcıları için bir batık kredi kıvamına dönüşüne anbean tanıklık ediyoruz çoğu kez. Bununla birlikte, filmlerin tümünün hikâye endeksini umursamayışları ortak noktaları. Halbuki örneğin Cem Yılmaz’ın “Herşey Çok Güzel Olacak” ve “Hokkabaz” filmlerinde olduğu gibi, izleyicinin hem kalbine hem mizah anlayışına dokunabilmeyi başaran yapımların sanki hiç ilgi görmeyecekmiş gibi ağır bir tecrit ortamına itilişinin hiçbir anlamı yok. Kolay ve en kısa yoldan şişirilmeye çalışılan ceplerin kaba siluetinden kaçmaya başlayacak izleyici.

Gülme ihtiyacımızın basit ilkel dürtülere dayandırılarak karşılanması ile meydana gelecek seviye düşüklüğünün, sadece tek bir türle sınırlı kalmayacağını, diğer türlere de bir hastalık gibi bulaşacağını gördük ve ne yazık ki görmeye devam ediyoruz. Sinemayı besleyen ana damarın TV sektörü olmasının önüne bir set çekmek adına, endüstriyelleşememiş film sektörünün bu ihtiyacının ne kadar hayati olduğunu gösterecek sayısız tecrübeye rağmen olayı hala akışına bırakmak ne büyük trajedi. Evet, hepimizin gülmeye ihtiyacı var. Fakat gülmenin de kendine göre bir duruşu olmalı.

Ahmet Deydin

1986 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden 2008 yılında mezun oldu. Öğrencilik yıllarından itibaren çeşitli film atölyeleri ve akademi çalışmalarına katıldı. Çeşitli kurumsal firmalarda sürdürdüğü profesyonel iş yaşantısı ile birlikte 2012 yılından bu yana Film Arası Dergisi’nde film kritikleri ve çeşitli sinemasal araştırmalar yazmaktadır. Aralık 2013 döneminden itibaren derginin Yayın Kurulu Üyesi’dir. İngilizce bilmektedir.

Yorum Yap

Temmuz 2017