FilmArası Dergisi

Sadri Alışık’a Son Bir Saygı Duruşu

Birbirlerinin ayağını kaydırıp, üste çıkabilmek için hazır kıta bekleyen bir sepet dolusu yengeçten hangisi başarılı olacak? Yengeç Sepeti Sendromu belki de bir filmle ancak bu kadar güzel özetlenebilirdi. Üstüne bir de Türk Sinemasının duayenlerinden Sadri Alışık’ın son filmi apoletini aldığında; Yengeç Sepeti sinemamız için paha biçilmez bir konuma yerleşiyor. Yavuz Özkan’ın senaryosunu yazıp, yönettiği filmin başrollerinde Sadri Alışık’ın yanı sıra, sahnelerin usta ismi Macide Tanır, dönemin yükselen yıldızı Mehmet Aslantuğ ile Derya Alabora, Oktay Kaynarca, Şahika Tekand gibi isimler yer alıyor. Film ayrıca 94 yılında düzenlenen 31. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde, “En İyi Film” dâhil olmak üzere 7 farklı kategoride ödül kazanarak döneminin en başarılı filmleri arasında yer alıyor.

film arasi-afişSadri Alışık ve Macide Tanır; şehir hayatının uzağında, bir dağ evinde hayatlarının son günlerini huzur içerisinde geçirmeye çalışan birer anne, babadır. Bir hafta sonu için; tüm çocuklarını birden arayıp dağ evinde hep birlikte vakit geçirmek için yanlarına çağırırlar. Bu masumane istek, onların ve çocuklarının hiç beklemediği bir serüvene dönüşecek ve en başta gurur duyduklarını söyledikleri çocukları ile ilgili şüphe duymaya başlayacaklardır. İşte tüm Yengeç Sepeti olayı da burada patlak verecek ve tüm kardeşler içlerinde saklı tuttukları kötü duyguları dışa vurmaktan geri durmayacaklardır. Onlar içlerindeki kin ve nefreti dışa vurdukça, anne ve babanın masumiyeti daha belirgin bir hale gelse de hikâyenin ekseni tamamen bir aile hesaplaşması şeklini alacaktır.

Özellikle 70’lerin sonunda çektiği Maden filmi ile adını geniş kitlelere duyuran Yavuz Özkan, aradan geçen yıllar ile birlikte Türk Sinemasının 90’larda başlayan karanlık ve minimalist modasına ayak uydurup Yengeç Sepeti ile toplumsal sorunlardan daha bireysel sorunlara yöneliyor. Kendi hallerinde yaşam süren, yaşlı iki insanın o eski kalabalık aile günlere duydukları özlem ile çocuklarını hafta sonu için davet etmeleri başta bize mutlu bir aile tablosu sunsa da o tüm sevgi ve saygı sözcükleri bir anda tersine dönüyor ve o gurur duyulan çocuklar birer birer içlerindeki canavarı dışarı bırakıyorlar. Yönetmen bunu yaparken hiçbir karakteri ön plana çıkarmadan, filmi tamamen bir aile analizi şeklinde ince ince işleyip modern çağda ailenin dinamiklerini sorgulatır duruma getiriyor. Tam da bu noktada yönetmenin bir metafor olarak kullanmayı tercih ettiği Yengeç Sepeti ismi hikayenin odak noktasına yerleşiyor. Ortalık biraz olsun kızıştığında, anne ve babanın gözündeki imajlarını zedelemek istemeyen kardeşler, saklı tuttukları tüm kötü yanlarını bir diğerinin suçuymuş gibi göstermek için adeta çaba sarf ediyorlar. Bu da ortaya yozlaşmakta olan bir aile resminin çıkmasına sebebiyet veriyor.

film arasi-yengeçKardeşler, bir sepetin içinde birbirlerini yeme uğraşındayken biz filmi daha çok anne ve babanın naif bakış açısından takip ediyoruz. Hikâyenin onların bakış açısından ilerlemesinin filmin doğallığına pozitif katkı yaptığını söyleyebiliriz.  Yaptıkları tüm kötü davranışlara rağmen her daim çocukları üzerinde korumacı ve affedici tavır takınan, tek umutları çocuklarıyla daha fazla vakit geçirmek olan anne-baba figürü ve birer yetişkin olduktan sonra kendi hayatlarını kurmak için aile evinden uzaklaşan evlatlar, toplumda karşımıza çıkması kuvvetle muhtemel aile yapısının da temsilcisi niteliğinde… Bu da özellikle belli bir yaştan sonra, ebeveynleri ayakta tutan tek duygunun umut olduğunu ön plana çıkarıyor. Bu olgunun filme yansıyış biçimi olarak ise, çocukların eve ilk geldiği anda; o umutsuz anne babanın yerini etrafına ne saçan iki insanın alması içgüdüsel olarak anne-baba duygusunun dışa vurumu olarak göze çarpıyor… Hikâye açıldıkça kardeşlerin karakteristik özelliklerinin daha belirgin bir şekilde ortaya çıkması, o ilk anki mutluluklarının yerini ufak çapta bir hüzün kaplayan anne-babanın huzur arayışının önüne geçemiyor. Bunu bazen, evlatlarının iyi yanlarına sahip çıkarak, bazen de bu hikâyenin ve toplumun en masum üyeleri sayılan çocuklara; torunlarına sıkı sıkıya sarılarak ulaşmaya çalıştıklarını görüyoruz. Bu hem anne ve babanın kalabalık aile yapısında her şeye rağmen huzurlu bir yaşam isteğini betimliyor hem de onları bu hikâyenin merkezinde iyilik sembolü olarak ön plana çıkarıyor.

Yengeç Sepeti; iki yaşlı insanın kalabalık bir aile yapısı ile mutluluğa erişebileceğini vaat ederek başlasa da hikâye bizi zamanla, kalabalığın tek başına yeterli olup olmadığı sorunsalına götürüyor… Nitekim toplumun en küçük birimi olarak adlandırdığımız ailenin, kendi içerisindeki çatlağın en çok o ailenin birincil yapı taşı olan anne-babaya zarar verdiğine bu hikâyede şahit oluyoruz. Sadri Alışık’ın önce göğsünü gere gere gurur duyduğunu söylediği çocukları hakkındaki düşüncelerinin, “Acaba biz bu çocukları doğru yetiştiremedik mi?” sorusuna evirilmesi; çocukların aile evinden uzaklaşmasıyla, modern çağ ve metropol hayatının bileşimi ile geleneksellikten kopuşu simgeler nitelikte. Keza tüm yaşananlara rağmen kardeşlerin aile yapısını ayakta tutmak için anne-babaya var güçleriyle sarılmaları da onların, geçmiş ile aralarında kalan tek bağı koparmak istememelerinin adeta su yüzüne vuruş şekli. Aslında film bize, geçmiş ile gelecek arasında da bir köprü kurmamıza olanak sağlıyor. Bir tarafta geleneksel aile yapısını simgeleyen anne-baba, bir tarafta metropol hayatında deforme olmuş kardeşler ve bu iki olguyu her şeye rağmen birbirine bağlayan aile kavramı. Filme bu gözle baktığımızda salt kalabalık bir aile yapısının mutluluk için tek başına yeterli olmadığını, modernite ile birlikte yozlaşan değerlere sahip çıkılması gerektiği gerçeği ile karşılaşıyoruz. Tüm bu parametreleri birleştirdiğimizde ise filmin bize farklı bir bakış açısından doğru bir aile tahlili sunduğuna tanıklık ediyoruz.

film arasi-sadri alışıkFilmi önemli kılan unsurların başında şüphesiz, Türk Sinemasındaki onurlu yürüyüşünün son adımına şahitlik ettiğimiz usta oyuncu Sadri Alışık geliyor. İsminin büyüklüğü ile filmi bir adım öne çıkaran usta oyuncu, kendisine yakışır bir performansla hem kariyerindeki son rolünün hakkını başarıyla veriyor hem de büründüğü sıcacık, naif baba rolüyle filmin gerçeklik duygusuna yaptığı katkı ile bir kez daha takdiri hak ediyor… Filmde ki bir diğer büyük usta ise, “Tiyatronun Cadısı” olarak da bilinen Macide Tanır. Sadri Alışık ile birlikte ortaya koydukları karı koca profili şüphesiz filmin en izlemeye değer, en duygu yüklü tarafı olarak öne çıkıyor. Bir nevi filmin naif tarafını temsil ettiklerini de söyleyebiliriz. Filmin içinde öne çıkan bir başka performansın altına ise Mehmet Aslantuğ imza atıyor. Keza 90’lı yılların yükselen değerleri arasında yer alan Aslantuğ; evin problemli en büyük çocuğu, abisi rolünün hakkını fazlasıyla verip masumane başlayan bu hikâyenin belki de en kötü kalplisi olarak öne çıkıyor. Genel hatlarıyla baktığımız zaman ise Sadri Alışık ile karşılıklı oynamanın verdiği duruş ile tüm oyuncuların performansını aşağı çekmeden en üst düzeyde var olabildiklerini kolaylıkla söyleyebiliriz.

Yavuz Özkan’ın 90’lar sinemasının anlayışını günümüze net bir şekilde taşıdığı Yengeç Sepeti, hem insanın içine işleyen samimiyetiyle gerçeklik olgusunu zirveye taşıyor hem de Sadri Alışık’a son bir kez saygı duruşuna geçmemize ön ayak oluyor. Yönetmenin uzun bir hastalık döneminden sonra filmde oynamak için ikna ettiği Sadri Alışık neden isminin bu kadar büyük olduğunu bize hafızalardan silinmeyecek bir performansla tekrar hatırlatıyor. Film ayrıca toplumun en küçük birimi olan aile kavramının ayakta durabilmesi için büyük uğraşlar verilmesi gerektiğini duru bir anlatımla gözler önüne seriyor. Yönetmen Yavuz Özkan’ın ağdasız anlatımıyla yücelttiği Yengeç Sepeti; daha adından ortaya güzel bir iş çıkabileceğinin sinyallerini verirken, iyi bir ekip çalışmasının eseri olarak hem dönemine ayna tutuyor hem de herkesin kendi hayatından çıkarım yapması gereken bir hikâye olarak ön plana çıkıyor.

Yazar: Polat Öziş

Film Arası Dergisi

Temmuz 2010’da yayın hayatına ‘merhaba’ diyen Film Arası Sinema Dergisi, beşinci yılına doğru, yoluna daha emin adımlarla devam ediyor. Kapak dosyaları ve röportajlarıyla her ay sinema gündemine damgasını vuran Film Arası, artan okuyucu kitlesi ile sinema heyecanının paylaşıldığı büyük bir aileye dönüştü.

Yorum Yap

Temmuz 2017