Karmaşanın Öngörülemez Cazibesi

Zamanında İtalya’nın siyasi birliğinin sağlanması adına her eylemin meşru görülebileceğini açıkça bildiren ve bu minvalde Prens adlı eseri de bulunan Niccolo Machiavelli ile özdeşleşen makyavelizm yaklaşımının günümüzde bireysel menfaat adına hiçbir kural tanımayan muhtelif kişi ya da kurumlarca benimsendiğini sosyal yaşantısında tecrübe etmeyen kişi sayısı bir hayli azdır. Josh Safdie’nin yönetmen koltuğunda oturduğu Marty Supreme adlı film, isteklerini karşılamak için meşru yöntemleri takip etme kaygısı gütmeyen Marty’nin ilgi çekici yaşamına yöneltiyor kamerasını.Amcasının dükkanında zorla çalıştırılan Marty bir masa tenisi oyuncusudur. Fakat ailesi bu yönünü tasvip etmez. Marty de tüm bu baskılara karşı durarak hayatını kendi kuralları ile şekillendirme mücadelesine girişir.

Film başlarken izleyici (filmin adından da hareketle) Marty adlı bir gencin başarılarla dolu yaşamına tanıklık edeceğini düşünüyor. Fakat Marty’nin gerek başarıya gerekse de etik kurallara kayda değer bir yanının bulunmadığı gerçeği izleyiciyi ters köşe yapıyor. Sosyal ilişkileri, istediğini elde etmek uğruna çatışma alanlarının tam merkezinde bulunma refleksi ile şekilleniyor. Bu durum sebebiyle de Marty maceradan maceraya atılıyor, izleyicisine sakin bir an yaşatmıyor. Bir noktadan sonra Marty’nin yaşamı izleyici için de çekilmez bir hal alıyor olsa da merak duygusu bir an dahi olsa kaybolmuyor. Marty’nin zihinsel karmaşıklığı, oturmayan kişiliği ve ben merkezli yaşam şekli kişisel ve mekânsal olarak tüm ilişkilerini domine ettikçe anlatının huzursuzluğu daha da artıyor.

Marty’nin yaşam şekline paralel olarak filmin kendisi de bir bütünlük arz etmekten uzak duruyor. Çatışmalı bir karakterin tüm paradoksları anlatıya da etki ediyor. Bir olaydan bir başka olaya hızla geçiliyor ve aynı Marty’nin yaşamı gibi gerçek manada tamamlanan hiçbir olay bulunmuyor. Japon masa tenisi oyuncusu Endo’ya karşı giriştiği takıntılı mücadelenin, turnuva düzenleyicilerle giriştiği anlamsız kavgalar ve haliyle de men edilmesi ile birleştiğinde kişisel tatmin dışında hiçbir müspet amaca hizmet etmediği açık. Aynı şekilde filmin bizatihi kendisi de izleyiciye tüm bu kaosu aktarmanın haricinde ders niteliği taşıyan net bir mesaj taşımıyor. Yönetmenin kendince bir anlam çıkarmadan sadece olanı biteni tüm karışıklığı ile aktarması filmi biyografi türünden uzaklaştırıyor. Marty’nin tüm yaşananlarla ters düşen duygu dolu tek halini filmin finalinde görüyor izleyici. Bunun bir son mu yoksa anlık bir ara mı olduğu ise net değil.

Marty Supreme filminin sinematografisi bir hayli başarılı. Filmle eş zamanlı ilerleyen kadraj kullanımları, retro anlatıya bugüne göre yine retro olan başka bir döneme ait müziklerin eşlik edişi, mekan kullanımındaki isabetli seçimler filme derinlik katmakta. Filmin başrol oyuncusu Timothee Chalamet rolü ile bütünleşiyor ve ustalıklı bir performans sergiliyor. Performansının başarısı diğer oyuncuların kısmen de olsa ön plana çıkabilmelerine set çekiyor. Filmi bir A24 filmi kılan unsurlar diğer pek çok A24 filmi kadar olmasa da varlığını hissettiriyor.

Marty Supreme can sıkmayan fakat huzur da vermeyen, belirgin bir öykü anlatmayan fakat izleyici konsantrasyonunu ayakta tutmayı başaran ilginç bir film. Merkezine aldığı kişiyi ne ise o şekilde anlatan filmin bu tekinsiz gerçekçiliğine saygı duymamak elde değil. Kapanış jeneriğinin akışına eşlik eden Tears for Fears’ın “Everybody Wants to Rule the World” şarkısı harika bir tercih olmuş.

1986 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden 2008 yılında mezun oldu. Öğrencilik yıllarından itibaren çeşitli film atölyeleri ve akademi çalışmalarına katıldı. Çeşitli kurumsal firmalarda sürdürdüğü profesyonel iş yaşantısı ile birlikte 2012 yılından bu yana Film Arası Dergisi’nde film kritikleri ve çeşitli sinemasal araştırmalar yazmaktadır. Aralık 2013 döneminden itibaren derginin Yayın Kurulu Üyesi’dir. İngilizce bilmektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir