İzleyici beklentisi oluşturmayı başarmış yönetmenlerin var olan kredileri bazen artar bazen azalır bazen de tükenir. Azalma ve tükenme konusu göreceli olsa da Yorgos Lanthimos’un kredisi bir hayli azaldı. Son filmi Bugonia’yı yönetmenin aykırı duruşu da filmin ahenkli akışı da kurtaramayacak gibi duruyor. Bir şirketin CEO’sunu uzaylı olduğu gerekçesi ile kaçıran iki kafadarın çevresel konulara ve maddi eşitsizliklere karşı duruşunu anlatan Bugonia, bilimkurgu yönünden ziyade komedi tarafı ile ön plana çıkıyor. Yenilik getirmeyen konusu ile izleyiciye bu bakımdan pek vaadi olmayan filmin genel olarak iddialı herhangi bir varlığa sahip olduğu da söylenemez. Emma Stone’un canlandırdığı Michelle Fuller’in, dünyayı yok etmek isteyen insan görünümlü uzaylı bir karakter olarak varlığı ne yazık ki anlatım dili olarak bu döneme hitap etmiyor. Ki film de zaten Güney Kore yapımı 2003 tarihli Save The Green Planet filminin yeniden çevrimi.
Bünyesinde komplo teorileri bulunan yapımların derinlikli olmaları beklenir. Zira yüzeysel bakışlar ile basitleşme riski bir hayli yüksektir. Küresel iklim sorunlarını merkeze alarak dünyanın varlığının tehdit altında olduğuna dair bir teorinin içini doldurmak gerekir. Teddy ve Don da dünyayı uzaylı istilasından koruyacak bir ciddiyete sahip olmaktan ziyade çocukça tavırlar sergileyen iki kuzen olmanın ötesine geçemiyorlar. Yer yer Teddy’nin bazı geçmiş travmalarına atıfta bulunulsa da karakter üzerinde ciddi bir etkisi yok bu durumun. Michelle Fuller’in buz gibi bir karakter olarak başlangıçta çarpıcı şekilde olan varlığı akışın absürtlüğüne kurban gidiyor. Filme atılan can simitleri oyuncuların performansları ve sinematografik kalite.
Filmin temposu yüksek, ahengi yerinde. Bu unsurlar izleyicinin perdeden tümden kopmalarına mani olan unsurlar. Finale doğru iyiden iyiye kontrolden çıkan anlatı, finalin bizatihi kendisi de eklendiğinde inanılmaz bir basitlikle nihayete eriyor her şey. Fuller’in Teddy’den intikam almak için çıktığı yolun yoğun bir öfke patlaması ile sonuçlanması üzerine kayda değer bir analiz yapılabilecek iken karakterlerin yavanlığı buna müsaade etmiyor. Yönetmenin aykırılık ile karakter şahsiyetini örtüştürememesinden ötürü her şey havada. Mevcudun tükenmişliğinden hareketle hayata yeni bir anlam katma çabaları (ki filme adını veren Bugonia kavramı çürüyen bir öküz leşinden arıların ya da sineklerin türeyebileceğine inanılan yeniden doğuş sembolü anlamına gelmektedir), bizatihi çabanın kendisi ve şekli sebebiyle akamete uğruyor.
Emma Stone’un Lanthimos ile kurduğu uzun soluklu yönetmen-oyuncu ortaklığı pek iyi gitmiyor gibi. Lanthimos filmlerinde anbean daha da karikatürize hale gelmeye başlayan karakterlere hayat vermeye başlayan Stone için bu ortaklığı gözden geçirmesi doğru bir hamle olacaktır. Filmin teknik gücü yerinde. Filmin genelinde mekan kullanımında kısıtlı bir alan tercih edilmiş olsa da finale doğru mekan da genişliyor. Fakat sanat yönetiminin güç katan bir unsur olduğu da söylenemez.
Büyük beklentilerle gösterime giren Bugonia, bu beklentileri hakkıyla karşılamaktan uzak kalmış bir film. Yönetmenin sinema kariyerinde çarpıcı olmayan ve yeni söz söylemeyen bir yapım olarak yer alacak film üzerine yönetmen adına düşünecek çok şey var. Antik dönemin sembollerini ve mitlerini bugüne taşırken bugünün güncelliğini de gözetmek gerekiyor. Neredeyse seri üretime geçen Lanthimos’un kariyerine bir süre ara verme kararı ise epeyce doğru bir karar.
Bir yanıt yazın