Nacer Khemir’den Ustalık Sınıfı

8. Alemlere Rahmet Uluslararası Kısa Film Festivali’nin 27 Kasım tarihinde gerçekleşen programında “Çöl İşaretçileri”, “Güvercinin Kayıp Gerdanlığı”, “Bab’ Aziz” ve “Şehrazat” filmlerinin Tunuslu yönetmeni Nacer Khemir, ustalık sınıfı gerçekleştirerek sinemaya yönelik deneyimlerini paylaştı.

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla, Sinema Genel Müdürlüğü, TRT, THY, AA, Albayrak Medya, Vakıf Katılım Bankası, Albaraka Türk Katılım Bankası ve Yunus Emre Enstitüsü’nün destekleriyle, Beyoğlu Belediyesi’nin ev sahipliğinde, Fidan Sanat Vakfı tarafından bu yıl 8’incisi düzenlenen Alemlere Rahmet Uluslararası Kısa Film Festivali’nin 27 Kasım Pazar günü Atlas 1948 Sineması’nda gerçekleşen programında ulusal finalist filmlerin gösterimlerinin ardından ekip söyleşileri yapıldı. Dördüncü gün Tunuslu başarılı yönetmen Nacer Khemir’in ustalık sınıfıyla devam etti.

Nacer Khemir, Verdiği Ustalık Sınıfında İnsana Dokunan Bir Sinemanın İnceliklerini Anlattı 

Festivalin Son Taslak Platformu kapsamında uluslararası jüri başkanlığını da üstlenen usta yönetmen Nacer Khemir bir ustalık sınıfı vererek, sinemaya yönelik bilgi ve tecrübelerini aktardı. Sinema yazarı ve yapımcı Alin Taşçiyan’ın moderatörlüğünde düzenlenen ustalık sınıfında Khemir, sinemaya bakışı ve filmlerinde yer verdiği insanî değerler üzerinde durdu. On sekiz yaşındayken UNESCO’dan aldığı bursla Paris’te film çalışmalarına başlayan ve festivalin açılış filmi olan “Bab’ Aziz” de dahil olmak üzere insana dokunan çok sayıda başarılı yapıma imza atan Nacer Khemir, “Sinema benim için özgürlüğü tatma ve başka bir açıdan dünyaya açılma anlamına geliyor. Ben sinemayı düşünmüyorum, benim asıl düşündüğüm insanlık.” diye konuştu. Khemir, şahit olmaya gücü yetmeyeni yaşamadan ölmüş olarak kabul ettiğini ve bu yüzden de sinema yapmaya karar verdiğini ifade ederken, “Hikâyesiz kimlik olmaz ve yeniden bulmak, yeniden keşfetmek için hikâye anlatıyorum. Hikâye anlatıcısı bizim için sinemasının atasıdır.” dedi.

“Herkes Gerçekçi Sinemaya Yönelirken Mitolojik Bir Anlatıma Yer Verdim”

“Çöl İşaretleri” filminde nesillerin, gelecekleri ve ülkeleri için nasıl acılar çektiğini anlatmaya çalıştığını söyleyen Khemir, işaretler metaforunu da bu filmde ortaya çıkardığını belirtirken, herkesin gerçekçi sinemaya yöneldiği dönemde kendisinin mitolojik bir anlatıma yer verdiğinden bahsetti. Usta yönetmen, filmdeki ikinci unsurun da köye gelen bir hocanın, anlattıklarının doğru olmadığını fark etmesi olduğundan söz ederken, “Hâlen bu problemi yaşıyoruz. Çocuklarımıza verdiğimiz eğitim bence tamamen yanlış. Çocuklarımızı ayakta dimdik kalabilen insanlara dönüştüreceğimize onların başlarını eğmelerini sağlıyoruz.” dedi. Nacer Khemir, “Filmde güzelliği bir acı duygusuna benzettim. Şu an bizi çevreleyen görsel kültür, yüz senelik sömürgeciliğin neticesi. Ben de çalışmamla bu sömürgecilikten kurtulmaya çalıştım.” ifadelerine yer verdi.

“Tasavvuf, Bir Estetik Ekolüdür Benim İçin” 

“Güvercinin Kayıp Gerdanlığı” filmini de “Orada gölge göremezsiniz. Minyatürlerdeki gibidir. Bu bir antifotodur. Bu antifotolar insanları etkilemiş bulundu.” sözleriyle anlatan Khemir, kendisinin bir sanatçı değil, bir zanaatkar olduğunu vurguladı. Nacer Khemir, “Sanatçı olmak beni aşan bir şey. Sanatçı olduğunuzda aileniz size ‘Sen büyük bir sanatçısın,’ der. Bana ise ailem ‘Senin problemlerinden bıktık,’ diyorlar.” ifadeleriyle de zanaatkar oluşunu örnekledi. “Hiçbir zanaatkar yoktur ki bir tarikata mensup olmasın. Onlar, zikir esnasında kalplerini parlatıyorlar. Bizim estetiğimiz de burada yatıyor. Bu alemde sadece ben varım dememeyi öğrenmek.” diyen Khemir, “Tasavvuf, bir estetik ekolüdür benim için. Nerede güzellik varsa aşk vardır. Nerede aşk varsa güzellik oradadır. Bir topluma bakıp onu çirkin buluyorsanız o toplumun aşkın anlamını unuttuğunu anlarsınız. Benim için sanatçının bir işlevi de bu felsefeyi tekrarlamaktır.” ifadelerini kullandı.

İbnü’l-Arabî ile ilgili film yapmanın nasıl bir duygu olduğuyla ilgili soruya ise Khemir, onun mezhepler üstü olması nedeniyle kolay bir iş olmadığı şeklinde cevap verirken, “Onun hâlen hayatta olduğuna inandırmak için film çektim. Hatta filmin sonunda insanlar onunla karşılaşıp karşılaşmayacağını merak ettiler. Onu okumak çok zordur, bu yüzden filmini yaptım.” dedi.

“Güzelliği Kim Görebiliyorsa, İdrak Ediyorsa Güzellik Onundur”

Nacer Khemir, filmi yaptıktan sonra kendisinin olmaktan çıktığını söylerken, güzelliğin kendisindeki karşılığı ile ilgili de “Güzelliği Rumi gibi insanlarda da bulursunuz, Nazım Hikmet’te de bulursunuz. Hâlbuki ikisi birbirinden farklıdır. Güzelliğin millî kimliği yoktur, kimsenin malı değildir. Güzelliği kim görebiliyorsa, idrak ediyorsa güzellik onundur.” ifadelerini kullandı. Ayrıca “Ben tasavvuf tarihçisi değilim. Tasavvuf ya da herhangi bir şeyin talebesi olma derdim yok. Şu an yapmaya çalıştığım şey haysiyetimle yaşamak ve bu zor bir meslek.” derken, “Hepimiz bir bisikletin üstündeyiz ve düşmemeye çalışıyoruz. O bisikleti sürün. Ama tabii ki onu sufi bir ritimle sürerseniz daha da güzel olur ve bu bir tarikata bağlılık değildir. Hayat, bir kalp atışıdır. Tasavvuf da öyle. Maceraya çıkın.” sözleriyle yaşama dair anlayışına yer verdi.

“En Büyük Problemimiz Yağmalanmamız ve Farkında Değiliz”

İnsanın ne yaparsa yapsın ihlasla yapması gerektiğini belirten Nacer Khemir, “Bab’ Aziz” filmini farklı milletlerin kendilerine göre görüp, çeşitli yorumlar getirdiklerini söylerken, “Bana geçmişi arıyorsunuz diyorlar. Oysaki ben onların geleceğine ağlıyorum. En büyük problemimiz yağmalanmamız ve farkında değiliz.” diyerek, kültürel değerlerimizin yozlaşması üzerine konuşmasını sürdürdü. Sinema anlayışının çoğu kişiden farklı olduğunu da aktarırken, “Sinema reel değildir. Ben orada size bir hikâye anlatıyorum, hayat şu ya da bu demiyorum. Hikâye ise hafife alınacak bir şey değildir, bir ağacın gölgesine çekilmek gibidir.” diye konuştu.

Festivalde Ulusal Yarışma Finalistleri de Seyirciyle Buluştu

 

Ulusal yarışma finalistlerinden olan Muaz Güneş’in “Yasemin”, Deniz Telek’in “Suyu Bulandıran Kız”, Kumru Karataş’ın “Körfez”, Semih Sağman’ın “Gulab Gul”, Celal Yücel Tombul’un “Meryem”, Ahmet Akaltun ve Sezer Baydar’ın “Dağın Arkasında Berivan, Fırat Onar’ın “Perdeler”, Selahaddin Eyüp Tan’ın “Zamanımızın Kahramanları”, Yağmur Kartal’ın “Oyuncakçı Saklı Yadigarlar”, Ali Rıza Erdemir’in “Vesikalık”, Clint Davis’in “Vona”, Zeynep İncetekin’in “Kalem” ve Mehmet Nuri Kaya’nın “Azami Nefes Sayısı” filmlerinin yanı sıra uluslararası yarışma finalisti “The Search” seyirciyle buluştu.

Yarışma koordinatörü Rabia Özmen’in moderatörlüğünde film ekipleriyle gerçekleştirilen söyleşide “The Search” filminin yönetmeni Orhan Dede, bir çocuğun babasına ulaşma sürecinin önemine vurgu yapmak amacıyla filmi çektiğini söylerken, çalışmalarında içsel bir yolculuğa da yer vermeye çabaladığından bahsetti. “Yasemin”in yönetmeni Muaz Güneş, “Hamlet” eserini okuduktan sonra kader ve aşk üzerine çok düşündüğünü ve bir gece denk geldiği böcekle de hikâyeyi birleştirdiğini kaydederken, filmde diyalogların doğallığına inanarak seslendirmeyi çok önemsediklerini belirtti. “Gulab Gul”un yönetmeni Semih Sağman, insanî krizi anlatmak için kaldıkları yerlerden hikâyeler toplarken, “Gulab Gul” isimli çocuğu duyup peşine düştüklerini ve 12 saatte filmin ortaya çıktığını ifade etti. “Suyu Bulandıran Kız” filminin yapımcısı Kübra Kip, yönetmen Deniz Telek’in, hayatını kaybeden küçük kız kardeşinin hikâyesi için gittiği köyde halasının hikâyesiyle karşılaşınca dönüşen senaryolarını anlattı. “Meryem”in yönetmeni Celal Yücel Tombul, hikâye açısından ve karakterlerin zıtlıklar içerisindeki yönleri nedeniyle filmde karanlık bir atmosfer yarattıklarını kaydetti. “Perdeler” filminin yönetmeni Fırat Onar, hikâyenin hassasiyetine ve mahremiyetine etkisi olacağını düşündüğü için ismen ve metafor olarak filmin perdeyle açılıp, perdeyle kapandığını söyledi. “Azami Nefes Sayısı”nın yönetmeni Mehmet Nuri Kaya, 2019 yılının başlarında havaalanında başlayıp gelişen hikâyeyi stop motion tekniğiyle 7 ayda çektiklerini ifade etti. “Vona”nın yönetmeni Clint Davis, Türkiye’de sörf için bir yer ararken, tanıştığı arkadaşıyla Ordu’ya geçtiklerinde en uygun mekânın burası olduğuna karar kıldıklarını belirtti. “Dağın Arkasında Berivan” filminin yönetmenlerinden Ahmet Akaltun, coğrafyayı coğrafyaya anlatmak isteğiyle yola çıktıklarını söylerken, Sezer Baydar da filmi diyaloglarla boğmak ve yapılanları anlatmak yerine gösterme yolunu seçtiklerini ifade etti. “Zamanımızın Kahramanları”nın yönetmeni Selahaddin Eyüp Tan ise arkadaşının aldığı bir karara çevresinin verdiği tepkiyle filmin ortaya çıktığını anlattı.

Festivalin Gelecek Gün Programları

Festivalin 28 Kasım tarihinde Fidan Sanat Vakfı’nda Son Taslak Platformu kapsamında gerçekleşecek “Bir Filmin Yolculuğu” başlıklı workshop’ta MayısFilm adına yönetmen Bekir Bülbül ve REMOFilms adına yapımcı Ramazan Kılıç, Oscar Akademi üyesi, İranlı yönetmen Narges Abyar ile yönetmenler Orkhan Aghazadehve Hanis Bagashov konuşmacı olarak yer alacak. 29 Kasım tarihinde ise kapalı oturumlar ile Son Taslak Finalistleri’ne yönelik pitching eğitimi ve yapım wokshop’ında da proje dosyasının nasıl hazırlanacağı ve kitlesel fonlama, festival süreçleri üzerine konuşmalar gerçekleştirilecek. 30 Kasım tarihinde Atatürk Kültür Merkezi (AKM)’nde düzenlenecek kapanış töreninde ise ödüller sahiplerini bulacak.

8. Alemlere Rahmet Uluslararası Kısa Film Festivali ile ilgili detaylı bilgi için www.alemlererahmetfilm.com adresi ziyaret edilebilir.

PAYLAŞ

Ağustos 2010’da yayın hayatına başlayan aylık sinema dergisi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir