Koridor: Bir Yaşlılık Hikayesi

Şu hayatta birbirlerinden başka hiç kimseleri kalmamış iki kız kardeşin eski püskü evlerinde geçirdikleri birbirinin aynı günleri aktaran Koridor, Türkiye sinemasında görmeye alışık olmadığımız bir iş.

Erkan Tahhuşoğlu’nun yönettiği Koridor, bir tek mekân filmi. Antakya’da, yönetmenin arkadaşına ait bir ofisi çekimler için eve dönüştüren ekip, sınırlı alanda harikalar yaratmış. Bu detayı vermemin sebebi, kolayca “eski bir ev bulup çekmişler” diye geçiştirilebilecek bu çalışmanın ne kadar kıymetli olduğunun altını çizmek. Merdaneli çamaşır makinesinden kova tipi elektrik süpürgesine, mutfak eşyalarından koltuk takımına kadar her detayı incelikle düşünülmüş, içinde yaşayanlarla birlikte yaşlanmış izlenimi veren bir ev kurmayı başarmış sanat yönetmeni. Kız kardeşlerin kıyafetleri de yine aynı şekilde başarılı bir kostüm çalışmasının ürünü.

Koridor’un geleneksel anlamda özetlenebilecek bir hikâye akışı yok. Annesiz, babasız, çocuksuz ve hayat arkadaşsız iki yaşlı kadın, iki kız kardeş birlikte ölümü bekliyor. Aynı yatakta yatıp, aynı sofrada yiyip, aynı geçmişin hasretiyle dertleniyorlar. Biri daha açıkgöz, dik başlı, sert ve iş bitirici. Diğeriyse iyi huylu, uzlaşmacı, nazik ve gelecekten hala umutlu. Hele bir “abla” deyişi var ki duymalısınız. İki kız kardeşin çatışmaları üzerine kurulu değil ama film, bu farklar karakterleri tanıtmak için var. Yoksa ikisi bir elmanın iki yarısı ya da son karede gördüğümüz üzere aynı kalbin parçaları gibi. Sımsıkı tutunmuşlar birbirlerine.

Koridor büyük olayların değil, detayların filmi. Yaşlılık, yalnızlık, eskiye özlem, ölmüş anne babanın hasreti, kapıyı çalacak bir komşunun beklentisi, kahveye eşlik edecek bir nefesin ihtiyacını anlatıyor. Hayatının baharında, kalabalık evlerde yaşayan, günleri debdebeyle geçen seyirciye yalnız, yaşını almış, sevdiklerini kaybetmiş ve ölümü sık sık düşünen seyirci kadar tesir etmeyebilir. Bu durum elbette onun değerini düşüren bir handikap değil, bilakis detaylarının ancak “yaşayan bilir” denecek kadar gerçek oluşunun sonucu.

İki oda bir banyodan oluşan film setini başarıyla kullanan ve tekrara düşmeyen, bunaltmayan yönetmenin görüntüye hakimiyeti takdire şayan. Düş sahnelerinin rüyayla uyanıklık arasında hepimizin başına gelenler kadar gerçekçi oluşu hoş. Ajitasyona müsait konusuna mesafeli duruşu ama soğukkanlılığı soğuklukla karıştırmaması da keza öyle. Ve muhteşem performanslar aldığı oyuncularını kullanışı alkışlık. En çok da sinemamıza taşrada geçmeyen minimalist bir film kazandırdığı için tebrik ediyorum Erkan Tahhuşoğlu’nu ve yeni çalışmalarını merakla bekliyorum.

1983 yılında, mutlu bir aileye doğdu. 15 yaşında sinema salonlarıyla tanışıp, bazı filmlere âşık oldu. “Ben de yaparım” zannederek, -o zamanki algısıyla- senaryo yazmaya ve her sene doğum günü gelmeden bir uzun metraj tamamlamaya başladı. “Yapan” olmanın kendisi için o kadar da kolay olmayacağını anladığındaysa bu büyülü dünyadan kopmamak için, filmler hakkında “yazan” olmaya karar verdi. Geçen yıllar içinde istemeden de olsa tıp hekimi olup 12 yıl çalıştıktan sonra mesleği bıraktı. 13 yıllık sinema yazarlığı süresince Altyazı Sinema Dergisi, Filmlerim.com, Öteki Sinema, Blogum Dergisi, Haftalık Sinema Antrakt Gazetesi ve Film Arası Dergisi’nde yazıları yayınlandı ve Ters Ninja sitesinde editör olarak kök saldı. Yaklaşık bir yıldır da her perşembe yayınladığı, ülkenin ilk dijital platform bülteni Bu Hafta Ne İzlesem? sayesinde tutkusuna bağlı kalmayı sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir