FilmArası Dergisi

İstanbul Film Festivalinden Kısa Kısa – 1

34. İstanbul Film Festivali tüm hızıyla sürerken filmler arasındaki yoğun koşturmaca arasında festivalin öne çıkan yapımlarına da kısa kısa değinmeye çalışacağım. İlk bölümde Aynasız, Motivasyon Sıfır, The Salvation ve Azrail filmleri notlarımız arasındaki filmler.

AYNASIZ – Gerard Johnson
Filmin Puanı:5/10

filmarasi-hyena-aynasız
Aynasız, polis teşkilatındaki yozlaşmayı anlatan bir film. Polis baş karakteri Michael aracılığıyla hem kişisel hem de tüm teşkilatın nasıl bir yozlaşma içerisinde olduğunu şiddetin ve yasadışının kol gezdiği bir atmosfer yoluyla aktarıyor. Yönetmen seyirciyi Michael’in yasanın neresinde durduğu konusunda ikilemde bırakıyor. Suç çetelerini bilgi kaynağı olarak kullandığını gördüğümüz (veya bize öyle lanse ettiği için) gibi uyuşturucu ticaretinde önemli bir aracı aktör olduğuna da şahit oluyoruz. Karakterin suç batağına ne kadar battığı konusunda kesin bir şey söylenemezken, suç ağındaki bir Türk’ün öldürülmesi sonucu işler gitgide bir açmaza sürüklenir; cinayete şahit olan Michael ise yavaş yavaş hayatını da tehlikeye atan bir sürece dahil olur. Özellikle yurtdışında yaşayan Türk yönetmenlerin filmlerinde sıkça karşılaştığımız Türk, Arnavut, Sırp çetelere Aynasız filminde de önemli roller teslim ediliyor. Arnavutlar yine bildiğimiz gibi çözümü çok kanlı ve vahşice cinayetlerde buluyorlar. Michael neredeyse görünmez bir aracıyken hedef haline dönüşüyor. Fakat senaryo bildiğimiz yozlaşmış polis teşkilatı ve gitgide batağa doğru giden çaresiz baş karakter modeline hiçbir yenilik getiremiyor. Entrikanın gidişatı en başından hiç şaşırtmayan bir rotada seyrediyor. Filmin görsel açıdan da herhangi bir yenilik denemediği, yoğun hareketli kamera tercihinin filmin aksiyonlu yapısına destek olduğu söylenebilir. Filmin belki de en akılcı yanı jenerikten itibaren kullanılan müziklerin filmdeki aksiyona ve kaosa doğru bir altyapı sağlaması denilebilir. Zaten filmden çıktıktan sonra akılda hikayeden çok müziklerin kalması çok da iyiye işaret etmese gerek. Ayrıca filmin dikkat çeken taraflarından biri de etnik grupların yansıtılmasında müziğe biçilen görev; hem Türk hem de Arnavut karakterlerin mekanlarına girdiğimizde mutlaka yerel ezgilerle karşılaşıyoruz. Tarafları ilk tanıdığımızda mekânsal özelliklerden çok müzikle bir bilgilendirme yapılması kullanışlı bir yöntem olarak gözükmesine karşın bir süre sonra kendini tekrar eden bir hale dönüşüyor. Etnik motif olarak müziğin yanına herhangi bir şey eklenememesi kültürler üzerinde basmakalıp kullanımların ötesinde bir gözlem, araştırma yapılmadığını gösteriyor. Son olarak yönetmenin final tercihini ise evlere şenlik olarak yorumlayabiliriz. Niye öyle olduğunu da filmi izleyenlere bırakalım? Cin olmadan adam çarpmak bu olsa gerek diyerek küçük bir tüyo verelim.

MOTİVASYON SIFIR – Talya Lavie
Filmin Puanı:6/10

Filmarasi - zero-motivation
Motivasyon Sıfır’ın eleştirisine gelmeden önce filmin fragmanından epey farklı hikâyeler anlattığını söyleyelim. Kız askerlerin askeriyede yaşadıkları komik olaylar, düştükleri komik hâller, erkekler dünyasında varolma mücadelesi gibi konulardan epey farklı dertleri olduğunu söyleyebiliriz. Film jenerikten finale kadar bir yandan kız askerlerin psikolojisine eğilirken öte yandan da askerlik kurumuna sert eleştiriler yöneltiyor. Fakat bu ikisi arasında nasıl bir denge kurduğu veya kurabildiği konusu filmin zayıf karınları arasında. Film üç bölüm üzerinden hikayesini anlatıyor; her bir bölüm iki ana karakterin hem askerlikle kurdukları ilişkileri hem de kendileriyle olan hesaplaşmaları ele alıyor. İlk bölüm bir bakıma askerliğe giriş minvalinde kız askerlerin askeriyedeki günlük rutinlerine yoğunlaşıyor. Yönetmen sadece birkaç sahneyle dahi askeriyedeki cinsiyetler üzerinden görev dağılımını özetleyebiliyor. Erkek askerler “güç”le ilişkilendirilen işleri yaparken, kızlar/ kadınlar ofis işlerinden sorumlu tutuluyorlar. Kızlar arasında gönüllü olanlar zorlu bir fiziksel eğitimden geçerek subay olmaya hak kazanabiliyorlar. Film askeriyedeki kesin cinsiyetçi görev ayrımı yanında erkek askerlerin karşı cinslerine yaklaşımı konusunda da eleştirel bir bakışa sahip. Kendilerine içecek servisi yapan kız askerleri dikizleyen, rütbelerini ve üniformalarından edindikleri mesleki karizmalarını kullanarak kız askerleri kendilerine aşık eden, onların duygularıyla oynayan erkek askerler hem bir mizah malzemesi olarak kullanılıyor hem de bu tutumları kritize ediliyor. Ayrıca askeriyede eşcinsel erkek askerler gerçeğine de yer vererek tabu olan bu konuya el atmaktan geri durmuyor.
Kız askerlerin askerlikle kurdukları ilişkiye farklı karakterler üzerinden yaklaşan film, iki ana karakterden birisi olan Daffi ‘nin bulunduğu merkez dışı hatta çöl birlikten kurtulup, başkent Tel Aviv’e gitme çabasını geçerli bir zemine oturtamayarak, karakterin de güçlü bir motivasyon doğrultusunda yapılandırılamamasına neden oluyor. Tel Aviv bir bakıma ulaşılmak istenilen cennet, konfor, daha yaşanılası bir yer olarak kodlanıyor. Başta iki ana karakter olmak üzere çoğu kız askerin askerliğin şartlarından öte içinde bulundukları duygusal durumun kararlarına yön verdiği görülüyor. En yakın arkadaşından ayrıldığı için içine kapanan ve otoriteye ayak direyen Zohar veya asker sevgilisi kendisiyle oynadığı için intihar eden kız asker örneklerinde olduğu gibi. Zohar ‘ın otoriteye karşı aldığı tutumla beraber çok sert bir bürokrasi eleştirisi de yapıyı yönetmen; gereksiz ve sadece iş olsun diye uydurulan rütbeler, kimi demirbaşlara atfedilen yoğun anlamlar, teknoloji çağında hala basılı kaynaklarla arşivleme sistemi vs. eleştiriden payını alıyor.
Filmin ikinci bölümünde uzun uzadıya yer verilen askerlerin cinsellikle imtihanı ise askeriyeyi cinselliğin oldukça normalleştirildiği bir kuruma dönüştürüyor. Hele ki İsrail gibi tutucu bir ülke için bir başka tabu olması beklenen konunun birçok ayrıntısıyla işlendiğini görüyoruz. Özellikle kız askerler tarafından Zohar’a uygulanan bekaret baskısı basit bir komedi unsurundan öte ciddi bir psikolojik etken olarak gösteriliyor. Yönetmen belki finalde Zohar’ın bölüm boyunca binbir çaba sergilediği bekareti kaybetmesini nihayete erdirerek mutlu sona ulaşıyor gözükse de genel olarak duruma oldukça alaycı ve eleştirel bir pencereden yorumunu yapabiliriz.

İNTİKAM – Kristian Levring
Filmin Puanı:5,5/10

filmarasi-salvation
Danimarkalı yönetmen Kristian Levring modern bir western denemesiyle festival seyircisiyle buluştu: İntikam. En son Onur Savaşı filminde tüm filmi sırtında taşıyan Madd Mikkelsen’i yanına alan yönetmen 1870’lerde geçen bir westerne imza atıyor. Westernin ana unsurlarından ulus inşasının yavaş yavaş vuku bulduğu bir dönemdeyiz. Petrolün dünya sahnesine çıkmaya yüz tuttuğu yıllar. Zaten finale doğru da petrole kilit bir rol verildiğini görüyoruz.
İntikam’da yıllardır eşi ve çocuğundan uzak diyarlarda bir düzen kurmaya çalışan Jon’un ailesinin bölgenin önde gelen çeteleri tarafından öldürülmesi sonrası intikam mücadelesi anlatılıyor. Vinterberg öyküden çok biçime yoğunlaştığı filminde yer yer çizgi roman estetiğini andıran bir sinematografi tercih ediyor. Filmin kasvetli ruh halini destekleyen atmosfer yaratımı intikam duygusuna da olumlu katkı yapıyor. Hikaye olarak baktığımızda ise karşımızda Westerne Giriş 101 kıvamında bir eser buluyoruz. Adalet sağlamakta yetersiz kalan şerif, yozlaşmış din görevlileri, toplumu haraca bağlayan çeteler gibi unsurlar bilindik kalıplara sadık kalınarak üzerlerinde bir değişiklik yapılmadan ele alınıyor. Aynı şekilde Jon’un intikam süreci de klasik anlatımın dışına sapmaksızın oldukça düz bir biçimde anlatılıyor. Filmin çoğu yerinde çete lideri Delarue’nin Jon’a göre daha karizmatik duruşu senaryonun sıkıntılı yanlarından birini oluşturuyor. Vinterberg westernin kullanmayı çok sevdiği ya yok sayılan ya da sorun çıkartan kadın modelini aynen kullanırken, finalde bir ters köşeyle kadına (Madelaine karakteriyle büyüleyici Eva Green) aktif ve zincirlerinden kurtulduğu bir görev veriyor. Finalde iki yaralı yüreğin birbirlerini tedavi edercesine ortaklığa atanmaları filmin de güçlü bir son yapmasına yardımcı oluyor.

AZRAİL – Zvonimir Juric
Filmin Puanı:2,5/10

filmarasi-kosac-azrail
Hırvatistan yapımı Azrail kesişen öykü mantığını kullanarak bir gecede geçen bir öykü anlatmaya çabalıyor. Filmin tanıtım cümlelerine baktığımızda savaş sonrası kapanmayan yaralarla ilgili ifadelere rastlamış olsak da yönetmen Juric tamamen kesif ve içine girilmesi mümkün olmayan bir anlatı yapısı inşa ediyor. Üç farklı hikayedeki karakterlerin dertlerine vakıf olamadığımız gibi birbirleriyle kurdukları bağlantıların da oldukça zayıf oluşu olgunlaşamamış bir anlatım ortaya çıkartıyor. Hikayedeki üç karakterin de yalnızlık ve çevreleriyle veya aileleriyle iletişim sorunları olduğu anlaşılabiliyor. Fakat bu dertlerin tam anlamıyla seyirciye hissettirilmesi ve inandırıcı bir hale gelmeleri için olabildiğince az veri seyircinin eline tutuşturuluyor. Kişilerin geçmişlerinden getirdikleri kötü şöhretin veya çevrelerinden izole bir hayat sürmelerinin kendilerine önyargıyla yaklaşılması gibi toplumsal zaaflara yol açtığını, bu bakışın kimi zaman ölümcül boyutlara geldiğini söylemeye çalıştığını düşündüğümüz Azrail, çoğu zaman uzun süresine karşın yeni bir şey anlatmadığı duygusu uyandırıyor. Hikayeye yerleştirilmeye çalışılan gerilim faktörü için geceden kaynaklı karanlık atmosfer, tekinsiz müzikler ve fazlasıyla ağır ve uzun tutulmuş plan sekanslar biçimsel açıdan yeterli desteği sağlıyor sağlamasına ama senaryo öylesine boşluklar bırakarak ilerleyemiyor ki görsel açıdan güçlü ama kabızlıktan mustarip bir anlatım ortaya çıkıyor. Aynı dertten mustarip olma yönünden Melisa Önel’in Kumun Tadı filmiyle aynı kategoriye konulabilecek Azrail, kimi anlarında seyirciyi sıkıntıdan ve senaryosuzluktan boğan bir karabasana dönüşebiliyor.

Avatar

Murat ATA

Sinema her şeyim. Hayallerim, bir şekilde hangi alanı olursa olsun temas halinde olmak istediğim, hayatımın vazgeçilmezi..

Woody Allen, Dardenne Kardeşler ve Reha Erdem'in sinema dünyalarından tarifsiz bir şekilde etkilenirken; sinema tarihinin en iyi filminin Yurttaş Kane olduğu üzerine düşüncem, seyrettiğim her filmle biraz daha pekişiyor.

Yorum Yap

Temmuz 2017