“Cemil Şov’u Çekebildiğim İçin Kendimi Şanslı Hissediyorum”

Güvenlik görevlisi Cemil’in oyuncu olma tutkusunun bir takıntıya dönüşmesini anlatan Cemil Şov’un  yönetmeni Barış Sarhan ile filmin  ortaya çıkış sürecini, yeniden inşa edilen Yeşilçam filmlerini, ilk filmini çekerken yaşadığı  zorlukları konuştuğumuz röportajımız yayındadır. 

Başrollerinde Ozan Çelik, Alican Yücesoy ve Nesrin Cavadzade’nin yer aldığı Cemil Şov, festival yolculuğuna Rotterdam’da dünya prömiyerini yaparak başladı. Uluslararası ve ulusal festivallerde yolculuğu devam etti. 40. İstanbul Film Festivali’nde En İyi Kurgu ödülünü, 28. Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Müzik ödüllerini kazandı. Dün itibariyle Cemil Şov, Netflix kütüphanesinde yerini aldı.

Barış Sarhan’ın “Vitrinin arkasında olmak için illa şehrin dışından gelmeye gerek yok” dediği röportajımız yayındadır. Keyifli okumalar…

  • Cemil Şov’un hikayesi nasıl ortaya çıktı?

Ben Güzel Sanatlar mezunuyum. Uzun seneler tasarım yaptım. O yüzden de insanların ben özelim çağında kendilerini nasıl gösterdiği, zaman zaman onun üreticisi olarak zaman zaman da onun karşısında biri olarak benim için önemliydi. Hep böyle bir çatışma içindeydim. Yeri geldiğinde bir öfkeye de dönüştü. Niye insanlar kendilerini olmadıkları bir şekilde gösteriyorlar, kendilerini bu kadar öne çıkarıyorlar ya da ben onların arasından kendimi nereye konumlandırıyorum şeklinde sorularına dönüştü. O zaman benim meselemin kendini ortaya koymaya çalışan insanlar olduğunu gördüm. Burada benim dikkatimi çeken, anlatılması gereken vitrinin arkasında olanlardı. Onların içlerinde hissettiği his, kin, hınç, benim kavramlarımdı. Çünkü insanın dışa gösterdiğiyle kendisinde olan arasında şuan ciddi bir mesafe var. O ruhsal mesafe insanlarda kendi üstlerine çok gitmeye neden oluyor. Bu kavramların önemli olmasıyla ‘Cemil’i çalışmaya başladım. Nerede en iyi bu çatışma çıkar dediğimde günümüzde o şovun en iyi yapıldığı yer olan alışveriş merkezleri  karşıma çıktı. Bir gün tesadüfen alışveriş merkezlerinden birinde  o arka kapıların karanlığını gösteren bir kapı açılmıştı. Arka tarafta geçen öykünün ön tarafa bu kadar yakın bir karanlıkta olması dikkatimi çekti. Güzel bir diyalektik kurabilirim dedim. Oradan da mekanı buldum. O mekan içerisinde kendinden beklentileri yüksek olan, çok yetenekli olduğunu düşünen ama o kadar yetenekli olmayan bir güvenlik görevlisi nasıl olmalı derken, yavaş yavaş Cemil ortaya çıkmaya başladı. Cemil’in ruh halini geliştirmeye çalışırken onun kendini ifade etmesi için yollar ararken bunun bir karanlık öykü olacağı belliydi. Karanlık öyküde Cemil’e yoldaş olacak birine ihtiyacım vardı. Orada da Turgay Göral ortaya çıktı. Bu karanlığı besleyen Türk filmleri işin içine girdi. Aslında yapısal olarak adım adım tüm elementler kendini var etti. O süreçten sonra stil üzerine düşünmeye başladım. Stilde kendi kendine hepsinin üstünü örten renkli bir yorgan gibi adapte etti. 

  • Kısa filmden uzun metraja bir geçiş var, bu geçiş çok görülen bir durum değil. Sizin için bu geçiş süresi nasıl oldu?

Cemil Şov, baştan beri uzun metraj projesiydi. Araya bir kısa filmin girmesi dünyasını, dramatik yapısını, mizansenini kurabilme amaçlı bir denemeydi. Oyuncuların karakterlerini daha iyi anlaması için yapılan bir egzersiz çalışmasıydı. Bir de uzun metrajı gerçekleştirme sürecinde kısayı göstermenin iyi olacağını düşündüm. Kısadan uzuna geçiş değil uzunun arasına giren bir kısa diyebilirim.

  • Başrol oyuncunuz Ozan Çelik’e bir parantez açarak, ekibinizi nasıl oluşturdunuz?

Tasarımdan geldiğim için, orada ortak bir üretim metodu var. Özellikle belirlediğim, yaratıcı ortağım dediğim insanlar vardı. Görüntü yönetmeni, yönetmen, oyuncu, sanat yönetmeni, müzisyen ve sonrasında eklenen kurgucu en önemli kişiler bunlardı. Açıkçası hepsinde bir sanatçılık görmek istedim. Türkiye’de çok gelişmiş bir sinema sektörü var. Çok uzun zamandır çalışan insanlar var ama işlerinden o kadar yoğun çalışıyorlar ki genelde geldikleri yerlere usta çırak ilişkisi içinden geliyorlar. Sanat yönetmeni dekor yapımı, görüntü yönetmeni kamera ekibi içerisinden yükselerek geliyor. Yaratıcı dünyamı oyuncular dışında kalan ekibi bu tarzdan oluşturmak istemedim. Sanatsal bakışla bakan, okulunu okumuş birileri olsun istedim. Önümde benim gibi yaratıcı düşünen insanlar olsun istedim. Çok iyi bir sanat yönetmeni şimdinin tabiriyle yapım tasarımcısı yani Billur Turan varsa sonrasında dekoru kim yapacakmış, eskitmeler nasıl yapılacakmış çok önemli olmuyor. Billur ile bizim aylar öncesinden kavramsal bir görsel dünya yaratma endişemiz vardı. Her bir sahne mitolojik, kavramsal bir yere dayanıyordu ve biz onların kodlarını, dünyasını birlikte kurduk. Görüntü yönetmeni Soykut Turan’ın kamerayla içgüdüsel bir ilişkisi var. Onunla çalışırken bu tarzı beni çok etkiledi. Ekibimi böyle bir şekilde kurdum. Oyuncularda en önemli olan benimle olan ilişkileriydi. Ozan Çelik, orada bizim için çok ciddi bir şanstı. Çünkü o zamanlar sadece Sivas’ta oynamıştı. O zamanki cast direktörüm Şafak Binay çok yetenekli biri var diyerek Ozan’ı söylemişti. Ozan’ın karakterinin kişisel bakışının farklılığı Cemil karakterine çok şey kattı. Yazdığım karakter daha köşeli, sert, hınç dolu olduğunu daha net gösteren biriydi. Birazcık da Cemil karakterinin ele avuca sığmaz tam da nereden bakılacağını bilinmedik hale getiren Ozan’ın kendi karakteriydi. 

  • Filmin içinde sinema tarihimize dair çeşitli filmlere atıflarınız bulunuyor. Cemil Şov’un  içerisinde çeşitli filmler çekiyorsunuz ve yeni bir Yeşilçam inşa ediyorsunuz. Yeniden inşa etme fikriyle ilgili düşünceniz nedir?

Filmin içinde direkt olarak bir filmin ya da yönetmenin ismi geçmiyor. Filmimin dramatik ihtiyaçları neyse onu Türk sinemasının geçmişinden alarak ihtiyacım olan yerlerde kullandım. Mesela yönetmen karakteri bildiğimiz karikatürize edilmiş hale daha uygunken, çektiği filmler ise ondan beklenmeyecek şekilde film noir estetiği olan filmler. O atıflar için direkt olarak şuradan ya da buradan diyemeyiz ama çalıştığımız filmler var. Onlar arasında benim için en önemli olan çekerken de yaparken de sinematografik olarak iyi görünmesiydi.

  • Sinemamızda varoluşsal kaygılar işlenen bir konu ama şehirdeki insanın kaygılarına dair filmler yapılmıyor. Cemil Şov’da şehrin ortasında yer alan bir alışveriş merkezinde varoluşsal kaygılar çeken birisinin hikayesini anlatıyorsunuz. Şehirde geçen bir hikayeyi anlatmakta zorluklar yaşadınız mı?

Şehrin dışında kendi varoluşunu arayan karakter filmlerinin, yönetmenlerin kafalarını kurcalayan şeyin tam olarak o olduğu için yapıldığını düşünüyorum. Büyük ihtimalle büyük şehir dışında çocukluğunu geçirmiş yönetmenler ya da senaryo yazarları sonrasında şehirle olan adaptasyon problemlerini, beni içlerine kabul edecekler mi düşüncelerini entelektüel biri olarak ele aldığı filmler bunlar. Ben o filmleri yapmak isterdim ama hiç öyle biri değilim. Şehirde büyüdüm. Şehrin  içinde hayatımı geçirdim ama yine de merkezin dışında kalabilirsiniz. Vitrinin arkasında olmak için illa şehrin dışından gelmeye gerek yok. Varoluş problemlerinin genelde işlendiği karakterler hep entelektüel karakterler oluyor. Çünkü kişinin kimin bene dair düşünmesi için daha gelişmiş bir bakış açısı, zihin gerektiriyor gibi. Benim Cemil Şov’da yapmak istediğim bunun tam tersiydi. Çok daha naif ruhlu, içgüdüleriyle hareket eden sorulardan çok  önüne gelen şeylere göre istediği an duruma göre hareket ortalama bir insanda varoluş sıkıntısını göstermek istedim. Örneklerini bulmakta çok zorlandım. Mesela Türk edebiyatında  Anayurt Oteli’nde Zebercet karakterinin böyle bir özelliği var. Ama o da entelektüelmiş gibi davranan bir karakter. Aylak Adam’daki kişide, Oğuz Atay’ın karakterleride entelektüellerdir. Üniversite okumuş, kendisinden beklentisi çok yukarıda ama hiçbir zaman kendisinden yüksek beklentisini gerçekleştirmeyecek insanların ruh dünyalarını anlatan filmlerin birçok versiyonunu sinemamızda da görüyoruz. O anlamda dünya sineması bana çok daha yardım etti. “Taxi Driver”, “Tony Manero”, “King of Comedy” filmlerindeki karakterler aslında kendine dair düşünen karakterler değildir. Aksine aksiyon halinde karakterlerdir. O yüzden ben düşünen bir karakter olsun istemedim. Hareket eden bir karakter olsun istedim. Filmde hareketin bu kadar önemli olmasının nedeni de bu. Düşünmek benim sinema kulvarından yapmak istemediğim bir şey. Sinemanın aksiyonel bir şey olduğunu düşünüyorum. 

  • Nasıl bir yapım süreci geçirdiniz?

İlk andan itibaren bir seyirci filmi olarak tasarladım ama gişe filmi olmayacağını da biliyordum. Nefessiz bir şekilde seyredilmesini istedim. Bu durum sizi ister istemez iki arada bırakıyor. Ne bir gişe filminin gerekliliklerini yapıyorsunuz ne de bir sanat filminin o bildiğiniz dünyasına girebiliyorsunuz. Filmin bu kadar uzun sürmesinin nedeni, bahsettiğim bu arada kalmışlıktan dolayı olduğunu düşünüyorum. Nereye konumlanacağı bilinmediğinden zor bir süreç geçirdik. Filmimiz bakanlık desteğini çekime hazır olduğu için alabildi. Sonrasıda zor geçti. Her ilk filmini çeken gibi borç içine giriyorsunuz. Sonrasında film kendi kendini kazanırsa, bir yere çıkarıyor. Zorluklar devam ediyor ama çok güzel tepkiler alıyoruz. O yüzden böyle bir film yapabildiğim için kendimi şanslı görüyorum. 

  • İlk filmini çekmek isteyen yönetmenlere ne tavsiye edersiniz?

Herkesin söyleyeceği şey olan  “sabırlı olmak” diyebilirim. Çünkü 1000 hayır duyuyorsanız karşılığında 1 evet oluyor. Bu hayırları duyup devam edebilmek için insanın başka yaptığı şeylerin olması gerekiyor. Film yapımının  uzun sürecinde insanların farklı yerlerden maddi ve manevi olarak beslenmesi gerekiyor. Ben bir yandan tasarımcı olarak çalışıyordum. Hayırlarla geçen seneler içerisinde para kazanmaya devam ediyordum. Bir taraftan yurt dışında sinema okuluna gittim. Bu hayırları tek başıma alsaydım yapamazdım. O yüzden ilk başlayan insanlara amaçlarının sadece sinema yapmak olmaması gerektiğini söyleyebilirim. Çünkü dayanılır gibi değil.   

  • Son olarak yeni projeleriniz var mıdır?

Bir İstanbul kara filmi çekmek var kafamda. Siyah beyaz filmleri çekerken oradaki klasik sinematik ruhu, gerçekle alakası olmayan film için üretilmiş dünyayı yapmak çok hoşuma gitti. Yeşilçam filmleri gibi ama onun günümüzde geçen versiyonunu çekmek istiyorum.

İstanbul doğumlu. Lisans eğitimini felsefe alanında tamamladı. Yüksek lisansını Medya ve Kültürel Çalışmalar alanında, "Sinemada Aşk ve Zaman: Sevmek Zamanı ve Masumiyet Filmlerinin İncelenmesi" başlıklı teziyle tamamladı. Lisansta aldığı sinema ve felsefe dersi kalemini sinema yazarlığına çevirmesine vesile oldu. Film Arası ile yolları kesişti. Haberler ve röportajlar yapıyor. Sinema yazıları yazıyor. Litros Sanat Dijital Kültür Sanat Gazetesi'nde editör olarak çalışıyor. Sinemanın gücüne inanıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.