Bir Nefes -Bonzai- Daha

28. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Yönetmen, Senaryo, Umut Veren Genç Kadın Oyuncu, Umut Veren Genç Erkek Oyuncu, Yardımcı Erkek Oyuncu ve Film-Yön En İyi Yönetmen ödüllerini kucaklayan Bir Nefes Daha, aynı hafta gösterime girerek stratejik anlamda doğru bir karar veriyor. Bakalım film gişede de ödüllendirilecek mi.

Kötü çocuk seven zengin Beyaz Türk kızın, tipini beğendiği bonzaici varoş delikanlının peşinden sürüklenmesini konu eden Bir Nefes Daha’yı öncelikle film olmanın gereklerini yerine getirebildiği ve Türk Sineması’ndan utandırmadığı için tebrik etmek gerek. Teknik anlamda hiçbir sorunu olmayan, tertemiz bir iş var karşımızda. Yönetmen Nisan Dağ’la, Esra Saydam’la birlikte yazıp yönettiği Deniz Seviyesi’nde tanışmıştık. Dokunaklı, başarılı bir aşk hikayesine imza atmışlardı. Fakat Dağ yoluna tek başına devam etmeye karar vermiş ve yeni filmi için 48 kez ret yemesine rağmen uğramış, didinmiş ve üç yıllık bir emeğin ardından Bir Nefes Daha’yı kotarmış. Baştan söyleyeyim, Deniz Seviyesi çok daha iyi bir filmdi. Bu farkı belirleyense oyunculuk ya da teknik dallar değil, senaryo. Bir Nefes Daha’nın en zayıf yanı, diğer tüm artılarına ayak uydurmayan, yüzeysel senaryosu.

İstanbul’un Karaçınar mahallesinde yaşayan Fehmi, rap müzik yapıp başarılı olmak isteyen bir tostçu. Gencecik, fiziksel olarak doğuştan şanslı ve onu çok seven arkadaşları var. Hayattan yediği tek golse parasızlık. Baba inşaatlarda, ağabey kuru temizlemecide çalışıyor. Para veremese de sevgi veriyor ailesi. Hayatındaki herkes, istisnasız ona çok iyi davranıyor. Bonzai’sini paylaşmak istediği bağımlı kankası bile! Bir gün mahalleye arabası olan, tek başına kocaman bir evde yaşayan güzel bir kız geliyor, Devin. Hemen birbirlerinden hoşlanmaya başlıyorlar. Devin de eski bir DJ ve Fehmi’ye maddi manevi yardımcı olmaya çalışıyor. Peki Fehmi ne yapıyor? Verdiği sözlere rağmen bonzai kullanmaya devam ediyor. Bu uğurda çevresindeki herkese yalan söylüyor, onlara kötü davranıyor ve hatta sevgilisinden para çalıyor. Nisan Dağ’ın senaryosundaki problemlerden biri, bağımlılık mevzusunu derinleştirememesi. Belli ki bu konu yazım aşamasında iyi etüt edilmemiş ve aşk filmi olmanın gerekliliği olarak romantize edilmiş. Fehmi’nin bonzai’ye nasıl alıştığı, kurtarmak için ne yapılabileceği, tedavi olanakları, uyuşturucu maddenin vücuda etkileri (bir iki sahnede “insanlar bundan ölüyor” deniyor sadece) ve varoşları ele geçirme hızı gibi konular Nisan Dağ’ın hiç ilgisini çekmemiş. A şahsı Fehmi’ye güveniyor, Fehmi gidip bonzai içmek suretiyle onu hayal kırıklığına uğratıyor, tövbe ediyor, A şahsı Fehmi’yi affediyor ve sonra aynı şey B şahsıyla da gerçekleşiyor. Sonra bir daha A şahsıyla, C şahsıyla vs. derken senaryo sürekli kendini tekrar ediyor. Fehmi’nin acınılacak hiçbir yanı yok. İstemediği kadar yardım görüyor, el uzatılıyor. Etrafındaki sevgi ve destek çemberi onu bonzai’den kurtarmak ve daha iyi bir hayatın kapılarını açmak için 7/24 seferber. Ama Fehmi ölümüne kötü çocuk ve kredisini savurup duruyor.

Fehmi neden bu kadar seviliyor sorusunun cevabı yok filmde. Devin’in onda ne bulduğunun da cevabı yok. Devin’le ilgili maddi durumu, uyuşturucudan birini kaybettiği ve eski DJ olduğu dışında hiçbir şey öğrenemiyoruz zaten. Bir karakterin tek özelliği Fehmi’nin ortağı olması. Diğerinin tek özelliği, yakında evlendirilecek bir kız olması. Bir karakter sadece uyuşturucu satıyor. Bir diğeri çilekeş baba figürü. Tüm karakterler karton. İddia ediyorum, Nisan Dağ bile herhangi bir karakteriyle ilgili bir A4 kağıdını dolduramaz. Derinleştirilmeye en müsait karakter ağabey. Bir sahnede eşcinsel olduğu ve mahalledeki polisle ilişkisi olduğu ima ediliyor ama o kadar. Bundan fazlasını ne duyuyor ne görüyoruz. O da harcanıyor. Tüm karakterler bu kadar yüzeysel olunca da süreyi doldurmak için aynı sahneler tekrarlanıp duruyor işte. Oyuncu performanslarına da teknik beceriye de yazık olmuş. Anlatacak bir sözü yok çünkü filmin.

Ana akım yerli sinemamız için kalburüstü olsa da mercek altına aldığınızda hayal kırıklığına uğratıyorBir Nefes Daha. Seyir zevki yüksek fakat Nisan Dağ için bir geri adım.

1983 yılında, mutlu bir aileye doğdu. 15 yaşında sinema salonlarıyla tanışıp, bazı filmlere âşık oldu. “Ben de yaparım” zannederek, -o zamanki algısıyla- senaryo yazmaya ve her sene doğum günü gelmeden bir uzun metraj tamamlamaya başladı. “Yapan” olmanın kendisi için o kadar da kolay olmayacağını anladığındaysa bu büyülü dünyadan kopmamak için, filmler hakkında “yazan” olmaya karar verdi. Geçen yıllar içinde istemeden de olsa tıp hekimi olup 12 yıl çalıştıktan sonra mesleği bıraktı. 13 yıllık sinema yazarlığı süresince Altyazı Sinema Dergisi, Filmlerim.com, Öteki Sinema, Blogum Dergisi, Haftalık Sinema Antrakt Gazetesi ve Film Arası Dergisi’nde yazıları yayınlandı ve Ters Ninja sitesinde editör olarak kök saldı. Yaklaşık bir yıldır da her perşembe yayınladığı, ülkenin ilk dijital platform bülteni Bu Hafta Ne İzlesem? sayesinde tutkusuna bağlı kalmayı sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir