FilmArası Dergisi

Kürtçe Islığa Devam!

İlk uzun metrajlı filmi “Asasız Musa” ekim ayında vizyona giren Aydın Orak, 1993 yılında öldürülen değerli Kürt aydını Musa Anter özelinde Kürt halkının haksızlıklarla dolu tarihini gözler önüne seriyor. Her şeyden önce kader olan coğrafyada, kaderi yeniden yazmanın sınırlarını ararken filmin tamamına acı kırıntılarını umutla serpiştirmekte ve Musa Anter’in torunlarından biri olarak onun izini sürmekte. Aydın Orak ile filmi Asasız Musa’yı ve Kürt sinemasını konu alan bir söyleşi gerçekleştirdik.

Söyleşi: Gökşen Aydemir

Asasız Musa’yı Musa Anter karakterini beyazperdeye aktarmak nereden aklınıza geldi?

Bu hemen aklıma gelmedi. Tiyatroda 7 yıldır sahneliyorum, Musa Anter’in hayatını. Tiyatroda Musa Anter’in her şeyini anlatıyordum. Tiyatro oyun formatıydı. Şimdi ise Musa Anter üzerinden coğrafya karakterini bulma arayışı diyebiliriz. Bu film Musa Anter’in hayatına giriş mahiyetinde, hayatının tümünü anlatmıyor. Onun devamını seyirci kendisi getirebilir. Onun için bu film bir tür arayış, Musa Anter’in hayatını anlamaya çalıştığım bir şey.

Bir yolda olma hali mi bu arayış?

Musa Anter hep yolda olma halindeydi. Bir yerden bir yere yolculuk ediyordu. Sürgün yeri, cezaevi, Ankara, Mardin, Diyarbakır bir sürü yer gezmiş, Çanakkale’ye sürgün edilmiştir. Onun bu yolculuğu demokrat insan hakları mücadelesi yolculuğudur. Filmde de Musa Anter bir yolculuk halindeyken bir devinim halinde görüyoruz.

Evet, o filmin ritminde de belli yolculuk hali. Biraz da yapım sürecinden bahsetmek istiyorum. Nasıl bir yapım süreci oldu? Nerede çektiniz? Kimlerle çalıştınız?

Yapım süreci şöyle; 3-4 yıldır onunla ilgili sahneler aklıma geliyordu. Mesela para ile ilgili söylediği her şey, paranın onun hayatında varoluşunda ki yerini düşündüm günlerce aylarca. Böyle tema tema tematik bir şekilde puzzle halindeyken bir araya getirme düşüncesiyle hareket ettim. Bu film o parçalardan oluşuyor. Ve Mardin’de onun doğduğu köyde doğduğu mağarada çektik. Evin çevresinde çektik. Filmde görülen eşyalar onun gerçek eşyaları. Nusaybin onun çocukluğunun geçtiği yer, okuduğu yer ve bütün akrabalarının yaşadığı. Ve mezarı da filmde rol alıyor. Filmde Musa Anter’in çocukları da yer aldı. Turgay Tanülkü, Şenay Aydın, Murat Toprak oyuncular.

Filminiz beşikten mezara kadar olan bir hikâyeyi anlatıyor. Musa Anter’in hayatı bu kadar kısa mı? Beşikle mezar arasında sınırlı bir hikâyesi var mı? Şu an Musa Anter’in izinden giden gençleri görüyoruz yani çok katmanlı bir hayatı var.

İnsanın varlığı nedir? Biz onun yaşadığı bir süreci anlatıyoruz. Beşikten çıkıyor ayaklanıyor, ağaca doğaya veriyor kendini. Gemi ile yolculuğa çıkıyor. Dağlar, tepeler, ağaçlar derken aslında film orada başlıyor. Mezarda başlıyor. Mezara kamera girince başlıyor.

HER KÖKÜ YENİ MUSA ANTER’LER DEMEK

Musa Anter’in torunlarıyla devam ediyor.

Evet, güzel bir noktaya geldik. Mezara girmesiyle aslında Musa Anter’in hayatı başlıyor. Ve yahut da Musa Anter’ler başlıyor. Onun fiziki yaşamı beşikten mezara ama mezardan sonra ki düşünceleri, yaşam biçimi, sorunları, Musa Anter’i sevenler, Musa Anter’ler o mezara girince çoğalıyor. Çınar ağacı var ya toprağa kök salıyor. Her kökü yeni bir Musa Anter’ler demek.

Bir senaryo ile gittiniz peki senaryo da değişiklikler yaptınız mı çekerken yoksa doğaçlama mı ilerledi?

Hiç doğaçlama yok. Daha önce yazılmış çizilmiş not alınmış sahnelerdi. Story board ile çizdik her sahneyi. Görüntü yönetmenleri ile oturduk, bunu nereden alacağız nasıl yapacağız diye her sahnenin her karenin üzerine konuştuk günlerce, bunun için filmde doğaçlama yok hepsi ölçülmüş biçilmiş şeylerdir Bir iki kare çekemedik istediğim mekânı bulamadık çünkü mekân önemliydi. Filmin başrolü o coğrafyadır aslında. Musa Anter karakteri eşittir Mezopotamya’dır.

Filme baktığımızda çok sembolik ve imgesel bir dil kurduğunuzu görüyorum. Piyasa da bu kadar insanları düşünmemeye iten filmler varken bu kadar sembolik imgelere dayalı film çekmek tehlike değil miydi senin için? Anlaşılmamaktan korktun mu?

Aslında zaman zaman aklımdan geçti fakat şöyle düşündüm ben bir şey kurudum Musa Anter’i anlamaya çalışan sahneler metaforlar fakat kurduğum şeye yabancılaşıp ondan uzaklaşıp sonra başka biriymiş gibi baktığım zaman ben bundan bir şey anlıyor muyum diye düşündüm yani filmi ben çekmemişim başka biri çekmiş gibi bakıp ben bir şey anlıyor muyum diye değerlendirdim. Anlıyordum. O zaman seyirci de anlayabilir dedim. Aslında anlaşılmayacak bir durum yok ortada sadece sinema anlatım biçimi olarak yüz yıldır bir öykü anlatılıyor ve bunun da belli kalıpları vardır. Draması vardır. Ama bu film epizod epizod her sahnesi ayrı tek başına da izlenebilir, bir anlam ifade edebilir. Ama hepsini bir araya getirince Musa Anter ve yaşadığı coğrafyayı imliyor. O yüzden filmde bir sahneyi mesela bu ne anlama geliyor diyen bir seyirciyi hiç düşünmeyen seyirci olarak görüyorum. Aslında kolay bir anlatım biçimi. Mesela yumurta metaforu çok kolay anlatım biçimi. Metafor dediğimiz şey bir unsura herkesin farklı bir bakış yüklemesidir.

Klasik epizod epizod gelişen bir film görüyorum. Bu tarz anlatım tiyatrocu olmanızdan mı kaynaklanıyor?

Tiyatrodan bildiğim Brecht’yen oyunculuk, sahne biçimi, anlatım yani yabancılaştırma. Tiyatroda çok bilinen bir yöntem. Bunu sinemada bir tiyatrocu oyuncu olarak değerlendirebilirim diye düşündüm. Sahne sahne olması Brecht’in epizod epizod yaklaşımı , yabancılaştırma derken oyunculardan çoğu kameranın içine bakıyor. Seyirciye diyor ki bu bir film gerçek yaşam değil.

Aslında belgesel gibi ama belgeselden çıkmak için de epeyce uğraşmışsın.

Belgesel de var onun dışında bunun bir film olduğunu da vurguladım. Hem dram hem belgesel var. Kamera kullanımı da bir tür yabancılaştırmaya gidiyor. Kamera akmıyor kamera kendisini hissettiriyor. Ben buradayım ben bir kamerayım diyor. Onun için bunu bir kamera hatası olarak görmemeli bu bir anlatım biçimi, kendini hissettiriyor ya da en azından ben öyle kuruyorum. Bu bir yabancılaştırma efekti. Bu anlamda bilinçli yapılmış bir hareket bu.

Filminize docudrama desek docudrama değil ama video art özelliğine sahip olduğunu söyleyebiliriz. Peki, modern sanatla bağlantın ne?

Modern sanatı elimden geldiğince takip ediyorum ve çok ilgiliyim. Video art özellikle dikkatimi çekiyor. Video art’ta ki zamansızlığı seviyorum. Benim filmimde de zamansızlık var. Bir gerçek yaşam, gerçek dokunan yaşam bir filmin kendi zamanı yaşamı, bir de evrendeki sonsuzluktan bu dünyaya bakma anı.

Neden filmin adı Asasız Musa, Musa Anter’e atfedilen bir şey mi?

Musa Anter’in anılarında birkaç yerde şöyle geçiyor; Hz. Musa’nın asası vardı, Firavun’a karşı korudu, Nil nehrini ikiye böldü. Ama senin asan yok, sen de Musa’sın ve sen Asasız Musa’sın. İnsanlar Musa Anter’in son dönemde bir sözünü yazıyor altına da Asasız Musa diyorlar.

Filmde Musa Anter’in Sizin için ifade ettiği şeyi tam olarak yansıtabildiğini düşünüyor musunuz? Ya da Kürt halkı için ifade ettiği şeyi birebir yansıtabildiğini düşünüyor musun?

Onu birebir yapmak mümkün değil. Musa Anter herkes için farklı bir şey ifade ediyor. Kürtler de homojen bir yapıya sahip değil, tek bir bilinç yok farklı bilinçler var. Musa Anter’i herkes saygı ile karşılıyor. Bazı Türk kesimi ve Kürt kesimi Musa Anter için milliyetçi diyor. Bazıları da onun için uluslararası bir köprüydü barış köprüsüydü diyor. Biri için yazar biri için mücadeleci.

Peki, senin için ne anlam ifade ediyor?

Benim ona duygusal bağım var. 12 Eylül döneminde 40 gün babamla aynı koğuşu paylaşmış. O zaman ben doğuyorum. Ben doğunca babam demiş ki; adı Zindan olsun. Musa Anter’in mücadeleci olması ve topyekûn aydın oluşu. Kürt tarihinde ilk tiyatro eseri Musa Anter tarafından yazılıyor. İlk Kürtçe metni yazan Musa Anter’in kayınpederi. 1918’de yazıyor bu metni. Cumhuriyet tarihinde ise Musa Anter’in yazdığı oyun tek gecede yazdığı bir tiyatro metnidir. Bunu sahnelemeye çalıştık ama olmadı. Musa Anter benim için tek bir şey değil birçok şey ifade ediyor. Tiyatro yönü, mücadeleci yönü, Kürt olması, demokrat olması. Bir çok yönü var Musa Anter olmanın. Musa Anter eşittir yaşadığı coğrafya. Bu film de o minvalde oldu.

Filmde en sevdiğim yönlerden biri de Şenay Aydın’ın oynadığı bölüm. Orada çok güzel bir söylem var. Onun hikâyesi var mı Musa Anter’in hayatında?

Musa Anter anılarında onu anlatıyor. Bir kilise papazından, Urfa’da gezerken aynı olayı bu kadın yaşıyor. O başpiskopos yaşıyor. Musa Anter de aslında ne kadar dolu olduğunu ayağının yere nasıl sağlam bastığından bahsediyor.

Film müzikleri hakkında bilgi verir misiniz?

Filmin kaba kurgusunu bitirdikten sonra Murat Hasarı’ya verdim. Murta izledi bir şeyler yaptı sonra muhabbet ettik. O zaman asıl yapmak istediğini söyledi. Bir şeyler yapmıştı onların içinden birini seçtim.

Enstrümansız bir müzik.

Evet enstrümansız. Tamamen Murat’ın sesi. Onun ıslıkları var. Bir iki yerde benim. Filmde sürekli doğa dağlar tepeler var. O yüzden müzikte.. Jenerikteki ilk müzikten yakalayıp devam etti Murat. Ermenice, Kürtçe, Süryanice, Arapça hepsini hissedebiliyoruz.

Mırıldandığı şey Kürt türküsü mü?

O filmin duygusu için yazdığım bir ağıt. Final’de ki benim yazdığım ağıt. Murat da okudu.

Bu film ile yeni bir form yakaladığınızı düşünüyor musun?

Var olanın dışında bir şey denediğimi düşünüyorum.

Böyle devam mı edeceksin?

Her şeyin bir anlatım biçimi var bu filmin ki buydu form olarak. Başka filmde başka form olabilir. Aklımda birkaç şey var.

Sen hep Kürtçe işler yapıyorsun. Sana Kürt sinemacı diyebilir miyiz? Ya da çektiğin film Kürt sineması mı?

Denebilir aslında. Musa Anter Kürt. Geçtiği coğrafya Kürdistan.

DÜN KÜRT OLMAK MÜCADELE BİÇİMİYDİ

Sana Kürt yönetmen denmesi seni rahatsız ediyor mu?

Kimlik vurgulanması çok doğru gelmiyor. 15 yıldır tiyatroyu yapıyorum. Dün Kürt olmak mücadele biçimiydi. Şimdi öyle bir sıkıntı yok.

Kürt sinemasının sence gişe filmi olacak mı?

Niye olmasın. Gişe filmi yaparım yapmam gibi bir şey demiyorum. Bana göre 3 tane mantalite var seyirci ne istiyor. Arz talep ilişkisi. Bana komedi ver diyor. İzleyip rahatlayayım. Para kazanmaya dönük. Festival filmi ise biraz daha entelektüel kafada. Doğayı anlatayım. İnsan ilişkilerini anlatayım kaygısı var. Ne festivali takarım, ne gişeyi takarım. Ne gişe için ne festival için. Fakat finalinde filmi evde DVD de izleyeyim diye de yapmadım. Herkes izlesin diye yaptım. Bir yaklaşımdan bahsediyorum. Kimseyi memnun etmek gibi bir kaygım yok ödül almak odaklı yapmıyorum. Sinemada da alan araştırması diye bir şey var. Ne tür filmler gişe yapar, ne tür filmler festivalde gösterilebilir diye. Ödül alır filmler. Adana ve Antalya’dan bahsetmiyorum ama mesela Berlin Film Festivali ne tür filmlere ödül veriyor diye film yapan yönetmenler var.

Kürtçe ıslık çalmaya devam edecek misiniz?

Bir röportajda Musa Anter ile ilgili şöyle bir şey söylemiştim. Kürtçe ıslığın yasak olduğu bir dönemde Kürtçe tiyatro Kürtçe sinema yaptım. Artık Kürtçe ıslık değil Kürtçe sinema tiyatro yapıyoruz. Kürtçe ıslığa devam.

Film Arası Dergisi

Temmuz 2010’da yayın hayatına ‘merhaba’ diyen Film Arası Sinema Dergisi, beşinci yılına doğru, yoluna daha emin adımlarla devam ediyor. Kapak dosyaları ve röportajlarıyla her ay sinema gündemine damgasını vuran Film Arası, artan okuyucu kitlesi ile sinema heyecanının paylaşıldığı büyük bir aileye dönüştü.

Yorum Yap

Temmuz 2017