En İyi 10 Hitchcock Filmi

Gerilimin ustası

Alfred Hitchcock kariyerine tam 53 film sığdırmıştır. Kart tasarımcısı olarak başladığı sessiz filmlerde, kendisini geliştirerek filmlerinin yönetmeni oldu. 1922 yapımı Number 13 filmi, onun için kötü bir başlangıçtı. Pek çok şanssızlık yaşayan film, yapım aşamasındayken iptal edildi. Ama Hitchcock’un şansı, birkaç yıl sonra çektiği The Lodger filminin başarısıyla dönmeye başladı. Kariyerinin ilk basamağı olan bu film, gelecekte Hollywood için sonsuz etkiye sahip olacaktır. Günümüzde, bu derece büyük bir mirasa sahip başka bir yönetmen düşünmek imkânsız.

Hitchcock’un birbirinden başarılı filmleri arasından en iyi 10’u seçmek oldukça zor. Bir takım özellikler göz önüne alındığında ortaya çıkan en iyi 10 listesi şu şekilde…

 

The Birds (1963)

Hitchcock’un, Daphne du Maurier’in kısa hikâyesinden uyarladığı film. Tippi Hedren’ın canlandırdığı genç sosyetik Melanie, yakışıklı avukat Mitch (Rod Taylor)’e âşık olur. Her şey çok güzel giderken, birden psikopat bir kuş sürüsünün saldırısına maruz kalırlar. Bu tüylü dostlarımız, intikamcı kuşlara dönüşüp, insanları sokakta öldürmeye başlarlar.

Sembolizmle gergin, korkutucu ve zengin olan The Birds (Kuşlar), harika bir korku filmi. Filmin özel efektleri, Walt Disney animatörlerinden Ub Iwerks tarafından yapılmıştır. Aman dikkat, bu kuşlar kesinlikle şirin değiller.

 

The 39 Steps (1939)

Bu klasikleşmiş filmde, Richard Hannay (Robert Donat) entrika ve casuslukla dolu bir dünyanın ortasına düşmüş, masum bir adamdır. İşlemediği bir suç yüzünden polis peşine düşer ve İskoçya’ya giderek, 39 adımda bu gizemi çözüp adını temize çıkarmaya çalışır.

Şuna dikkat çekmek gerekir ki North By Northwest’ten 24 yıl önce Hitchcock, bir ders kitabı niteliğinde casusluk filminin nasıl yapılacağını göstermiş. 39 Steps (39 Basamak)zekâ, aksiyon ve güvenilirlik barından olaylar dizimini değişik öğelerle maskeliyor. Vertigo gibi çok fazla derinliğe sahip olmayabilir, ama Hithcock’un tekrar tekrar izlenilmesi gereken filmlerinden biri.

Strangers on a Train (1951)

Tren kompartımanında tanışan iki adamın hayatları sonuna kadar değişir. Patricia Highsmith’in romanından uyarlanan filmde, Guy Haines (Farley Granger) adındaki başarılı tenis oyuncusu, karısı Miriam’ın onu aldatmasından usanmıştır. Rastlantı sonucu tanıştığı Bruno Anthony (Robert Walker), onu korkunç bir sonuca götürür. Bruno, Guy’ın karısını öldüreceğine dair bir teklifte bulunur, ama Guy’da Bruno’nun babasını öldürmelidir. Teoride ikisinin de suç işlemek için geçerli nedenleri vardır ve böylece ikisi de adaletten kaçacaklardır. Guy hiçbir şey yapmak istemezken, Bruno, Guy’ın karısı Miriam’ı öldürür ve kocasını suçlu duruma düşürür.

North By Northwest gibi Stragners on a Train (Trendeki Yabancılar)de işlenmemiş bir suçtan, kendini aklama hikâyesine sahip. Guy ve Bruno’nun rastlaşması oldukça korkutucu. Ve yine de ikisi birbirlerinden farklı değiller. Hitchcock bu durumu filmin başında netleştirir, karşılaşmaları ikisin de hayatını yönlendirir.

 

Rear Window (1954)

Fotoğrafçı Jeff (James Steward) ayağını kırdığı için evinde tıkılı kalmıştır. Sıkıntıdan, tüm zamanını insanları izleyerek geçirir. Bu kulağa oldukça ürkütücü geliyor. Ama bu röntgencilik hobisi, komşusu Lars (Raymond Burr)’ı elinde bıçakla evden çıktığını görene kadar değişir. Lars’ın karısı kayıptır ve Jeff bir cinayete şahit olduğunu düşünmeye başlar.

Rope gibi Rear Window (Arka Pencere)da tek mekânda geçerek klostrofobi hissini arttırır. İçeride tıkılı kalmak, Jeff’in paranoyalarının büyümesini sağlar. Film ayrıca, harika bir sete ve dış dünyayı mükemmel yansıtan seslere sahiptir.

Shadow of a Doubt (1943)

Katilin, ailenizden birinin olması kadar korkutucu bir şey daha var mıdır? Shadow of a Doubt’da, Teresa Wright’in oynadığı Charlotte ‘Charlie’ Newton, California’da yaşayan bir genç kızdır. Bir gün amcası Charlie (Joseph Cotton) onlara kalmaya gelir, fakat kızın mutluluğu, amcasının karanlık bir şeyler sakladığına dair bir şüpheye dönüşür. Etrafta rahatça dolaşan bir katil vardır ve bu kişi amcası olmaz değil mi?

Hitchcock terimlerinden bazıları filmde yer alıyor. Biri harika bir cinayet planlıyor, karakterler karanlık noktalara sahipler (bu karakterlerin aynı isme sahip olduklarını ve kahraman ve düşman olduklarını ekleyelim) ve kötülüğü getiren yıkıcı sonular doğurur. Bu olaylar çok iyi işleniyor ve kusursuzca artan gerilim filmi izlenilebilir kılıyor. 1964’de Hitchcock, bu filmi en yumuşak filmi olarak açıklar. Onunla aynı görüşte olmak zor, çünkü oldukça yüksek gerilime sahip bir film.

Notorious (1946)

Romantik, dramatik ve heyecanlı. Filmde, Cray Grant’in hayat verdiği hükümet ajanı Devlin, Brazilya’da Nazileri yakalar. Yol boyunca Ingrid Bergman’ın canlandırdığı Alicia’ya âşık olur ve bir taraftan da Sebastian ile onun ölümcül annesine karşı durmaya çalışır.

Ahlak karmaşasına ilgi çeken film, bunun üzerine inşa edilmiş. Savaş sonrası gerilim filmi olarak görünüyor, fakat içinde bir aşk hikayesi barındırıyor. Film, tüm zamanların en iyi öpüşme sahnesine sahip. O zamanlar, filmlerde öpüşme sahnelerinin süresi 3 saniyeydi. Fakat Hitchcock, Grant ve Bergman’ı birkaç saniye öpüştürüp sonra yüzlerini birbirlerine değdirerek bu süreyi iki dakikaya çıkarıp kuralı bozmuş oluyor.

Rope (1948)

Rope (Ölüm Kararı)şüphesiz ki hipsterların seçeceği bir Hitchcock filmi. Yaygın olarak görülen ya da Vertigo gibi gürültülü değil, fakat her sahnesi kasvetli, soğuk kalpli ve hasta ruhlu eğlence anlayışına sahip harika bir gerilim filmi. İki genç adam Brandon (John Dall) ve Philip (Farley Granger), eski sınıf arkadaşları David (Dick Hogan)’i boğup cesedini eski bir kutuya koyarlar. Bu ikili, arkadaşlarını yemeğe davet ederler. Bu davette öldürdükleri David’in ailesi de vardır ve David’i içine koydukları kutuyu yemek masası olarak kullanırlar. Ama eski hocaları Rupert Cadell (James Steward) bu korkunç gerçeğin parçalarını birleştirmeye başlar.

Film gerçek zaman ve tek çekim izlemine sahip. (Ama öyle değil. Film aslında 10 uzun açının bir araya gelmesinden oluşuyor.) Belirgin bir şekilde (sinemada oldukça nadir olan) eşcinsel bir alt metine sahip, tüm oyuncuların üst düzey performans sergiledikleri ve muhteşem bir senaryoyla ağzı açık bırakan bir iş ortaya çıkmış.

 

North by Northwest (1959)

Hitchcock’un seyirciyi memnun ettiği dönemi. North by Northwest (Gizli Teşkilat)baştan sona esprili ve heyecanlı. Cary Grant, reklamcı Roger O. Thornhill olarak karşımızda. Tipik bir Hitchcock karakteri olan masun Roger, yanlışlıkla işlemediği bir suçla suçlanır ve James Mason’ın canlandırdığı Philip Vandamm, onu yakalayana kadar kaçmaya başlar.

Hitchcock, gerilim mayınlarını filmin içine yerleştirirken bir yandan da Grant ve Eva Marie Saint’in Eve’i arasına eğlenceli bir etkileşim ekler. Film, özel sahnelere sahip, özellikle Thornhill’in uçak tarafından kovalandığı ve heyecanın doruklara ulaştığı bu mücadele Mt Rushmore’un üstünden teğet geçiyor, ama çelimsiz ya da hafif değil. Cary Grant çekiciliğinin yanında yüksek aksiyon, kinaye ve entrikaya sahip. Sanki Bond filmindeki Dr. No’nun 3 yıl önceki hali.

Psycho (1960)   

Gerçek şu ki Psycho (Sapık)’nun her bir sahnesi bağlı, parodi ve referanslarla dolu, eğer filmi görmediyseniz, isminden nasıl bir film izleyeceğinize dair çağrışım yapıyor.

Sıkı bütçeyle çekilen North by Nortwest’in ardından Psycho oldukça korkutucu ve kötü. Esas cinayet sahnesi adeta bir başyapıt. Kurgusu, sahnenin şiddetini güçlü bir şekilde hissettirip izleyeni oldukça etkiliyor. Leigh’in filmin ortalarında öldürülmesi, başkarakter filmin sonuna kadar yaşar algısını yıkıyor. Psycho’nun etkisi “Evet şimdi buldum”dan daha da iyi. Şiddet ve cinselliğin birleşimi, 60’lı yıllarda son derece güçlüydü. Anthony Perkins’in canlandırdığı Norman Bates, üst düzey bir tehdit ve slasher filmlerin doğmasını büyük oranda tetikliyor. Jason Voorhess, Micheal Mysers ve geri kalanlar, başarılarını Norman Bates’e borçlu.

Vertigo (1958)

Hitchcock, 1950 ve 60’ların ortasında kaç tane yaratıcı film çevirdi?1951’de Strangers on a Train’den 1964’te Marnie’ye kadar nerdeyse hiçbir hata yapmadı. Ve Vertigo yaptıklarının en iyisi, Hitchcock’un tacındaki bir mücevher.

James Stewart’ın canlandırdığı Scottie, yükseklik korkusu olan bir detektiftir ve Kim Novak’ın hayat verdiği, ölümüne şahit olduğu Madeleine’e aşık olur. Bir zaman sonra Scottie, Madeline’a tıpatıp benzeyen Judy ile tanışır. Peki, Scottie’nin bu takıntısı tekerrür mü edecektir? Film karmaşık görünebilir ama cazibesi de burada zaten. Saplantılı, çıldırtıcı ve ürkütücü bir film. Stewart, Novak’dan iki katı yaşlı olması filmin lehine işlemiş. Saul Bass’ın hipnotize edici açılış sekansı ve sürreal, psikotrop kâbus sahnesi görsel açıdan dikkat çeker. Bariz bir şekilde iyi olan bu sahneler, zamanında değer görmedi. Fakat ilerleyen zaman Verigo’ya iyi davrandı ve birçok özellik şimdi görülebiliyor.

Kaynak: www.gamesradar.com

Çeviri: İrem Naz Güvel

Ağustos 2010’da yayın hayatına başlayan aylık sinema dergisi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir