İstanbul Film Festivali: Utama

“Utama”, “Evimiz” demekmiş Keçuva dilinde. Yaşlı bir çiftin yaşamını anlatıyor film. Haneke’nin Aşk / Amour’u gibi bir hayatları yok. Şehirde yaşamıyorlar. Ekinlerinin, hayvanlarının başından ayrılmıyorlar. Doğup büyüdükleri yerde yaşamlarını sonlandırmak istiyorlar fakat doğa izin vermiyor. Bir yıldır yağmur yağmamış, ondan önce de pek sık yağmıyormuş zaten. Toprak kuru, çatlamış, çatlaklar her geçen gün derinleşiyor. Belediyenin açtığı kuyu kurumuş, yenisini de açmıyorlar. İlgilenmiyor yerel otoriteler bu kasabayla, terk edilsin istiyorlar belli ki, hizmet götürmek gibi bir dertleri yok. Kuzeydekiler evlerini çoktan terk etmiş zaten. Bu kasaba halkını da aynı kader bekliyor. Elbette arada inatçılar var. Filmin odağına aldığı yaşlı çiftimiz gibi. Kadın ufak yakınmalar dışında ses etmese de erkek her fırsatta ısrarını yineliyor. Gitmeyecek. Terk etmeyecek topraklarını. Şehirde yaşamayacak. Hastane köşelerinde ölmeyecek. Kendini benzettiği kartallar gibi, zamanı geldiğinde kanatlarını kapatıp yüce dağlardan aşağı salacak bedenini ve ölecek. Ölecek ki döngü devam etsin, yeniler gelenekleri sürdürsün. Büyük bir sorun var ama burada. Devamlılığı sağlayacak kimsesi yok. Oğlu kaçıp gitmiş yıllar önce. Gelip gitmiyor. Bir gün kapıda torun beliriyor sonra. Ve yaşlı çiftimiz nene, dede oluyor.

Akıllı telefonu ve boynuna astığı kulaklıklarıyla zamane gençlerini yansıtan torun aslında aklı havada bir genç değil. Nene ve dedesini ikna edip onları şehre götürmek için gelmiş. Dedenin tüm gün güneşin altında lamalarını otlatmayı bırakmasını istiyor. Yaşlı adamın zaten yürüyecek hali kalmamış. Filmin ses bandını sürekli işgal eden bir nefes problemi var. Akciğerleri rahatça genişleyip daralamıyor. Tıkanıp öksürtüyor. Yine de işine asla ara vermiyor dede, yürümek beni hayatta tutan şey diyor ancak modern tıp da onu hayatta tutabilir. En azından bir süre daha. Kabul etmiyor. Ayağına kadar gelen doktorun verdiği ilaçları da toprağa atıyor.

Nenenin pek sesi çıkmıyor. Kocasına olan sevgisini görüyoruz bol bol. Ev işlerini idare edişini. Su taşımasını. Sürekli yiyecek bir tas yemeği hazır edişini. Gitmek istiyor mu bilmiyoruz. Kocasıyla kalmak istiyor sanki, yer önemli değil. Finalde dedenin ölümünün ardından gitmeyişi de bu fikri destekliyor. Mezarı taşıyamayacağı için kalıyor köyde muhtemelen. Lamaları otlatma işini de üstleniyor. Dedenin mirasını yaşatacak, gittiği yere kadar.

Torun anlayışlı, sevgi dolu. İkisini de seviyor. Onların yaşamına ayak uydurmaya çalışıyor, şehirlilik, züppelik etmiyor ama biliyor yaşamın bittiğini o köyde ve duygusal bağı da olmadığı için kalmak nostaljisine düşmüyor. Babası gibi döngüyü kırıyor o da.

Utama, 41. İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilen bir Bolivya, Uruguay ve Fransa ortak yapımı. 87 dakikalık süresini harika kullanıyor, izleyeni bambaşka bir dünyaya, öznesinin zihnine götürüyor. 2021 Sundance Büyük Jüri Ödülü – Dünya Sineması Dramatik ödülünü kazanmış. Hakkıyla. Bolivya dağlarında yaşayan Keçuvalı yaşlı çift üzerinden değişen dünyayı incelikle anlatıyor. İyi ki izlemişim diyeceğiniz bir film.

1983 yılında, mutlu bir aileye doğdu. 15 yaşında sinema salonlarıyla tanışıp, bazı filmlere âşık oldu. “Ben de yaparım” zannederek, -o zamanki algısıyla- senaryo yazmaya ve her sene doğum günü gelmeden bir uzun metraj tamamlamaya başladı. “Yapan” olmanın kendisi için o kadar da kolay olmayacağını anladığındaysa bu büyülü dünyadan kopmamak için, filmler hakkında “yazan” olmaya karar verdi. Geçen yıllar içinde istemeden de olsa tıp hekimi olup 12 yıl çalıştıktan sonra mesleği bıraktı. 13 yıllık sinema yazarlığı süresince Altyazı Sinema Dergisi, Filmlerim.com, Öteki Sinema, Blogum Dergisi, Haftalık Sinema Antrakt Gazetesi ve Film Arası Dergisi’nde yazıları yayınlandı ve Ters Ninja sitesinde editör olarak kök saldı. Yaklaşık bir yıldır da her perşembe yayınladığı, ülkenin ilk dijital platform bülteni Bu Hafta Ne İzlesem? sayesinde tutkusuna bağlı kalmayı sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.