FilmArası Dergisi

Sinema Tarihinin En İyi 10 Süper Kahraman Filmi

Marvel ve DC’nin öncülüğünü yaptığı “Süper Kahraman” evreni uzun zamandır beyazperdede en çok merak edilen yapımlar arasında yer alıyor. Teknolojinin gelişimini ve bütçelerdeki artışı göz önüne aldığımızda bu insanüstü güce sahip karakterleri ekranda daha sık görmeye başlamamız şaşırtıcı olmadı. Genellikle çizgi roman kökenli olan bu süper kahramanlar; iyiliği temsil etme ve kötülükle savaşma gibi herkesin rahatlıkla izleyebileceği, bol aksiyonlu, ortak bir payda içinde buluşuyorlar. Son dönemde Hollywood sinemasının lokomotifi olan yapımlar, çok fazla talep görmesi nedeniyle neredeyse her yıl, birkaç örneğiyle karşımıza çıkmaya başladı. Dünyanın en büyük film endüstrisi olan Hollywood mevzu bahis olunca, maddi beklentiler de kendiliğinden beliriyor. Hal böyle olunca kalite, daha çok aranan bir olgu haline geliyor. Bu karmaşa içinde elle tutulabilecek, süper kahraman temasıyla yapılmış en iyi 10 filmi sizler için derledik. Bakalım iyilerin bu savaşında siz kimin tarafındasınız?

10) The Incredible Hulk (2008)

Marvel evreninin açık ara en güçlü ve en kontrolsüz kahramanı olan Hulk, beyazperdeye defalarca kez uyarlanmasına rağmen Edward Norton’un başrolünde yer aldığı “The Incredible Hulk” filmi, diğer örneklerini geride bırakmayı başarıyor. Bruce Banner, kendi öfkesini kontrol etmeye çalışırken bir yandan vücudunu ele geçirmeye başlayan gama radyasyonuna bir yandan da onu her yerde arayan Amerikan hükümetine karşı savaş vermektedir. Onu bu savaşında yalnız bırakmayan yegâne isim ise sevgilisi Betty (Liv Tyler)’dir. The Incredible Hulk’u önemli kılan iki unsurdan biri, filmin öne çıkan noktası Edward Norton’dır. Edward’ın, gerek Bruce Banner sahnelerindeki duyguyu yansıtış biçimi gerekse Hulk sahnelerindeki aksiyonun altından başarıyla kalkışı farklılık yaratıyor. Filmi önemli kılan bir diğer unsur ise diğer “Süper Kahraman” filmlerinde pek rastlamadığımız duygu yoğunluğu. Bruce Banner’ın, içindeki güce ve mutanta sahip çıkmak yerine, ondan kurtulmak istediğini yansıtması, karakterin duygusallığını ortaya koyuyor. Tüm bunları ele aldığımızda film, bize seyir zevki yüksek 110 dakika vaat ediyor.

9) Avengers : Age Of Ultron (2015)

Yönetmenliğini, ilk Avengers’da olduğu gibi Joss Whedon’un üstlendiği film, Marvel evrenin süper kahramanlarını tekrardan bir araya getiriyor. Marvel’ın 2015 itibariyle ile zirve projesi olan Age of Ultron; karakterlerin birbirine alışması ve izleyenleri hikâyeye çabucak adapte edişi ile ilk filme oranla daha oturmuş bir görüntü çiziyor. Yenilmezler’in, bir kez daha dünyadaki “Huzur ve barış ortamını sağlamak” için bir araya gelmesi, onların sadece düşmanları ile değil kendi aralarında verecekleri bir ego savaşının da haberci oluyor. Bu kadar lider karakterin bir arada olduğu ortamda bu, kaçınılmaz bir süreç olarak işliyor. Avengers : Age Of Ultron ile ilgili göze çarpan en büyük unsur ise tabii ki görsellik. Film, izleyenlere, iki buçuk saate yaklaşan süresiyle görsel bir şölen sunuyor. Bu artık Marvel sinema evreni için alışılmış bir olay olsa da kendinizi hayran olmaktan alamayacaksınız.

8) Constantine (2005)

DC Comics’in, Hellblazer adlı çizgi romanından 2005 yılında beyazperdeye uyarlanan filmde, John Constantine (Keanu Reeves) mistik güçlere sahip olmasıyla ünlü bir özel dedektiftir. John, bu mistik güçlere, intihara teşebbüs ettiği çocuk yaşlarda cehenneme gidip gelmesiyle sahip olur. Bu noktada kardeşinin intihar ettiğine inanmayan Angele Dodson’ın (Rachel Weisz) yolu, John Constantine ile kesişir ve John bu olayı çözmeye çalışırken kendini bir anda şeytanlarla girdiği bir savaşın içinde bulur. İlginç konusu, taşıdığı fantastik öğeler, Hıristiyan mitlerinden alışılmışın dışında beslenişi ile Constantine, doğaüstü güçlere sahip insanların sinema evreninde çok farklı bir yere sahiptir.

7) Iron Man (2008)

Sıra, Marvel evreninin aşırı çocuğu Tony Stark ve artık karakteriyle bütünleşen Robert Downey Jr.’da. Serinin ilk filmi, teröristler tarafından kaçırılan Tony Stark’ın, Iron Man’e dönüşme evresini anlatıyor. Süper kahraman temalı serilerin ilk filmlerinde genellikle başvurulan bu formül, Iron Man’de hiçbir detay atlanmadan doğru bir şekilde işleniyor ve bu da hikâyeyi serinin en iyi filmi olarak ön plana çıkarıyor. Bu detaylandırmada Tony Stark’ın, diğer süper kahramanlardan ayrılan en büyük özelliği olan ukalalığı ile tanışıyoruz. Bu kimi çevrelerce kötü yorumlansa da, milyar dolarla oynayan silah üreticisi bir Playboy için hiç de şaşırtıcı bir durum değil. Tam bu noktada Tony Stark-Robert Downey Jr. ilişkisine de ayrı bir parantez açmak gerekiyor. İkilinin birbiriyle bu denli uyumu, aslında filmin başarısına bire bir yansıyor. Gezegenin en büyük silah üreticisinin, şaşalı hayatıyla birlikte bir süper kahramana dönüşme evresi, elbette içinde sancılı ve eğlenceli anları barındıracaktır. Bunu da filmin en büyük başarısı olarak nitelendirebiliriz.

6) X-Men Origins: Wolverine (2009)

X-Men evreninin en merak uyandıran karakteri Wolverine hakkındaki soru işaretlerini kaldıran film olarak bilinen “X-Men Origins: Wolverine”, X-Men öncesi dönemi; James Logan’ın Wolverine’e dönüşme evresini anlatıyor. Öncelikle Tony Stark-Robert Downey Jr. denklemi için ne geçerliyse; Wolverine-Hugh Jackman ikilisi için de aynı şey geçerli. Karakterin geçmişine gittiğimiz bu bölümde, ikilinin uyumu perçinleniyor. Film vizyona girdiği zaman kötü eleştiriler almış olsa da özellikle karakteri sevenler için, izle-geç filminden ziyade derinliği olan bir hikâye olarak göze çarpmıştı. En başta James Logan’ın Wolverine olma sürecindeki iç çatışmasını ve X-Men evrenine nasıl katıldığını bu film ile öğrenmiştik. Filmin eleştirilebilecek tek noktası, olayların çok hızlı işlenmesi olabilir ancak bunun yer yer filmin temposuna katkı sağladığını da söyleyebiliriz. Film ayrıca doyurucu görsel efektleriyle de göz dolduruyor.

5) The Crow (1994)

James O’Barr tarafından kaleme alınan çizgi roman serisinin beyazperdeye uyarlanmış hali olan The Crow, büyülü ve gotik havası ile farklı bir süper kahraman filmi profili çiziyor. Eric (Brandon Lee) ve nişanlısı Shelly, Cadılar Bayramı arifesinde bir çete tarafından katledilir. Olaydan tam bir yıl sonra mezarının başına bir karganın konmasıyla dirilen Eric, artık ölümsüzdür ve intikam için yola çıkar. The Crow’u diğer süper kahraman filmlerinden ayıran, Eric’in intikam duygusudur. O kendisine ve nişanlısına yapılan kötülüğün hesabını sormak için dünyaya geri dönmüştür ve doğaüstü güçlere sahip diğer muadilleri gibi pek de iyiliği temsil etmez. The Crow’u ünlü yapan bir diğer unsur ise başrolü oynayan Bruce Lee’nin oğlu Brandon Lee’nin, çekimlerin bitmesine birkaç gün kala sette yanlış doldurulan bir silahın ateşlenmesiyle gerçekten hayatını kaybetmesi olmuştur.



4) Deadpool (2016)

Uzun yıllardır beyazperdeye uyarlanması beklenen Deadpool, bu listenin en taze ve en uçarı süper kahramanı. Kendi deyimiyle, süper ama kahraman olmayan biri Deadpool. Wade Wilson (Ryan Reynolds), kansere yakalandığı dönemde iyileşmek vaadiyle kandırılıp, süper asker projesi kapsamında mutant genlerine sahip olur. Wilson’ın Deadpool olma süreci de tam bu nokta da başlar. Wilson, ona bu “kötülüğü” yapanlardan intikam almak için geri dönmüştür ama bu, düz bir intikam hikâyesi değil adeta bir intikam parodisi şeklinde gerçekleşir. Deadpool her şeye rağmen şakacıdır, neşesini asla kaybetmez, hatta kahramanlık yapmaya bile taksiyle giden uslanmaz bir dalgacıdır. Deadpool aslında süper kahramanlıkla dalga geçerken, intikam almaktan da vazgeçmeyen, Marvel evrenin eğlenceli karakteridir. Deadpool sadece süper kahraman evreni için değil, farklı yapısıyla, bu yılın en ilgi çeken filmleri arasındaki yerini çoktan aldı.

3) Spider Man 2 (2004)

Orijinal Spider Man serisinin ikinci filminde Peter Parker, çizgi romanın en sevilen kötü karakteri Dr. Octopuss ile karşı karşıya geliyor. Hem yönetmen Sam Raimi hem de Spider Man’i canlandıran Tobey Maguire seriye, iyiden iyiye ısındıklarını bu filmde belli ediyorlar. Konu bütünlüğü, olayın işleniş biçimi, aksiyonu ve duyguyu yansıtma haliyle bir süper kahraman filminden ziyade, bağımsız bir macera filmi şeklinde ilerleyen yapım, Peter Parker, Mary Jane ve Dr. Octopuss gelgitlerini doğru bir şekilde aktarmayı başarıyor. Spider Man 2’yi orijinal ve yeni serinin diğer tüm filmlerden ayıran en büyük özellik ise düşman profilinin doğru şekilde çizilip, temposunu hiç düşürmeyen bir şekilde devam edebilmeyi başarması.

2) Watchmen (2009)
İlk olarak 1986 yılında DC Comics tarafından çizgi roman olarak piyasaya sürülen Watchmen, Rorschach’ın bir dönem beraber savaştıkları eski dostu Edward Blake’in öldürülmesi üzerine çıktığı araştırma sonucu gelişen olaylar çerçevesine örülü bir filmdir. Zack Snyder’in yönetmenlik koltuğunda iyi bir iş çıkardığı film, şüphesiz ki Snyder’in hikâyeyi anlatış biçimiyle daha da değer kazanıyor. Watchmen’i türevlerinden ayıran en büyük özelliği ise; bir süper kahraman temalı filmden beklenmeyecek düzeydeki alt metni ile her saniyesinde insanlığı, savaşı sorgulatması. Filmi değerli kılan bir diğer unsur ise müzikleri. Soundtrackler; sürece uzun varsayabileceğimiz bu hikâyeye odaklanmayı kolaylaştırıyor. Süper kahraman evreninin, gerçek dünyaya en yakın ve en savaş karşıtı filmi olarak nitelendirebileceğimiz Watchmen, görselliği ile de takdir toplamayı başarıyor.

1) The Dark Knight (2008)

DC Comics tarafından defalarca beyazperdeye uyarlanan Batman serisi, kuşkusuz Christopher Nolan’ın dokunuşlarıyla tekrar gezegendeki en popüler süper kahraman serisi haline geldi. Nolan’lı serinin ikinci filminde, Batman (Christian Bale), ezeli düşmanı Joker (Heath Ledger) ile karşı karşıya geliyor. The Dark Knight’ı serinin diğer filmlerinden ayıran en büyük özelliği, en az Batman kadar ünlü olan, hikâyenin en kötüsü Joker. Burada çekimlerden birkaç gün sonra ölen Heath Ledger’ın mükemmele yakın performansı, filmin değerini ikiye katlıyor. Keza Nolan’ın Gotham için çizdiği suç şehri profili, Gotham’ı karikatürize olmaktan çıkarıp hikâyenin odağına yerleştiriyor. Tüm bu parametreleri birleştirdiğimizde The Dark Knight’ı yapılmış en iyi süper kahraman filmi olarak tanımlayabiliriz.

Konuk Yazar: Polat Öziş

Avatar

Film Arası Dergisi

Temmuz 2010’da yayın hayatına ‘merhaba’ diyen Film Arası Sinema Dergisi, beşinci yılına doğru, yoluna daha emin adımlarla devam ediyor. Kapak dosyaları ve röportajlarıyla her ay sinema gündemine damgasını vuran Film Arası, artan okuyucu kitlesi ile sinema heyecanının paylaşıldığı büyük bir aileye dönüştü.

Yorum Yap

Temmuz 2017