My Brilliant Friend: Arkadaşlığın Gücü

İnsan kendini hep bir başkasında görerek fark eder. Kim olduğunu, neyi sevdiğini, sevmediğini, kendisine dair düşüncelerini şekillendirir. Arkadaşlık burada anahtar bir rol oynar. Anneler ve babalardan sonra ya kardeşler ya arkadaşlar gelir. Kardeşler aile içi rolleri şekillendirirken arkadaşlar dış dünyada kim olduğunu, olacağını gösterir. Elena Ferrante’nin Napoli romanları serisinden uyarlanan “My Brilliant Friend” dizisi Elena ve Lila’nın bir ömre yayılan inişli çıkışlı arkadaşlıklarının hikâyesini anlatıyor. Üç sezonu yayınlanan dizi dördüncü sezonuyla final yapacak. Gelin Elena ve Lila’nın yolculuklarına yakından bakalım.

Aynı sokağın çocukları olmak, aynı kadere doğru gitmeyi barındırır kehanet olarak içinde. Elena ve Lila içinde işlerin böyle ilerleyebilme ihtimali çocuklarında içlerinde korku olarak barındırıyor. Elena çekingen olan, Lila ise atılgan, inat ve öfkeli olan olarak konumlanıyor. Napoli’nin yoksul mahallesinde yaşayan kızların aileleri işçidir. Lila’nın babasının kendi ayakkabı dükkanı varken Elena’nın babası devlet dairesinde kapıcı olarak çalışır. Elena sessiz ve başarılı bir çocuktur. Lila ise her zaman sesini çıkaran, dikkatleri üstüne çeken zeki bir kızdır. İki farklı karakterde olan kızlar farklılıklarının çekimiyle arkadaş olurlar. Arkadaşlıkları sevgi ve rekabet üzerine kuruludur. Birbirleriyle çatışma hallerindedir. Lila’nın başarısına rağmen okuldan ayrılması ve Elena’nın okula devam etmesi de aralarındaki farklı dünyalara doğru yolculuğu başlatır. Elene hep Lila ile yarışır. Lila’nın Elena’yı nasıl konumlandırdığını ise ara ara ona dair ipuçları verildiğinde görüyoruz. Dizinin anlatıcısı Elena olduğu için biz hep Elena’nın düşüncelerini duyuyoruz. Napoli sokaklarında mahalle kültürü, komşuluk da hikâyenin diğer bileşenlerini oluşturuyor. İkisi arasındaki aileleri ve çevreleri karşısındaki “daha farklı olma” mücadelesi devam ederken hikâyede hep bizimle olacak çocukluk aşkı Nino devreye giriyor. Nino, Elena ve Lila arasındaki güzel ve çekici kadın olma yarışında önemli bir etken olarak hep var oluyor. Elena Nino’ya çocukluktan başlayarak, ergenlikte ve yetişkinlikte aşık olmaya devam ediyor. Onun dikkatini çektiği noktada Lila devreye giriyor. Lila ve Nino yasak bir aşk yaşıyor. Yasak aşkın sebebi Lila’nın evli olması. Elena’nın duyguları bilinen ya da görünen değil o zaman zarfında.

 

Aşk kısmından önce okula devam etme ve etmeme durumunda ikisinin hayatından belirleyici unsur olduğunu eklemek gerekiyor. Lila ne kadar zeki olsa da eğitim hayatına devam edemiyor. Ama hep kendini geliştiriyor. Ailesinin işinin geliştirilmesine yardımcı oluyor. Bilgisayarın yeni yeni keşfedildiği zaman sistem kurmayı öğreniyor. Zekası onun gitgelli ruh hali karşısında yeni bir krizde geride kalıyor. Elena ise aşama aşama devam ettiği okul hayatıyla kendi toplumsal sınıfını bir nevi adım adım değiştiriyor. Entelektüel sınıfa geçiyor. Küçüklükten beri içinden tekrarladığı “Annem gibi olmayacağım” sloganı gerçek oluyor. Orada da başka bir sorun kendini gösteriyor. Anne olmak, ev hanımı olmak ve kendi işini yapabilmek arasındaki uçsuz bucaksız zorluklar. Elena’nın kocası kültürlü, eğitimli, iyi bir aileden gelmiş profesör. Sayılan bu sıfatlar onun ev içinde klasik beklentileri olmayacağı anlamına gelmiyor. Elena’yı da bir nevi bu hayal kırıklığına uğratıyor. Uzunca bir süre yazmaya ara veriyor. Kızlarıyla, eviyle ilgileniyor. Özellikle büyük kızı Dede ile aralarındaki gerilimde Elena ve annesi arasındaki gerilim tekrarlanıyor gibi. Kendi mahallesinden çıksa bile başka bir mahalledeki geleneksellik onu buluyor. Yazmaya geri dönüşü kendi hikâyesini anlatmaya karar vermesiyle oluyor. Onun bu kararı alma süreci çocukluk aşkı Nino’nun tekrar hayatına girmesiyle hızlanır. Nino’nun ilgili, anlayışlı hali onun içindeki aşkı tekrardan gün yüzüne çıkarıyor. Romanını bitiriyor ve kendini yasak aşkın kucağına bırakıyor. Çocuklarını ve eşini geride bırakarak Paris’e doğru Nino ile bir yolculuğa çıkıyor. Yolculuk sonrası Elena’nın hayatında neler olacağı ve hikâyenin nasıl sonlanacağı ise dördüncü sezona kalıyor. 

Üç sezon boyunca Elena ve Lila’nın hayatları arasındaki değişimlerde aralarındaki iletişim çeşitli şekillerde kesilsede hep devam ediyor. Zor zamanlarda yan yana oluyorlar. Mutlu zamanlarda ise o yakınlıkları hiç var olmamış gibi oluyor. My Brilliant Friend’i iyi yapan ve romanın seyir zevkini yaşatan nokta, anlatmak için acele etmemesi. Çeşitli birçok olay ve durum anlatılmasına rağmen dizi özünde dizi “kendi ayakları üzerinde duran bir kadın olma mücadelesini” anlatıyor. Yaşanan siyasi, toplumsal, ailesel olayların kadınların dünyası üzerinde nasıl etkileri olduğunu gösteriyor. Küçüklükten başlayarak bedenlerini koruma, hayal güçlerini geliştirme ya da geliştirmeme karşısında ne yapmaları hep söyleniyor. Binbir cendere içerisinde büyülüyor ve bir kadın olunuyor. Olduğun kadını sevmen için yaşamını sevmen gerekiyor. Ama o da her zaman mümkün olmuyor. Didem Madak’ın şiirindeki “Karnabahar kızartmıyordu asla başroldeki kadınlar” dizeleri İtalya topraklarında da kendine bir gerçeklik buluyor.

İstanbul doğumlu. Lisans eğitimini felsefe alanında tamamladı. Yüksek lisansını Medya ve Kültürel Çalışmalar alanında, "Sinemada Aşk ve Zaman: Sevmek Zamanı ve Masumiyet Filmlerinin İncelenmesi" başlıklı teziyle tamamladı. Lisansta aldığı sinema ve felsefe dersi kalemini sinema yazarlığına çevirmesine vesile oldu. Film Arası ile yolları kesişti. Haberler ve röportajlar yapıyor. Sinema yazıları yazıyor. Litros Sanat Dijital Kültür Sanat Gazetesi'nde editör olarak çalışıyor. Sinemanın gücüne inanıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.