Proje Çocukların Babası: Kral Richard

Ödül sezonunun adından en çok söz ettiren filmlerinden Kral Richard: Yükselen Şampiyonlar / King Richard, 6 dalda girdiği Oscar yarışına, öncesinde Will Smith’in Altın Küre’si ve BAFTA dâhil 139 adaylık kazanarak ulaştı. Venus ve Serena Williams kardeşlerin hayat hikâyesini babalarını odağa taşıyarak anlatan film, 144 dakikalık akıcı bir biyografi.

Vizyon bolluğunda üç hafta gösterimde kalabilen filmi ülkemizde perdede yalnızca 3540 biletli izleyici gördü. Dünyanın geri kalanında da gişede pek yüzü gülmeyen ve 50 milyon dolarlık bütçesine rağmen ancak 37 milyon dolar kazanabilen filmin Oscar töreni sonrası, kazanacağı ödüller sayesinde yeniden gösterime girip en azından maliyetini çıkaracağını ön görüyoruz. Şimdi, anlattığı isimler gibi bir başarı hikâyesine dönüşemeyen filme bakalım.

15 yaşındayken 12 milyon dolarlık sponsorluk sözleşmesine imza atarak tarihe geçen ve tenis dünyasında tüm zamanların en iyi Afrikalı-Amerikalı oyuncuları sayılan Venus Williams ve Serena kardeşler, ebeveynleri tarafından bir proje olarak dünyaya getirilmiş. Güvenlik görevlisi olarak çalışan baba Richard, tenis oyuncularının kazandıkları parayı ve bu alandaki siyahi oyuncu eksikliğini görüp, halihazırda 3 kızları olmasına rağmen eşini 2 çocuk daha yapmaya ikna ediyor ve onları ilk günden itibaren bizzat çalıştırıp geliştirmeye başlıyor. Kısıtlı bütçesine rağmen çocuklarını tanıtan broşürler bastıran, onları anlatan videolar çeken adamın aslında en büyük derdi, kızlarını sokaklardan uzak tutmak. Saçma sapan bir erkeğin peşine takılmadan, uyuşturucuya bulaşmadan hem derslerinde hem de sporda başarılı olmalarını istiyor. Bazen, ya da birçok anda kantarın topuzu kaçmıyor değil, Richard kızları limitlerinin ötesinde zorluyor. İnatçı, huysuz, dediğim dedik ve kimseye eyvallahı yok. Çalmadığı kapı kalmıyor, ufak fırsatlara tamah etmiyor, köşeleri tutmuş profesyonellere ağız eğmiyor, bildiğini okuyor ve projesini başarıya ulaştırmak için didinip duruyor. Bugün bakınca ne kadar başarılı olduğunu görsek de zamanı için imkansıza yakın bir irade bu. Karşı komşusu kızlarına çok yüklendiği için sosyal hizmetlere haber veriyor örneğin. Oysa o, birini öldürmeye kalkacak kadar planına bağlı ve kimsenin düşüncesi umurunda değil.

İzlerken, senaryonun açıkça Richard’ın tarafında olduğunu düşündüm. Köşelerini yumuşatmış, onu hep haklı bulmuş, seyircinin şüpheye düşeceği anların hemen ardından Richard’ı gerekçelendirmiş. Anne Brandy antagonist olarak ara sıra karşısına çıkarılsa da Richard gerçekten kral ilan edilmiş ve dünyanın onun etrafında döndüğünün altı çizilmiş. Ne sektörün ağababalarını ne de koçları dinleyen Richard’ın ailesi üzerinde kurduğu baskıcı krallığının çizgiyi aştığını gösteren anlardan biri, Sindirella filmini izledikleri sahne. Çocukları film sonrası sorguya çeken ve kendi istediği anlamı çıkaramadıkları için tekrar izlemeye zorlayan Richard’ın bu tacizci davranışı bile resmin tümüne bakmaya devam etmemiz istenerek geçiştirilmiş. Şahsen bu taraflı anlatımdan hoşlanmadım.

Yönetmenliğe gelirsek, Reinaldo Marcus Green’in temiz bir iş çıkardığını söylemek gerek. Üstün sanatsal çabalara (!) girmeden, akıp giden senaryoyu dinamik bir şekilde görselleştirmiş. Senaryo kızların duygularından ne kadar uzak duruyorsa, o da o kadar mesafeli kalmış. Ne de olsa bu Richard’ın filmi. Kızlarla bir iki sevinç ya da hüzün anı dışında ilgilenmiyor film. Varsa yoksa dünyaya iki kız getirip onları tenis şampiyonu yapan babanın amaçlarını anlatıyor ve onu bile “sokaklardan uzak dursunlar diye” cümlesinden dışarı çıkmadan yapıyor.

Oscar’ın En İyi Erkek Oyuncu dalında muhtemel galibi olacak Will Smith gayet iyi bir performans vermiş olsa da bana sorarsanız ödüllük bir durumu yok. Senaryo zaten dediğim gibi tek boyutlu. Yönetmenlikte övülecek tek yan temiz işçilik. Peki, o halde Kral Richard: Yükselen Şampiyonlar / King Richard nasıl bu kadar çok ödül töreninde? Çünkü biyografi filmleri sevilir, spor biyografileri daha da çok sevilir ve bazı oyuncuların sadece “sırası gelmiştir”. 2001’de Ali’yle vermedikleri ödülü, şimdi verecekler Smith’e. Bize de alkışlamak düşecek.

Oscar ödülleri 27 Mart 2022’de dağıtılacak.

1983 yılında, mutlu bir aileye doğdu. 15 yaşında sinema salonlarıyla tanışıp, bazı filmlere âşık oldu. “Ben de yaparım” zannederek, -o zamanki algısıyla- senaryo yazmaya ve her sene doğum günü gelmeden bir uzun metraj tamamlamaya başladı. “Yapan” olmanın kendisi için o kadar da kolay olmayacağını anladığındaysa bu büyülü dünyadan kopmamak için, filmler hakkında “yazan” olmaya karar verdi. Geçen yıllar içinde istemeden de olsa tıp hekimi olup 12 yıl çalıştıktan sonra mesleği bıraktı. 15 yıllık sinema yazarlığı süresince Altyazı Sinema Dergisi, Filmlerim.com, Öteki Sinema, Blogum Dergisi, Haftalık Sinema Antrakt Gazetesi ve Film Arası Dergisi’nde yazıları yayımlandı ve Ters Ninja sitesinin genel yayın yönetmeni oldu. Yaklaşık 2,5 yıldır da her perşembe yayınladığı, ülkenin ilk dijital platform bülteni Bu Hafta Ne İzlesem? sayesinde tutkusuna bağlı kalmayı sürdürüyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir