‘Her İşin Yüke Dönüşme İhtimali Var’

Oyuncu Onur Berk Arslanoğlu, 27. Adana Altın Koza Film Festivali’nde ‘Plaza’ filmindeki rolüyle ‘En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü almıştı. Başarılı oyuncu şu sıralar Sadakatsiz isimli dizideki performansıyla dikkatleri üzerine çekiyor. Kendisiyle Film Arası okurları için oyunculuk serüvenini konuştuk.

Keyifli okumalar…

Trabzon’da başlayan kişisel serüveniniz nasıl ilerledi?

1983 yılında Trabzon’da doğdum. Antalya Fen Lisesi ve ardından İTÜ Makine Mühendisliği bölümünden mezun oldum. Üniversitedeyken tiyatro kulübüne adım attım ve oyunculuk maceram başladı. Bu süreci çeşitli sinema, reklam ve dizi projeleri takip etti. Halen çeşitli kulvarlarda farklı projeler içinde yer alıyorum. 

Tüm bunların yanı sıra yaklaşık 10 yıldır bilim iletişimi üzerine çalışıyorum. Gençlere ve çocuklara bilimi sevdirmeyi amaçlayan ‘Bilim Sende’ isimli bir oluşumum var ve burada eğlenceli bilim projeleri tasarlıyorum. 

Mühendislik eğitimi sonrasında oyunculuğa yönelme kararınız nasıl ortaya çıktı?

Mühendislik okumaya tekniğe olan ilgim sebebiyle karar vermiştim fakat o yaşlarda sınav hayatın tam merkezinde olduğu için başka hiçbir yönünü farkedemiyor insan. İTÜ’ye gelince okulda bir tiyatro kulübü bulunduğunu ve ciddi bir çalışma pratiği içinde olduklarını gözlemledim ve bir şansımı denemek istedim. İlk alışma dönemini atlattıktan sonra da oyunculuğun benim için kendimi bir ifade tarzı olduğuna iyice ikna oldum ve mezuniyetimden sonra devam etmek için tüm fırsatları kovaladım. 

Oyunculuk serüveniniz nasıl başladı?

İlk önemli adımı üniversitede attım, dediğim gibi ama profesyonel olarak bu dünyaya girişim Şahika Tekand’ın bana Studio Oyuncuları’nın kapısını açması ile başladı diyebilirim. Orada aldığım eğitim sanata bir bakış açısı geliştirmemi sağladı. Ardından Şahika hocanın oyunlarında da rol alarak ulusal ve uluslararası önemli deneyimler kazandım.

İlk başrol deneyiminiz Plaza başarılı bir festival süreci gerçekleştirdi. Sizin filme dahil olmanız nasıl oldu?

Bir gün üniversitenin tiyatro kulübünden tanıdığım bir arkadaşımdan telefon geldi. Bir film çekmeyi planladıklarını ve o sırada kastını oluşturduklarını, başrol için akıllarına geldiğimi, audition vermek isteyip istemeyeceğimi sordu. Senaryo metnini istedim ve gelince hızlıca tüm filmi baştan sona okudum. Bittikten sonra sanki tüm film gözümün önünde akmış gibi hissettim. Aynı zamanda başroldeki karakterin genel halini kendime yakın hissettim ve içinde bulunduğu durumları hayal etmek de oldukça zevkli geldi. Arkadaşıma rolü denemek istediğimi söyledim. Parçayı çalıştım ve girdiğim seçmenin sonucunda yönetmenimiz Anıl da benimle çalışmak isteyince benim sürecim başlamış oldu. 

27. Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü aldınız. Sizce ödül almanın bir oyuncu için önemi ve anlamı nedir?

Ödül açıkçası benim tahmin etmediğim bir durum oldu. Bir anda ismim sahneden söylenince çok heyecanlandım. Zamanında Yılmaz Güney, Tarık Akan, Halil Ergün gibi nice önemli aktörün layık görüldüğü bu önemli ödülü elde tutuyor olmak açıkçası çok tarif edilebilecek bir durum değil. Çok motive edici ve çok mutluluk verici. Fakat nihayetinde bir iltifat olarak düşünmek gerekiyor. Ödül genel olarak bir oyuncunun yaptığı işçiliğin beğenildiğini ve deneyimli çevrelerce takdir edildiğini göstermesi açısından çok güzel. Keşke hep başa gelse. Fakat aynı zamanda bu konuda bir engel teşkil etme riski de barındırıyor. Eğer ödül oyuncuda “ben oldum”, “ben yeteri kadar iyiyim” gibi düşünceler oluşturuyorsa, arayışı kısıtlaması açısından oyuncuya yapılmış bir kötülük gibi de olabilir. Bu açıdan uyanık olmaya çalışıyorum. Benim için işime yaklaşımımın değer ve takdir görmesi açısından çok motive edici. 

Yağmur Şnorkel ve Taze Fasulye adlı kısa film bir baba-oğul hikayesi anlatıyor. Siz de babasının yanından ayrılmaya çalışan 30’larında birisini canlandırıyorsunuz. Kısa filmin hikayesini siz nasıl anlatır ve tanımlarsınız?

Aslında filmin hikayesi sizin belirttiğiniz kadar; 32 yaşına gelmiş bir erkek evlat babasıyla birlikte yaşarken bir gün evi terk etmeye ve bir maceraya atılmaya karar veriyor. Film oğulun bu durumu babasına açıklama sürecini ve bu sırada evde olan biteni konu alıyor. Yapısı itibariyle olay örgüsünden ziyade durumlara ağırlık veriyor ve genel olarak absürd ve teatral bir atmosfer içerisinde geçiyor. Yönetmenimiz Yavuz’un geçmişteki tiyatro deneyimi bence bu konuda belirleyici unsurlardan biri diye düşünüyorum. 

İlerisi için kendinize oyunculuk kariyerinizde  çizdiğiniz, hayal ettiğiniz yol nedir?

Dürüst olmam gerekirse hayatımda hayaller ve hedeflerden ziyade, sadece yaptığım işlerden zevk alarak yürümeyi tercih ediyorum. Bu yaklaşımın da bana yeni kapıları daha kolay açtığını düşünüyorum ve öyle de oluyor zaten. Kariyer olarak bakılan her işin yüke ve baskıya dönüşme ihtimali var. Yapacağınız planlamanın size uymama olasılığı da var. Çünkü her an değiştiğiniz ve yeni şeyler deneyimlediğiniz bir meslekten bahsediyoruz. İlerde hep birlikte göreceğiz işte. Kendim için ‘’iyi oyuncu’’ olarak anılmaktan başka önemli bir hayal çizmiyorum. 

Sizi heyecanlandıran yeni projeleriniz var mı?

Oyuncu kadrosu içinde bulunduğum ve şu sıralar başlayacak olan önemli bir sinema filmi projesi var ve bu proje için açıkçası çok heyecanlıyım. İsmi şu an bende kalsın, bittikten sonra tekrar konuşuruz : )

Rabia Bulut

1994 İstanbul doğumlu. Lisans eğitimini felsefe alanında tamamladı.t Yüksek Lisansını ise Medya ve Kültürel Çalışmalar alanında yaptı. Sinemada Aşk ve Zaman: Sevmek Zamanı ve Masumiyet Filmlerinin İncelenmesi başlıklı teziyle tamamladı. Lisansta aldığı sinema ve felsefe dersi kalemini sinema yazarlığına çevirmesine vesile oldu. Film Arası ile yolları kesişti. Haberler ve röportajlar yapmakta, sinema yazıları yazmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir