Gece Yarısı Ayini: Ölüm ve Başka Şeyler

Alkollü araç kullanıp genç bir kadının ölümüne sebep olan Riley Flynn, çizilen alnındaki yara kurumadan 4 yıllığına hapse atılır ve çıkınca 127 nüfuslu balıkçı kasabası Crockett Island’daki evine; aşırı dindar annesine, sigara içip duran içine kapanık babasına ve 16 yaşın tüm gerekliliklerini yerine getirmek için çabalıyor görünen erkek kardeşine geri döner. 3 yıl önceki tanker kazasıyla kirlenen deniz balıkçılığı vurmuş, ada nüfusu hızla azalmış ve koyu Katolik balıkçı kasabası, iyice garip bir yere dönüşmüştür. Riley’nin dönüşüyle aynı gün yaşlı rahibin yerine atanan genç vaizin gelişi, gece çıkan büyük fırtına ve sabahına sahile vuran onlarca kedi sonucu ölü toprağı serpilmiş kasaba hareketlenmeye başlar.

The Haunting antoloji serisiyle Netflix’e gelmiş en iyi korku dizisine imza atan ve The Shining’in devam filmini rezil olmadan kotarmayı başardıktan sonra orijinal projelerine dönen Mike Flanagan’ın yeni mini dizisi Gece Yarısı Ayini / Midnight Mass, platformdaki yerini aldı. 2013’ten bu yana hayata geçirmeye çalıştığı, önceki işlerinde yer yer ismini gördüğümüz ve “en kişisel projem” dediği Gece Yarısı Ayini’nde bir nevi kendini anlatmış Flanagan. Alkolizm tedavisi gören Riley karakterini, üç yıldır ayık olan kendisinden yola çıkarak yaratmış mesela ve Riley’nin âşık olduğu kadını, eşi Kate Siegel oynamış.

İlk bölüm Riley üzerine kurulu olsa da olaylar yeni rahibin etrafında örülüyor ve çok geçmeden din mevzusu hemen her sahnede kendine yer bulmaya başlıyor. Kasabada iki Müslüman var, Şerif Hassan ve oğlu. Geri kalan herkes az ya da çok inançlı olsa da kilisenin etrafında toplanmış durumda. Gençler papaza yardım ediyor, durumu olmayan ailelere kilise aracılığıyla para toplanıyor ve komşular birbirini pazar ayinlerinde görüyor. Kiliseyi hayatın içinde tutan en önemli figürse Bev Keane. Durmayan çenesi, manipülasyonları, hedefine ulaşmak için canlılara bile zarar vermekten imtina etmemesiyle ilk gördüğünüz anda sevmediğinize karar vereceğiniz ancak ne yapacağını da merak etmekten geri duramayacağız bağnaz bir karakter.

Gece Yarısı Ayini, ilk üç bölümde karakterlerini ve kasabadaki iç ilişkileri ilmek ilmek örüyor. Kim ne kadar dindar, kim neye nasıl tepki verir, kasaba halkı ne yer ne içer, hepsini bu üç bölümde öğreniyor, yıllardır aralarında yaşıyormuşçasına adanın parçası oluyoruz. Ortalama birer saatlik bölümleri ustaca yazan Flanagan’ın bu şapka çıkarmalık metni, tek amacı zıplatmak olan bir iş izlemediğimizin de güvencesini veriyor. Ne var ki Bram Stoker’ın Drakula’sını, hele de Kerem Sanatel’in yakın zamandaki harikulade çevirisinden okuyanlar için ilk bölümden itibaren fazlasıyla tanıdık öğeler var dizide ve üçüncü bölümün bitişiyle burnumuzun aldığı kokunun doğru olduğunu anlıyoruz. Fazlasıyla serbest bir uyarlama da olsa, Gece Yarısı Ayini’nin çıkış noktası Drakula. Demans hastası rahibin genç halefine tüm kasabayı detaylarıyla anlatması, felçli kızın ayağa kalkışı, ölen kediler, karanlıkta parlayan ışıklar, şüpheli sandık ve daha birçok ilginçliği mantığa oturtan Drakula açıklamasının ardından dördüncü bölümle birlikte dizi yeni bir aşamaya geçiyor ve rahibi (dini) kullanarak kendine bir sürü köle (yemek) edinmeye çalışan yaşlı bir vampirin hikayesi oluyor. Flanagan’ın cılkı çıkmış mitlere yüz vermemesi, muhafazakarların vampiri (her gördükleri kanatlıyı) melek sanmaları ve tüm olumsuzlukları İncil’den pasajlarla mantığa yatırma çabasına girişmeleri, başlarına gelen musibetleri Tanrı’dan saymaları, akıllarını bir kenara bırakıp defalarca değişikliğe uğramış bir kitapta yazanlara tapınmaları; din eleştirisi olarak çok iyi işliyor. Fakat Flanagan’ın görmezden gelmemizi istediği ama benim bir türlü yapamadığım, düşündükçe gözümde büyüyen bir sorun var senaryoda: Günümüzde geçen hikayedeki 127 kişinin hiçbiri, hele de elinden telefon düşmeyen gençler, hiç mi duymadılar “vampir” kelimesini? Yani 127 kişinin birden böyle davranması, güneşe çıkamamayı açıklayamaması, açıklanamayan gençleşmeleri Google’da araştırırken telomerlerden yola çıkmaları falan saçmalık değil mi? Bence bu çok ciddi bir inandırıcılık sorunu. Keşke olaylar Orta Çağ’da falan geçseydi ya da başka bir çözüm bulunsaydı bu akıl tutulmasına.

Gece Yarısı Ayini upuzun monologların, diyalogların, onlarca karakterin olduğu sabır isteyen bir iş. Seyircisini korkutmakla çok da ilgilenmiyor. Korku türünü inanç, din ve ahiret üzerine nefis replikler yazabilmek için meze yapmış Flanagan ve çok da iyi yapmış. Bahsettiğim sorun dışında ben sonuçtan memnunum ve size de tavsiye ederim. The Haunting ayarında olmasa da yine ortalamanın üzerinde bir iş başarmış.

1983 yılında, mutlu bir aileye doğdu. 15 yaşında sinema salonlarıyla tanışıp, bazı filmlere âşık oldu. “Ben de yaparım” zannederek, -o zamanki algısıyla- senaryo yazmaya ve her sene doğum günü gelmeden bir uzun metraj tamamlamaya başladı. “Yapan” olmanın kendisi için o kadar da kolay olmayacağını anladığındaysa bu büyülü dünyadan kopmamak için, filmler hakkında “yazan” olmaya karar verdi. Geçen yıllar içinde istemeden de olsa tıp hekimi olup 12 yıl çalıştıktan sonra mesleği bıraktı. 13 yıllık sinema yazarlığı süresince Altyazı Sinema Dergisi, Filmlerim.com, Öteki Sinema, Blogum Dergisi, Haftalık Sinema Antrakt Gazetesi ve Film Arası Dergisi’nde yazıları yayınlandı ve Ters Ninja sitesinde editör olarak kök saldı. Yaklaşık bir yıldır da her perşembe yayınladığı, ülkenin ilk dijital platform bülteni Bu Hafta Ne İzlesem? sayesinde tutkusuna bağlı kalmayı sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir