FilmArası Dergisi

Geçmişten Bugüne Bond Aktörleri

Takım elbiseli adam yavaşça yürüyordur… İlerlerken adımlarından gayet emindir ve etrafını kollama ihtiyacı hissetmez. Bir iki adım daha atar ve aniden bize doğru tabancasını ateşler.  O eskimeyen jenerik başladığında tüm ekran kana bulanmıştır… 1952 yılında Ian Fleming tarafından yaratılan dünyaca ünlü İngiliz ajan karakteri James Bond tam 24 defa ekranlarımıza konuk oldu. 1962 yılında ilk olarak Dr.No ile başlayan zincir en son 2015 yılında Spectre ile halkasına bir film daha eklemiş oldu. Bu süre zarfında Bond karakterine toplamda yedi aktör hayat verdi. Peki, bu karakterde seyirciye bu kadar çekici gelen ve bu kadar klişelere başvurmasına hatta kendi klişelerini yaratmasına rağmen vazgeçilemeyen şey neydi? Şimdi martinilerimizi yudumlayıp Bond külliyatında bir yolculuğa çıkalım…

 

SEAN CONNERY DÖNEMİ

Pek çok Bond hayranına göre Sean Connery gerek karizması gerekse oyunculuk yeteneği ile gelmiş geçmiş en iyi Bond’dur ve hep öyle kalacaktır. Dr.No ile Bond kariyerine başlayan Sean Connery bu filmdeki etkileyici duruşu ile ilk Bond olma onuruna erişmenin yanı sıra bunu toplamda 6 kez gerçekleştirmiştir. Sean Connery, Dr.No filminde gösterdiği  ‘’haylaz-kârizma’’ modelini o kadar güzel oturtturmuş ve seyirciye yansıtmıştır ki Connery sonrası Bond dönemi uzun bir süre çalkantılı geçmiştir. Connery, 1971 ve 1983 yıllarında (misyonunu tamamlamasına rağmen) yeniden iki Bond filmi ile karşımıza çıkmıştır. Connery’nin bu dönemde en iyi başardığı şey aslında yakışıklılık, karizma vb öğelerden ziyade filmlerin duygusunu çok iyi yakalaması ve bunu seyirciye kusursuz olarak yansıtmasından ileri gelir. Bond filmleri senaryosu gereği her ne kadar dünyanın sonuna varabilecek derecede ciddi olayları içerse de derinlerde var olan mizah duygusundan taviz vermez.  Sean Connery bu mizacı rol aldığı bütün Bond filmlerinde seyirciye şahane bir şekilde aşılamıştır. Hem sempatik bir ajan, hem ölümcül bir tehdit hem de romantik bir çapkındır. Hiçbir duygusunda aşırıya kaçmadığı ve sınırlarının dışına çıkmadığı gibi başka bir kahramanda antipatik sayılacak bir davranış Connery’de gayet sempatik görülmektedir.

Connery’nin Bond filmleri;

Dr.No (1962)

From Russia with Love (1963)

Goldfinger (1964)

Thunderball (1965)

You Only Live Twice (1967)

Diamonds are Forever (1971)

NOT: 1983 yılında çekilen bir Sean Connery filmi daha mevcuttur ama bu bağımsız bir şirket yapımı olduğu için resmi Bond filminden sayılmaz.

 

GEORGE LAZENBY DÖNEMİ

Lazenby dönemi, Bond tarihinde pek parlak hatırlanmaz aslına bakılırsa çoğu kişi tarafından bilinmez bile diyebiliriz.  George Lazenby sadece 1969 yapımı On Her Majesty’s Secret Service filminde rol almış sonra Bond kariyeri apar topar sona ermiştir. Eleştirmenler ve izleyiciler Lazenby’i Bond olmaktan oldukça uzak ve soğuk bulmuşlar ve performansını yerden yere vurmuşlardır.  Bana kalırsa en büyük şanssızlığı Sean Connery gibi bir efsanenin üstüne bu rolü kabul etmesiydi. Yazık oldu.

 

ROGER MOORE DÖNEMİ

Roger Moore her zaman en fazla tartışılan Bond karakteri olmuştur. Sean Connery gibi karizmatik ve erkeksi bir Bond karakterinden sonra George Lazenby felaketinin üstüne gelen Roger Moore, bir kısım kitleye göre görünüşü ile zihinlerde yaratılan Bond karakterinden oldukça uzaktır. Moore tabiri caizse ‘’çok güzeldir’’. Sean Connnery’de var olan maçoluk onda yoktur ve bu Bond karakter ruhuna zarar vermektedir. Diğer kesime göre ise Moore, hem kendinden emin duruşu hem de yarattığı farklı çekim alanıyla Connery’nin bir adım önündedir. 1973 yılında gösterime giren ‘’Live and Let Die’’ filminde Moore her ne kadar direkt olarak kabullenilmekte zorlansa da ‘’LAZENBY FİYASKOSU’’ devrini kapatarak Bond tarihinde yeni bir çağ açmıştır. Her filminde performansını katlayan ve ekrana daha fazla yakışmaya başlayan Moore hala bazı kesimin ısrarına ve reddine rağmen tarihe oldukça başarılı bir Bond aktörü olarak adını yazdırmıştır. Bu filmden sonra tam altı kez daha James Bond karakterine hayat vermiş ve günümüzde bile devam eden Connery-Moore tartışmalarının başkahramanı olmuştur.

 

Moore’un Bond filmleri;

Live and Let Die (1973)

The Man with the Golden Gun (1974)

The Spy Who Loved Me (1977)

Moonraker (1979)

For Your Eyes Only (1981)

Octopussy (1983)

 

TIMOTHY DALTON DÖNEMİ

Timothy Dalton’ın Bond macerası tıpkı George Lazenby gibi nicelik olarak sıkıntılı gibi görünebilir ama nitelik olarak büyük bir farklılık olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.  Dalton, soruşturmacı ve daha çok ‘’Sherlock’’ tarzında yaratılan karakteri ile Bond karakterine yeni bir boyut kazandırdığı gibi soğuk ve mesafeli tavrı ile de seyircilerin merakını kazandı. Bu süreçte Dalton’un en büyük şanssızlığı şirketin içinde bulunduğu maddi krizden dolayı yeni Bond filmi çekmekte geç kalması oldu. Kariyerine artık bir yön verip Bond filmlerine bağlı kalmaktan şikâyetçi olan Timothy Dalton, iki filmin ardından ‘’Emekli Bond’’ sıfatını almıştı bile…

Dalton’un Bond filmleri;

The Living Daylights (1987)

Licence to Kill (1989)

 

PIERCE BROSNAN DÖNEMİ

Pierce Brosnan yakışıklı ve çekici bir erkek olabilir hatta iyi bir Bond da olabilir ama es geçilmemesi gereken bir gerçek var ki o da şudur; Pierce Brosnan’ın Bond filmleri en kötü Bond filmleridir. Moore ve Connery döneminde daha çok zekâsı ve insansı dürtüleri ile çözüme ulaşan ajanımız James Bond bu dönemde bu ‘’insancıl’’özelliğini kaybetmiş ve bir makineye dönüştürülmüştü. Seyirci, karşısına çıkan bu yeni Bond’u benimsemekte zorlanmış ve uzak durmayı tercih etmiş, eleştirmenler ise her yeni çıkan Bond filmini ‘’fazla sulu ve ciddiyetsiz’’ olmakta suçlamıştı. Brosnan döneminde yazılan senaryoların neredeyse hepsinin Rusya ile bağlantılı olması, aksiyon sahnelerinin fazla absürt kaçması ve yaratıcı konu bulmakta yaşanılan sıkıntı pek çok tartışmayı beraberinde getirmiş; ne yapıldıysa bu dev seri tek düzelikten kurtarılamamıştı.

Brosnan’ın Bond filmleri;

GoldenEye (1995)

Tomorrow Never Dies (1997)

The World Is Not Enough  (1999)

Die Another Day (2002)

 

DANIEL CRAIG DÖNEMİ

Daniel Craig, yeni Bond olarak duyurulduğunda neredeyse linç edilmiş ve tek sahne film çekemeden gelmiş geçmiş en kötü Bond seçilmişti. Film çekimleri sırasında basına tek cümle röportaj dahi vermeyen Craig, aylar boyunca internet ve basında alay konusu olmuştu. 2006 yılında gösterime giren ‘’Casino Royale’’ ise beklentilerin aksine tüm fanların ve eleştirmenlerin ağzını açık bıraktı. Daniel Craig en iyi Bond muydu? ‘’Casino Royale’’ ve bunu takip eden diğer Craig filmlerinde yıpranan ve tıkanan James Bond imajı tamamen tazelenip yenilendi.  Yeni Bond artık aşık olabiliyordu, ağlayabiliyordu, zayıftı ve en önemlisi kaybediyordu. Daniel Craig dönemindeki Bond filmleri açık ara serinin en karanlık ve kasvetli filmlerini içerir. Filmlerin aksiyon dozajı öncekilere oranla daha düşüktür. Bu filmlerde temel alınan ve seyirciye anlatılmak istenen mesaj, James Bond’un sadece bir insan olduğudur daha fazlası değil… Craig’li Bond filmlerinin öncekilerden en önemli farklarından biri de seri içinde seri biçiminde tasarlanmasıdır. Yani dört filme sahip olan Daniel Craig’in bütün Bond filmlerinde konu birbiriyle bağlantılıdır, filmlerdeki bütün senaryo paralel kurgu şeklinde tasarlanmıştır.

 

Craig’in Bond filmleri;

Casino Royale (2006)

Quantum of Solace (2008)

Skyfall (2012)

Spectre (2015)

 

NEDEN 007?

O beyaz ekranda görünen adamın bizde bıraktığı etki ne olabilir? Neden her Bond filmi geldiğinde üç aşağı beş yukarı senaryosunu tahmin edebilmemize rağmen koşa koşa sinemaya akın ederiz?

 

ASTON MARTIN

Bu araba markasını duyduğumuzda aklımıza Bond’u getirmeyen biri yoktur sanırım. James Bond’un çoğu filmde kullandığı bu muhteşem otomobil hepimizin sahip olmak isteyeceği bir asfalt eritme makinesi adeta. Güzel bir araba ve hız her zaman kişiyi güçlü hissettirir.

 

KADINLAR

Bond’un en büyük zayıflığının kadınlar olduğunu biliyoruz. Her filmde yatağına alarak onu kandırmak isteyen ajanlardan tutun, onu tanımayan ve sadece gönlünü kaptıran nice güzel bayan her zaman James Bond’un hayır diyemediği konu olmuştur. Güzel kadın ilgi çeker. Hele bir de Aston Martin arabanız varsa…

 

MARTINI

‘’Çalkala ama karıştırma’’. Bond’un favori içeceği olan martiniyi bu dialogla yudumla sahnesini eğer filmde göremezsek bir şeylerin eksik olduğunu kesinlikle hissederiz. Sert ve yorucu bir çatışmadan sonra Bond’a her zaman biraz alkol lazım olmuştur.

 

ŞIKLIK

James Bond her zaman şık bir karakterdir. Gerek giyimi, gerek kullandığı saatler hep pahalı ve ilgi çekici olmuştur. Takım elbisesiyle dövüşmekten çekinmez, uyurken bile güneş gözlüğü masasının yanındadır. James Bond’un herhangi bir filmde rüküş olduğu sahne yoktur.

 

FİLM MÜZİKLERİ

Yeni bir Bond filmi ne kadar merak ediliyorsa o filme ait parça da en az onun kadar beklenenler listesindedir diyebiliriz. Zaman içerisinde; Madonna, Jack White, Chris Cornell, Adele, Tina Turner gibi usta sanatçıların imzalarıyla eşsiz bir koleksiyon haline gelen Bond müzikleri artık film ile ayrı düşünülemez olmuş ve başlangıç jeneriğinin vazgeçilmezi haline gelmiştir.

 

007’NİN GELECEĞİ

Daniel Craig’in bazı açıklamalarında artık yorulduğunu ve bir Bond filmi fikrinin ona pek sıcak gelmediğini söylediğini biliyoruz. Bu açıklamalar Bond fanlarını oldukça meraklandırmış durumda çünkü Daniel Craig, çoğunluğun fikrine göre Sean Connery’den sonraki en iyi Bond (bazılarına göre ondan bile iyi). Olası bir Craig emekliliğinden sonra konuşulan en büyük aday ise Tom Hardy. Bu yakışıklı aktörün Bond rolünü koparabileceği aşikâr ama gözler hala mümkünken biraz daha Daniel Craig’i elinde martinisiyle görmek istiyor.

 

Yazar: Nebi Salih KÜÇÜK

Film Arası Dergisi

Temmuz 2010’da yayın hayatına ‘merhaba’ diyen Film Arası Sinema Dergisi, beşinci yılına doğru, yoluna daha emin adımlarla devam ediyor. Kapak dosyaları ve röportajlarıyla her ay sinema gündemine damgasını vuran Film Arası, artan okuyucu kitlesi ile sinema heyecanının paylaşıldığı büyük bir aileye dönüştü.

Yorum Yap

Temmuz 2017