Clickbait: İnternetin Zararları 101

Fizyoterapist Nick Brewer bir sabah işe giderken kaçırılır ve kısa süre sonra internete videosu düşer. Elinde tuttuğu kartlarla kadınları taciz ettiğini itiraf ettiği bu video 5 milyon kez izlenirse, kaçıranlar tarafından öldürülecektir. Video büyük bir hızla viral olur, bir gece önce kavga ettiği kız kardeşi, mesafeli eşi, polis ve yüzlerce meraklı sosyal medya kullanıcısı Nick’i bulmak için yarışa girer.

Netflix’in yeni gizem dizisi Clickbait sekiz bölümden oluşuyor ve yakın dönemin favori anlatım tekniğine uyarak, her bölüm olayları başka bir karakterin gözünden anlatıyor. Bu tekniği başarıyla uyguladığını söylemek güç çünkü aynı olayları farklı bakış açılarından sunarak gizemi katman katman açmak yerine süresini uzatmak ve aynı sahneleri birden fazla kez göstermek için kullandığını saklayamıyor. Hele ki 5. bölümün rastgele bir muhabir üzerine kurulması epey can sıkıcı.

Clickbait’in ilk amacı, zokayı izleyiciye yutturmak. Aslında uzun metraj bir film süresini aşmayacak bir hikayesi var fakat o sekiz bölümlük bir dizi olmak istiyor ve izleyiciyi ekran başında tutmak için de merakını cezbetmesi gerektiğinin farkında. Bu nedenle, özellikle ilk bölümlerde, sonradan boşa düşecek bir sürü garipliğe girişiyor. Sırf gizemli bir hava estirmek için seyirciyle oynayan bir sürü taktik yapıyor dizi ve açıkçası deneyimli izleyici için bu top çevirmeler can sıkmaktan başka bir işe yaramıyor.

Kız Kardeş, Dedektif, Eş, Metres, Gazeteci başlıkları atılan ve korkunç bir jenerikle açılan ilk beş bölümde neredeyse hiç ilerlemiyor hikâye ve dizi, altıncı bölümde başlıyor. Bu noktadan itibaren seyirciyi her saniye girip çıktığı internet üzerine düşünmeye iten, etkileyici bir hikâye kuruluyor. İnternetin birbirine bağladığı insanlar, sanal mecralarda hissedilen gerçek duygular, günlük hayattaki yalnızlığa tanışılmamış olasılıklar üzerinden çare bulma umudu, klinik depresyon vakalarının sosyal mecralara yansımaları, ön yargılar, galeyan, linç kültürü, kimlik hırsızlığı ve daha yığınla milenyum derdiyle dertlenen bir diziye dönüşüyor Clickbait. Peki son üç bölüm mükemmel mi, hayır ama en azından ilk beş bölümü boşa izlemedim dedirtiyor.

Diziyi izlemeyen fakat sosyal medyadaki ününü duymuş müstakbel izleyicisi için özetle şunu söyleyebilirim: Evet, sonu sürpriz ama hayır, öyle çok da etkileyici değil. Evet, kendisini heyecanla izletiyor ve yine evet, ütü yaparken göz ucuyla baksanız da bir şey kaçırmazsınız. En büyük sorunu, Zoe Kazan dahil herkesin çok kötü oynaması. O kadar kötü oynuyorlar ki Türkçe dublaja geçtiğinizde seslendirme sanatçılarımız sayesinde performansları yükseliyor.

Sonuç olarak ne iyi ne de kötü diyebileceğim, iyi ve kötü birçok unsuru bir arada bulunduran ve yüksek sanatsal beklentilerle izlemezsiniz son üç bölümünde keyifli vakit geçirebileceğiniz bir dizi Clickbait. İyi seyirler.

Sekiz bölümlük mini diziyi Netflix’te izleyebilirsiniz.

1983 yılında, mutlu bir aileye doğdu. 15 yaşında sinema salonlarıyla tanışıp, bazı filmlere âşık oldu. “Ben de yaparım” zannederek, -o zamanki algısıyla- senaryo yazmaya ve her sene doğum günü gelmeden bir uzun metraj tamamlamaya başladı. “Yapan” olmanın kendisi için o kadar da kolay olmayacağını anladığındaysa bu büyülü dünyadan kopmamak için, filmler hakkında “yazan” olmaya karar verdi. Geçen yıllar içinde istemeden de olsa tıp hekimi olup 12 yıl çalıştıktan sonra mesleği bıraktı. 13 yıllık sinema yazarlığı süresince Altyazı Sinema Dergisi, Filmlerim.com, Öteki Sinema, Blogum Dergisi, Haftalık Sinema Antrakt Gazetesi ve Film Arası Dergisi’nde yazıları yayınlandı ve Ters Ninja sitesinde editör olarak kök saldı. Yaklaşık bir yıldır da her perşembe yayınladığı, ülkenin ilk dijital platform bülteni Bu Hafta Ne İzlesem? sayesinde tutkusuna bağlı kalmayı sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir