FilmArası Dergisi

Ana Yurdu’nda Huzur Yok

Senem Tüzen’in bol ödüllü filmi Ana Yurdu, üç kuşaktan kadının hayata bakışını bir anne-kız hikâyesi üzerinden tartışıyor. İncelikli diyaloglar ve şık görüntüleriyle etkileyici bir atmosfer yakalayan yönetmenin hikâye ve karakterlerinde ise zaaflar göze çarpıyor.  

22. Adana Altın Koza Film Festivali’nden beş ödülle dönen Senem Tüzen imzalı Ana Yurdu, bu hafta vizyona girdi. Yurt dışı festivallerinden de ödül ve takdirlerle dönen yönetmenin bu ilk uzun metrajlı filmi, yıllar sonra aynı evde yaşamaya başlayan bir anne-kızın kuşak çatışmasına yoğunlaşıyor. Senaryosu da Tüzen’e ait olan filmin başrollerini Esra Bezen Bilgin, Nihal Koldaş, Fatma Kısa ve Semih Aydın paylaşıyor.

ANA OCAĞINDA

Romanını bitirmek amacıyla vefat eden anneannesinin Anadolu’daki evine kısa süreliğine yerleşen Nesrin, annesinin ona yardımcı olmak amacıyla aynı eve gelmesiyle huzursuz olur. Israrlarına rağmen onu yalnız bırakmayan annesi, korumacı tavırlarıyla Nesrin’i bunaltmaya başlar. Romanını yazamayacak duruma gelen genç kadın, annesiyle ilişkisinde yeni şeyler keşfetmeye başlar. Annesi de hem kızı hem de kısa bir süre önce kaybettiği kendi annesine dair yeni şeyler öğrenecektir.

BAŞARILI BİR İLK FİLM

Ana Yurdu, biçimsel yönleriyle büyük ölçüde başarılı olmuş bir ilk film. Klasik ancak özenli kurgusu, mekân kullanımındaki başarısı, incelikli diyalogları ve kararında oyunculuklarıyla olgun bir kıvam yakalayan film, görüntü yönetimindeki ustalığıyla da dikkat çekiyor. Özellikle anne-kızın çatışma sahnelerinde etkileyici bir atmosfer oluşturmayı başaran Senem Tüzen, ilk uzun metraj denemesinde iyi bir iş çıkarıyor.

19874163598_b18fdee040_o

Filmin en büyük zaafı ise ana karakterin nedeni bir türlü anlaşılamayan bunalım halleri ve iç sıkıntısı. Annesinin köye gelişi ve abartılı ilgisinin Nesrin’i bunalttığı anlaşılabilir. Aynı şekilde annesinin bitmek bilmeyen ev işleri ve sorunlu komsularıyla kızını sıkboğaz ettiği de açık. Ancak sorunlu bir evliliği nihayetlendirmesi dışında karakterin geçmişine dair yeterli bilgi ve vurgu olmaması annesine karşı sergilediği abartılı tepkileri anlamsız kılıyor. Nesrin’in modern yaşamı sahiplenmiş (üstelik köy, komşu, taşra antipatisi taşıdığı belli)bir kadın olduğu halde çalışmak için köyü tercih etmesi bir yana, finaldeki beklenmedik, gereksiz çıkış düşünüldüğünde karakterin meçhul geçmişi daha belirgin hale geliyor. Zira örneklerini toplumumuzda ziyadesiyle gördüğümüz klasik anne kuşatmasının böylesi marjinal bir finalle noktalanması gerçeklik duygusunu örseliyor.

TAŞRA YİNE KÖTÜLÜK YUVASI

Filmin taşra anlayışında belirgin bir kötücül, karamsar yaklaşım hâkim. Köyde yaşayanların dedikoducu, baskıcı ve baştan aşağı kötü insanlar olduğu resmedilirken köyde yaşayan pozitif, iyi bir karakter ya da vurguya da yer verilmiyor. Film bu yönüyle taşrayı kötülüğün kol gezdiği yerler olarak resmeden filmler kervanına katılıyor. Yeni kuşak kimi yönetmenlerin taşraya bakış noktasındaki ilham kaynaklarını kurcalamak lazım. Zira bu kötücül bakışın tesadüfî olmadığı çok açık.

Suat Köçer

Suat Köçer, 1980’de Erzurum’da doğdu. Türk Sineması eksenli eleştiri, araştırma-inceleme ve röportajları ulusal gazete ve dergilerde yayımlandı. Ağustos 2010'da Film Arası Sinema Dergisi'ni kurdu. Arkadaşlarıyla birlikte yayımladığı Film Arası Sinema Dergisi’nde Yayın Yönetmenliğini sürdüren Köçer ayrıca, Yeni Şafak Gazetesi'nde, Cuma günleri, sinema sayfası hazırlıyor. Köçer'in ikisi hikaye, ikisi de sinema olmak üzere yayımlanmış 4 kitabı bulunuyor.

Yorum Yap

Temmuz 2017