Vortex: Bir Perdenin İki Yarısı

Gaspar Noé’nin ilk uzun metrajlı filmi Herkese Karşı Tek Başına / Seul Contre Tous / I Stand Alone’dan bu yana çektiği konvansiyonel sinemaya en yakın film olan Vortex, Cannes Film Festival’nin ardından 41. İstanbul Film Festivali’nde Uluslararası Yarışma dahilinde gösterildi ve hem Altın Lale En İyi Film hem de Uluslararası Yarışma – FIPRESCI ödüllerine layık görüldü. Noé’nin Kadıköy Sineması’ndaki gösterimde sürpriz bir şekilde sahneye çıkması, ertesi gün Atlas Sineması’ndaki seans öncesi “biz de görür müyüz” diyenlerin yarattığı ufak çaplı bir izdihama neden oldu. Noé’nin son filmlerinin biletli izleyici sayılarına baktığımızda bu ilgiyi anlamak aslında pek mümkün değil. Temmuz 2021’de gösterime giren Lux Aeterna’yı 5.923, kendi mahallesinde fırtınalar koparan Climax’iyse 43.277 kişi izlemiş. En çok izlenen filmi Dönüş Yok / Irreversibl 213.701 kişiye ulaşmıştı ancak hem 20 yıl oldu hem de sebebini az çok biliyoruz. Sözün özü Noé, Twitter’da Trend Topic olacak kadar tanınan biri değil ama gelin görün ki oldu.

Vortex’i hem anneannesinin hem de annesinin paylaştığı demans kaderinin ardından kendisi de beyin kanaması geçirince yapmaya karar vermiş. Film de kısaca özetlersek; yaşlılık, hastalık ve ölüm üzerine. Yaşlı bir çifti, kim bilir kaç yıldır paylaştıkları yataklarında huzur içinde uyuyor halde izlerken, birden, perdenin en üstünden habis bir siyahlık inmeye başlıyor. Yaşlı kadının kocasının elini tuttuğu yerde bir süre bekleyen bu dikey çizgi, elin çekilmesiyle perdeyi tam ortasından ikiyi bölecek kadar derine iniyor ve bir daha da geri dönmüyor. Zaman gibi. Geçen zamanı geri getiremiyoruz. Bu satırları yazarken ya da okurken harcadığımız saniyeleri de bir daha yaşayamayacağız. Gençlik bir kez geliyor, sonra yavaş yavaş gidiyor ve hastalıklar bir noktada ölümle sonuçlanıyor. Hepimizin yaşayacağı kaderi 130 dakikalık film süresinde yaşayan çiftimizi izlemek, işte bu yüzden iç acıtıyor.

Elle’in (Françoise Lebrun) yavaş yavaş belirginleşen unutkanlığı işleri hem Lui (Dario Argento) hem de oğulları Stéphane (Alex Lutz) için zorlaştırıyor. Kafası karışık halde sokağa çıkıp ne yapacağını bilemeden dolaştığı anlarda karısını bulmak için çırpınan Lui’nin korkulu telaşını ancak yaşayan bilir. Ve bulduğu anda hissettiği o mutluluk, hani 5 Euro‘luk çiçekle taçlandırılan o geçici “yeniden bahar geldi çünkü seni buldum” anı… Ne var ki bahar bir daha gelmeyecek, ikinci baharları bile epey geride kalmış bir çift onlar ve artık hiçlikten başka bir gelecekleri yok.

Elle’in psikiyatrist olduğunu öğreniyoruz sonra. Sayısız hastanın hayatını kolaylaştırmak için yıllarca çalışmış beyninin şimdi kendisine faydası yok. Kendisine ve eşine üzerine düşünülmemiş ilaçlar yazıyor, masanın üzerindeki ilaçları nasıl kullanması gerektiğini hatırlayamıyor… Lui’yse yazar, yeni de bir projesi var, masasının üzeri çalışma kağıtlarıyla dolu. O kadar emin ki yeni kitabını bitirip yayımlatabileceğinden, Elle notlarının üzerine sifonu çektiğinde dünyanın sonu gelmiş gibi üzülüyor. Dünyanın sonu, en azından kendisi için zaten geldi, ama sebebi Elle’in yaptıkları değil.

Lui, Stéphane ve seyirci olarak biz Elle’in ölümünü beklerken, kalp krizi Lui’yi alıyor. Beklenmedik ölüm. Ne kadar gerçek. Ve ölüyü gösteren Gaspar Noé ne kadar gerçekçi. Bembeyaz surat, ruhsuz bir beden, ölüler açık tabutta süslenip sergilendikleri gibi değildir diyor bu cesur imajla. Ve perdenin yarısını karanlığa teslim ediyor. Lui için karanlıktan başka bir şey yok artık, Elle tek başına kendi kadrajında dolaşıp duruyor, yarım perdede, yarısı yok artık çünkü kaybetti sevdiğini, sonsuza dek, kaybettiğini bilecek kadar zekâsı bile kalmamışken üstelik. Korkunç bir kâbus Noé’nin tasviri. Climax’teki kadar grafik ya da hemen anlaşılır bir cehennem değil bu kez perdeye yansıttığı ama ondan bile daha gerçek.

Vortex, Gaspar Noé’den beklenen film değil. Hele de Climax ve Lux Aeterna’dan sonra. Ama o da beyin kanamasını beklemiyordu belli ki. Ya da annesi demansı. Hayat! Yine de bu acılardan, suistimal içermeyen, hayat kadar gerçek, çoğu günlük yaşam kadar durağan bir film çekmiş ve ondan başka kimsenin düşünemeyeceği buluşlar ekleyerek etkileyici olmayı başarmış.

Vortex, 13 Mayıs 2022’de Başka Sinema aracılığıyla Türkiye’de vizyona giriyor.

1983 yılında, mutlu bir aileye doğdu. 15 yaşında sinema salonlarıyla tanışıp, bazı filmlere âşık oldu. “Ben de yaparım” zannederek, -o zamanki algısıyla- senaryo yazmaya ve her sene doğum günü gelmeden bir uzun metraj tamamlamaya başladı. “Yapan” olmanın kendisi için o kadar da kolay olmayacağını anladığındaysa bu büyülü dünyadan kopmamak için, filmler hakkında “yazan” olmaya karar verdi. Geçen yıllar içinde istemeden de olsa tıp hekimi olup 12 yıl çalıştıktan sonra mesleği bıraktı. 13 yıllık sinema yazarlığı süresince Altyazı Sinema Dergisi, Filmlerim.com, Öteki Sinema, Blogum Dergisi, Haftalık Sinema Antrakt Gazetesi ve Film Arası Dergisi’nde yazıları yayınlandı ve Ters Ninja sitesinde editör olarak kök saldı. Yaklaşık bir yıldır da her perşembe yayınladığı, ülkenin ilk dijital platform bülteni Bu Hafta Ne İzlesem? sayesinde tutkusuna bağlı kalmayı sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.