İstanbul Film Festivali: Turna Misali

TRT ve Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarıyla çekilen Turna Misali, Mersin bölgesinde yaşayan Yörüklerin günümüz şartlarında yaşadığı zorlukları anlatmak üzere yola çıkan ancak konusunu tek boyutlu ele aldığı için hikayesini geliştiremeyen bir film.

İffet Eren Danışman Boz’un yönetmenliğini yaptığı Turna Misali, anaerkil bir aileyi odağına alıyor. Anneanne figürü, evin direği. Ağzı bozuk, çetin bir kadın. Kocasını, kızını, damadını, zihinsel engelli oğlunu ve torunlarını o yönetiyor. Sürekli olarak gelenekleri korumanın öneminden dem vuran, zamanı gelince göç edilmesi gerektiğini düşünen, hayvancılıkla geçinmenin, çadırda yaşamanın ve özgür olmanın güzelliklerini anlatıp duran bir eski toprak. Ne var ki eşi, Karaman’da yapılan yeni konutlara taşınmak, göçebe hayata son vermek istiyor. Kızı pek bir görüş bildirmese de eşinden taraf tutuyor. Çocuklar zaten çocuk derken göç kararında yalnız kalıyor. Filmin ana çatışması bu. Gideriz, gitmeyiz meselesi. Damadın traktör kullanmasına bile karışan, her şeyi eski usul çözmek isteyen anneanne hem sevimli hem de korkutucu biri.

Turna Misali’nin çıkış noktası hoş. Temiz havanın, el emeğinin, özgürlüğün kutsanması gerektiğini söylüyor. Herkes de şehre taşınmasın, küçücük apartman dairelerine tıkılmasın diyor. Haklı da. Ancak yıl 2022 ve bunun nasıl günümüze adapte edilmesi gerektiği üzerine kafa yormuyor. Düşünmüyor hatta. Her şeyin üzerinden şöyle bir geçip gidiyor. Mesela dağlarda yapılan madenle pek ilgilenmiyor. Maden için ağaç kesmişler, bizi daha yukarıda tutuyorlar, çocuklar okula zor gidiyor diyor. Bu kadar. Madenlerin çevreye etkilerini sorgulamıyor. Güneş enerjisi panelini gören anneanne sadece şaşırıyor mesela. Bunu nasıl kendi hayatımıza alırız, akaryakıt kullanan jeneratörlerden kurtulup o çok sevdiğimiz doğayı nasıl koruruz diye düşünmüyor. Bir dakikalık bir “teknoloji gördüm” heyecanı yaşayıp geçiyor. Bu devirde develeri kullanmanın vegan düşünceye nasıl ters olduğu işlenmiyor. Keçilerin fidanlığa girip genç fidanlara zarar vermesini doğaya zarar vermek olarak değil, muziplik olarak anlatıyor. Böyle bir filmin mesajını güçlü vermesi için, karakterlerinin doğa sevgisini anlatabilmesi için mutlaka vegan bakış açısı da olmalı ama yok, varsa yoksa inatçı bir kadın “burada kalmam da kalmam” deyip duruyor neredeyse iki saat boyunca. Haklılığı havada kalıyor.

Yan karakterler, yan hikayeler de geliştirilmemiş. Baba, ailesini nasıl bu kadar rahat bırakıyor, tekerlekli sandalyedeki kız kim ve ne yapıyor, zihinsel engelli genç askere alındı da ne oldu ve küçük çocukların göç uğruna eğitimlerinin aksamasının sonuçları ne… Yığınla soru var ortada ama cevap yok, bunlar üzerine düşünmemize fırsat bile vermiyor film. Varsa yoksa “göçersin, göçmezsin” lafları tekrarlanıp duruyor.

Sonuç olarak; Turna Misali olgunluktan uzak, amatör bir deneme ve kaçırılmış bir fırsat.

1983 yılında, mutlu bir aileye doğdu. 15 yaşında sinema salonlarıyla tanışıp, bazı filmlere âşık oldu. “Ben de yaparım” zannederek, -o zamanki algısıyla- senaryo yazmaya ve her sene doğum günü gelmeden bir uzun metraj tamamlamaya başladı. “Yapan” olmanın kendisi için o kadar da kolay olmayacağını anladığındaysa bu büyülü dünyadan kopmamak için, filmler hakkında “yazan” olmaya karar verdi. Geçen yıllar içinde istemeden de olsa tıp hekimi olup 12 yıl çalıştıktan sonra mesleği bıraktı. 13 yıllık sinema yazarlığı süresince Altyazı Sinema Dergisi, Filmlerim.com, Öteki Sinema, Blogum Dergisi, Haftalık Sinema Antrakt Gazetesi ve Film Arası Dergisi’nde yazıları yayınlandı ve Ters Ninja sitesinde editör olarak kök saldı. Yaklaşık bir yıldır da her perşembe yayınladığı, ülkenin ilk dijital platform bülteni Bu Hafta Ne İzlesem? sayesinde tutkusuna bağlı kalmayı sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.