FilmArası Dergisi

‘Toplumun Orta Sınıfı Şiddeti Gizliyor’

İlk filmi Küf ile 69. Venedik Film Festivali’nde en iyi ilk filme verilen Lion of TheFuture ödülü ve Selanik Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü’nü kazanan Ali Aydın ile 56. Antalya Altın Portakal Film Festivali kapsamında bir araya gelmiş, yeni filmi Kronoloji’yi konuşmuştuk. Uluslararası Busan Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan Kronoloji üzerine yaptığımız söyleşiyi, festivallerdeki ödül tartışmalarını geride bıraktığımız bu günlerde Film Arası okurlarıyla paylaşmak istedik.

Filmin hikâyesi nasıl oluştu?

Klasik olarak. 2009 yılında ortalığı ayağa kaldıran bir kadın cinayeti işlendi. Zengin bir ailenin çocuğu orta sınıf bir ailenin kızını öldürdü, parçalara ayırdı ve o kızın cesedi bulundu. Fakat sonrasında olay dengesini yitirip magazinsel bir olaya dönüştü. İşin altındaki meseleyi unuttuk. Gündüz kuşağında ortaya çıkan, aile ile cinayet işleyen çocuğun ailesiyle arasındaki çatışmayı izledik. Bu bana trajik gelmeye başladı. Çünkü biz olayın öznesi olan o katledilmiş kızı unuttuk. Böyle bir vahşet karşısında kızı bile geri plana itip günümüzde de devam eden o gündüz programında feryat figan durumları izlemeye başladık. Sanki hiç gözüme görünmeyen bir şeyi, iki yüzlülüğü net bir şekilde gördüm. Sonra olay 1-2 ay durulur gibi oldu. Adli tıpta yaşanan skandal bir durumla tekrar gündeme geldi. O zaman bu iki yüzlülük tekrar etmeye başladı. Öyle ki dönemin Emniyet Müdürü “O aile de kızına sahip çıksaymış” dedi. Bu meseleden sonra filmi yapmaya karar verdim. Küf’ün kurgusunu yaparken bir taraftan da tretmanını yazmaya başladım.  Böylelikle Kronoloji’nin hikâyesi ortaya çıktı.

Birkan Sokullu popülaritesi olan bir isim ve genellikle belli işlerde karşımıza çıkıyor. Cemre Ebuziyya da farklı oyunculuğuyla dikkat çeken bir isim. Kadroyu nasıl oluşturdunuz?

Bir kere şunu söyleyeyim. Cast konusunda yani art house filmleri üreten yönetmenler, yapımcılar bir ön yargıya sahip. Ana akım işlerde oynayan oyuncuları neden değerlendirmediğimiz, neden onlarla çalışmadığımız bir soru olarak ortada. Ben ön yargıyı yıkmak istedim. Sonradan gördüğüm etki dolayısıyla söylüyorum. Bir oyuncu vardır, role uygun mu değil mi diye fotoğraflarından karar verirsiniz. Sonra oyuncuyu deneme çekimine davet edersiniz. Oyuncu, bir performans sergiler. Onun üstüne deneme çekiminde birkaç farklı yorum almayı daha düşünür ve bir karar verirsiniz. Birkan iyi bir deneme çekimi verdi. Çünkü senaryoyu beğenmişti ve rolü istiyordu. Cemre, Birkan’dan daha önce belli oldu. Hatta Cemre yaklaşık bir yıl bu işi bekledi. Cemre de deneme çekimi verdi. Diğer oyuncular için de bizim cast ekibimiz çok iyi iş çıkardı. Serkan Keskin ve Tansu biçer aklımdaydı ama Esra Kızıldoğan’ı bakkalı oynayan Beran Soysal’ı bana cast ekibim getirdi. Erengün ve Kutay da çok iyi iş çıkardılar.

Şiddeti uygulayan ve şiddete maruz kalan arasında kalıplaşmış bir algı var. Kronoloji bu algıyla ilgili ciddi bir eleştiri yapıyor. Ama bu eleştiriyi yaparken de inişli çıkışlı bir nabız yakalıyor. Senaryo yazma süreciniz nasıl geçti?

Ben senaryo yazmayı çok seviyorum. Dolayısıyla tek başıma yaptığım her şeyden, orada harcadığım mesaiden inanılmaz haz aldığımı söyleyebilirim. Bir avantajım varsa o da bu. Bir de kendimi tekrar etmek istemiyorum açıkçası. Sürekli yeni şeyler aramak, keşfetmek hem senaryo anlamında hem de biçim anlamında beni çok motive eden ve tabii ki harekete geçiren ana unsur oluyor. Benim canımı sıkan, yakan dert edindiğim bir hikâye bir cümle oluyor. Ama ondan sonra arayıp bulmak, onu senaryoya yerleştirmek, senaryoyu bitirdikten sonra biçim arayışına girmek bunlar benim çok sevdiğim evreler. Dolayısıyla hepsi birbirini tetikliyor. Senaryoyu bir kavramla inşa etmek istedim. Toplumumuzda bir iki yüzlülük meselesi var. Şiddeti alt sınıfa atfediyoruz. Ama şiddetin orta sınıfta çok iyi gizlendiğini bilmiyoruz. Şiddet orta sınıfta da var hem de alt sınıfla yarışır bir şekilde ama orta sınıf bunu çok iyi gizliyor. Üniversite eğitimi görmüş bir kadın şiddet gördüğünü açıklamaktan imtina ediyor, unutuyor. Eğitimli bir erkek şiddet başvurduğunu tabii ki ilan etmiyor ve çok iyi gizliyor.  Özel hayatında çok iyi bir partner/eşmiş gibi gösteriyor kendini ama evde cehennemin kapıları açılmış oluyor. Çünkü ikinci yüzünü göstermeye başlıyor.

Şiddeti konuşmak, aktarmak konularında problemlerimiz var. Kronoloji bu aktarımı kalıplaşmış şeylere bulaşmadan tertemiz bir şekilde yapıyor. Erkek bir yönetmenin gözünden bunun yakalanması da ekstra bir başarı içeriyor. Sonrasında bu mevzularla dertlenir misiniz yoksa bambaşka bir mevzu ile mi devam edersiniz?

Teşekkürler. Ciddiye alınması gereken nokta meselenin artık kadın cinayeti adı altında adlandırılmayacak kadar büyümesidir. Buna başka bir kavram gerekiyor. Meseleye yaklaşım biçimimizi değiştirmemiz gerekiyor. Bu insanlar katlediliyor, yakılıyorlar, parçalara ayrılıyorlar. Hapishaneden bir eş izinle dışarı çıkıyor sırf karısını öldürebilmek için. Yani en büyük arzum konuşulsun ve insanlar gerçekten ortak hareket ediyor olsun. Ama bu konuyla ilgili sıralı filmler yapmam açıkçası. Çünkü o zaman bir şeyi sömürmeye başlamış gibi hissediyorum. Kronoloji’nin normal anlatı dışında olması da bu sebepten. Ben kadın cinayetlerinden faydalanan bir insan olmak istemiyorum. Nasıl ki ilk filmimde faili meçhul cinayetlerden faydalanan bir insan olmak istemediğim gibi.  Üçüncü bir filmimde de bir şeyleri sömüren bir insan olmak istemiyorum. Bu utanç verici geliyor bana. Ama kendi adıma bir şey için çaba sarf ettim diyebiliyorum. Bir şey yaptım, umarım birilerini harekete geçirir, umarım fark edilmesini sağlar. Kadınlar katlediliyor ve şunu söyleyeyim size, bir kadının aldatması bahanesiyle öldürülme vakıası o kadar çok ki. Ama bir de şu vakıa ona çok yaklaştı aldatma şüphesi ile cinayet. Kadın aldatmıyor. Eş kıskanç olduğu için şüpheleniyor ve kadını öldürüyor. Aldatanı zaten öldürüyorlar.

Çekimlerde yaşadığınız ilginç bir olay, bir anı var mı?

Tansu’nun Birkan ve Cemre ile karşı karşıya oynadığı farklı sahneler ama bunlardan daha çok beni ve ekibi zorlayan evin içinde Cemre’nin ve Birkan’ın olduğu sahnelerdir. Bir haftalık ev çekiminde hem sahneler hem de o evin içinde kalmak hepimizi çok zorladı. Hiç bir sorunumuz olmadı ama gözünün üstünde kaş var deyip birbirimize sarabilirdik. Çünkü senaryonun omurgasını oluşturan sahneleri çekiyorduk. Bunun yanında anlattığımız meselenin netameli olmasının da gerginliğimizin üzerinde bir etkisi vardı.

Afişte de yer alan hamam böceklerinin anlamı nedir?

İnsanın bence en kötü, bir taraftan da en iyi özelliği her şeye çok hızlı alışıyor olmasıdır. Cinayet işleyen biri bir süre sonra işlediği cinayeti unutup daha vahim bir yola gidiyor. Cesedi parçalara ayırıyor. Bu onun çoktan cinayete alışmış olduğu ikinci evreye geçtiği anlamına geliyor. O böceklerin nedeni sürekli karaktere bir cinayet işlediğini hatırlatmasıdır. Ormanda gördüğü tilki ve av onu hatırlatıyor. Hayvan ile aynı konumdalar ama o hayvan haklı bir gerekçeyle ağzına hayvanı alıyor. Çünkü o bir doğal sistem içinde yer alıyor. Ama katilin yaptığın aynı şey değil. Dolayısıyla orada duvara çarpıyor ama korkunç olan bunları hatırlamasına rağmen tereddüt etmeden devam ediyor.

Yapım sürecinde neler yaşadınız?

Bir şeyi çok temiz söyleyebilirim. Küf’den sonra birkaç tane önemli ödül de kazanınca ikinci filme biraz daha kolay destek bulabilirim yanılgısına düştüm. Bilakis Küf’den daha zor şartlarda para buldum. Çünkü sinema yapmak çok pahalı bir şey ve dünyada her yıl film yapma arzusuyla koltuğunun altında senaryo ile dolaşan binlerce insan var. Türkiye’de de aynı şekilde zorlaştı. Bunu bakanlık desteğine başvuru sayısına baktığınız da görebilirsiniz. Ama yapımcım Sevil Demirci gerçekten şartları inanılmaz zorlayarak bu filmi yapacağımız koşulları oluşturdu. Ortak yapımcımız Barbaros Altuğ dâhil oldu. Filmimizi Bakanlık’dan aldığımız çok cüzi bir destekle ve Hamburg Film Fonu’ndan aldığımız destekle beraber dört haftada yaptık. Post-prodüksiyon süreci nispeten daha rahattı. Çünkü Almanya’da yaptık. Kurgusu, rengi, ses tasarımı gerçekten benim çok sevdiğim evreler. Bu filmde iki farklı renk tasarımı var. Burada görüntü yönetmenimiz Murat Tunceri’nin adını anmamız lazım.

Kronoloji isminin özel bir anlamı var mıdır?

Evet var. Çünkü biz bu meseleye ön yargıyla yaklaşıyoruz. Erkekler kendi içinde bir uzlaşı içindeler. Kadın cinayetlerine alışalı o kadar zaman olmuş ki. O kadar umursamıyoruz ki. Çünkü umursasaydık daha çok çaba sarf ederdik. Erkeklerin hâkim olduğu sivil toplum örgütlerinin sağırlığını, sessizliğini göz ardı edemeyiz. Dolayısıyla bu uzlaşıyı bu ön yargıyı filmin adına da taşımak istedim. Kronoloji bir sıra dizinidir. İzleyicinin sıralı bir şey izleyeceğiz algısıyla gelmesini arzu ettim.  Kendi içinde sıralı bir şey izlediler. Birtakım ön yargılar barındırdılar ama ikinci bölümde bu ön yargıları ters yüz etmeye çalıştım. Ön yargıyı çağrıştıran, besleyen bir isim olduğu için tercih ettim.

Festival yolculuğu nasıl devam edecek?                          

Türkiye’de Adana, Antalya’dan sonra İstanbul var ama bizim uğrayacağımız bir durak olmaz diye düşünüyorum. Uluslararası anlamda açılışımızı Busan’da yaptık. Sonrasında Polonya, İspanya’ya gittik. Hindistan ve Çin’de Uluslararası’nda yarışacağız. Bir-iki tane daha onaylanmak üzere olan festival var. Dünya yolculuğu çok güzel gidiyor. 

Küf’ün çekim sürecinde bu hikâyenin oluşumu vardı şuan yeni bir hikâye var mıdır?

Var, şuan adını vermeyeyim ama çok sevilen bir Türk yazarın romanını uyarlıyorum. Tretmanını bitirdim. Umuyorum üç-dört aylık bir süreyi kapsayacak senaryoyu evresine geçeceğim. Senaryo bitsin eğer içime siniyorsa peşinden koşmaya devam ederim. Ama sinmiyorsa ikinci bir fikrim var hemen onun peşinden de koşabilirim.

Rabia Bulut

Rabia Bulut

1994 İstanbul doğumlu. Lisans eğitimini felsefe alanında tamamladı. Lisansta aldığı sinema ve felsefe dersi kalemini sinema yazarlığına çevirmesine vesile oldu. Film Arası ile yolları kesişti. Haberler ve röportajlar yapmakta, sinema yazıları yazmaktadır.

Yorum Yap

Temmuz 2017