The Swarm: Kan ve Protein

Bekâr bir anne geçinebilmek için yüksek proteininden dolayı tercih edilen çekirgeler üretmeye başlar ancak istediği verimi alamaz. Ta ki küçük yaratıkların kanla beslendiğini keşfedene kadar. Fransız gerilimi The Swarm / La nuée, çiftliğini kurtarmak isterken sınırları aşan bir kadının hikâyesi.

Küçük oğlu ve kızıyla, kurduğu çekirge çiftliğinde çalışarak hayatta kalmaya çalışan eski hemşire yardımcısı Virginie, alıcılar tarafından üretimi beğenilmediği için zor günler yaşamaktadır. Büyük emek harcayıp elde ettiği ürün ucuza gittiği için işi çeviremediğinden, yakınlarda şarap üreten Karim’den sürekli borç almakta, bir taraftan da yaptığı iş alay konusu olduğundan okulda zor günler geçiren kızıyla çatışmaktadır. Dört bir yandan sorunlarla kuşatılmış, çaresizce çabalarken çekirgelerin kanla beslendiğinde anormal büyüdüklerini keşfeder ve sonunu hesaplayamadığı bir yola girer.

The Swarm, ana akım beklentileri karşılayacak bir gerilim filmi değil. Çekirge saldırısı, kendi kanlarında yüzen insanlar gibi vurucu ve beklendik imajlarla uzun süre ilgilenmiyor. Onun yerine doğru tempoyla hikayesini geliştiriyor, beyazcamda gördüğümüz her şeye inanmamızı sağlayacak şekilde adım adım ilerliyor. Virginie’in iş planını, alıcılarla yaşadığı sıkıntıları, çekirgelerin kana ilgisini keşfedişini, verdiği ufak ve büyük tavizleri başarıyla anlatıyor. Bekâr bir anne olmanın, çocuğu tarafından takdir edilmemenin yarattığı psikolojik baskıya; ilgi gösteren, maddi olarak kendinden daha güçlü bir erkeğe teslim olup olmama, işle aşkı karıştırıp karıştırmama ikilemlerini ekleyerek başkarakterini adeta ete kemiğe bürüyor. Başarılı oyunculuklar da eklenince film yaratmak istediği gerilim dozuna ulaşıyor, abartılı görsel tasvirlere zaten gerek kalmıyor.

101 dakikalık süresinin büyük kısmını başarıyla idare eden The Swarm, son 20 dakikada beklenen sahneleri de izleyicisine sunmayı ihmal etmiyor. Çekirge sürüsünün yaşattığı dehşet ve kanlı görüntüler epey etkili. Fakat tüm bu meziyetlerine rağmen The Swarm’un temel bir sorunu var. Elindeki malzemeyle ne yapacağını bilemiyor. Bunca çaba ve inşa edilen dünya bir yere varmıyor ve ne yazık ki hikâyeyi bağlamak için yazıldığını saklayamayan özensiz bir finalle sona eriyor film. Kısa filmler konusunda deneyimli senarist Franck Victor, ilgi çekici çıkış noktasını uzun metraja dönüştürürken yolun sonunu düşünmüşe benzemiyor. Yine de çok büyük beklentiye girmeden, başarılı bir gerilim izlemek isteyenlere tavsiye edebiliriz.

Filmi Netflix Türkiye üzerinden izleyebilirsiniz.

1983 yılında, mutlu bir aileye doğdu. 15 yaşında sinema salonlarıyla tanışıp, bazı filmlere âşık oldu. “Ben de yaparım” zannederek, -o zamanki algısıyla- senaryo yazmaya ve her sene doğum günü gelmeden bir uzun metraj tamamlamaya başladı. “Yapan” olmanın kendisi için o kadar da kolay olmayacağını anladığındaysa bu büyülü dünyadan kopmamak için, filmler hakkında “yazan” olmaya karar verdi. Geçen yıllar içinde istemeden de olsa tıp hekimi olup 12 yıl çalıştıktan sonra mesleği bıraktı. 13 yıllık sinema yazarlığı süresince Altyazı Sinema Dergisi, Filmlerim.com, Öteki Sinema, Blogum Dergisi, Haftalık Sinema Antrakt Gazetesi ve Film Arası Dergisi’nde yazıları yayınlandı ve Ters Ninja sitesinde editör olarak kök saldı. Yaklaşık bir yıldır da her perşembe yayınladığı, ülkenin ilk dijital platform bülteni Bu Hafta Ne İzlesem? sayesinde tutkusuna bağlı kalmayı sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir