Tepelerin Ardındaki Dikenli Yollara Yürümek

Sinemamızda 1960lı yıllardan itibaren örneklerini artarak gördüğümüz toplumsal gerçekçilik türündeki filmler ile beraber sinemanın salt bir eğlence aracı olmaktan çıkması ve izleyici açısından içinde yaşanılan sosyal ortama dair farkındalık kazandırması önemlidir. Kimi filmler toplumsal meseleleri doğrudan dile getirirken, kimi filmler ise ima yolu ile mesajını iletmeye çalışır. İlkinde, tahakküm içeren bir dil kullanma ve izleyiciyi estetikten uzak bir filmle baş başa bırakma riski varken ikincisinde de dozajı tutturulamamış metafor kullanımı sebebiyle karmakarışık bir anlatım çıkabilir ortaya. İlk uzun metraj filmi olan Tepenin Ardı ile toplumsal önyargılara ve kuruntulara ima yolu ile ama başarılı bir anlatım dili aracılığıyla ışık tutan Emin Alper, son filmi Kurak Günler ile mesajını doğrudan ve fakat baskıcı bir anlatım diline sapmaksızın anlatıyor izleyiciye. Savcı Emrenin, atandığı bölgede yaşadığı olaylara ışık tutan filmin başrollerinde Selahattin Paşalı ve Ekin Koç yer alıyor.

Emre karakterinin, meslek hayatına yeni başlayan pek çok insan gibi üzerinde taşıdığı çekingenlik ve hakim ortam içerisinde baskın gelme tutkusu, karakterin yüz ifadesinde ve mimiklerinde baştan sona hissettiriyor etkisini. Yeni çevresine uyum sürecinde kimin dost kimin düşman olduğunu öngörebilmeye çalışan Emrenin anlık bir olay ile muğlak hale gelen bir gecenin sonrasında yaşadığı tereddütler, evhamın kapılarını açıyor. Kurulan tuzaklara düşme tehlikesinin acemilikten mi, kendi zaafiyetinden mi, yoksa yasalar açısından tavizsiz kişiliğinden mi kaynaklandığını sorgulamaya çalışan Emrenin bocalamaları, hayatın mutlak manada siyah ya da beyaz olmayan gri bölgesindeki sancılardan kaynaklanıyor. Teori ile pratiğin kaçınılmaz çatışma ortamında, başkarakterin yükselen adrenalin ile ilerleyen öyküsü, tekerrür eden bir gerçekliğe doğru akıp gidiyor; tuzak kuranın kendi tuzağına düşmesi.

Çaresizlik içerisinde yaşamanın çoğu kez doğal sonucu olan kolay tahrik edilebilirlik hususu, uzun yıllardır kuraklıkla yaşayan ve bu konuda artık bedel ödemek istemeyen kasaba halkının içine düştüğü çukurdan buram buram yayıldıkça, salt vaat ile var olanlar için uygun zemin hazırlanmış oluyor. Doğrunun önemini yitirdiği bir ortamda, ayakta kalabilmek için her yolun mübah sayılması kaçınılmaz olsa da, her yaşanmışlığın bir vakitle sınırlı olduğuna yapılan vurgu, filmin distopik ortamından süzülen umut ışığı oluyor. Filmin geneline yayılan psikolojik savaş ortamı, alttan alta gerginliğe sebebiyet veren müzikler ve de kurgu ile beraber renk seçiminin kattığı derinlik hissi izleyiciyi de bu psikolojik savaşın bir parçası haline getiriyor. Filmin geçtiği ortamın, dışarıdan bakıldığında masum suretler ve masum bir yaşam şekli ile akıp gittiği algısına kapılan insanlar için zamanla madalyonun diğer yüzü ile ağır ağır tanışma faslı başlıyor. İç dinamikleri bilinmeyen bir ortamın, kanun uygulayıcıları için ciddi bir rekabet ortamına dönüştüğü anlarda, yazılı kurallar ile yazılı olmayan kuralların nihai çatışması yansıyor perdeye.

Pandemi döneminde sinema salonlarını terk eden izleyici için salonlara geri dönüş süreci başlamış olsa da bazı filmlerin salonların büyüsü ile izlenmesi gerekir. Kurak Günler tam da böyle bir film. Algılamak için yüksek konsantrasyon gerekmiyor olsa da, filme dahil olabilmek için filmdeki olaylar ile beraber yürümek gerekiyor. Emre karakterine can veren Selahattin Paşalı’nın kararlı ve bazen de bir o kadar evhamlı ruh halini başarı ile yansıttığı söylenebilir. Taşra ambiansının kasvetli bir tasviri filmi girdap dolu bir akışa sürüklüyor. Bu bağlamda başarılı bir sanat yönetimi söz konusu.

Final anının, neyin ne olduğunu tam olarak ortaya koymayan ve olayın özünü işaret eden bir Nolan tarzı ile nihayete ermiş olması fantastik bir öğeden ziyade, her izleyici için ayrı birer nihayetin arzulandığı vurgusunu işaret etse de her halükarda kurduğu tuzağa bir vakit kendisi de düşüyor insanoğlunun. Haliyle bitmek tükenmek bilmeyen mücadelelerin filmi Kurak Günler. Her defasında aynı kapıya çıkan fakat farklı yollardan yürünen olaylar silsilesi.

PAYLAŞ

1986 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden 2008 yılında mezun oldu. Öğrencilik yıllarından itibaren çeşitli film atölyeleri ve akademi çalışmalarına katıldı. Çeşitli kurumsal firmalarda sürdürdüğü profesyonel iş yaşantısı ile birlikte 2012 yılından bu yana Film Arası Dergisi’nde film kritikleri ve çeşitli sinemasal araştırmalar yazmaktadır. Aralık 2013 döneminden itibaren derginin Yayın Kurulu Üyesi’dir. İngilizce bilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir