“Erol Taş’tan korkup kaçtım, Kemal’i sırtımda taşıdım”

Türk Sinemasının en önemli kadın oyuncularından Perihan Savaş Yeşilçam anılarını paylaştı. Erol Taş’tan korktuğu için kendisini sette odaya kilitlediğini anlatan Savaş, Kemal Sunal’ı ayağı kirli suya değmesin diye sırtında düşürmeden taşıdığını söyledi.

Perihan Savaş, Batmanlı sinemaseverlerle buluştu. Batman Belediyesi’nin misafiri olarak şehre giden Savaş, Sinema eleştirmeni ve yazar Suat Köçer’in moderatörlüğünde gerçekleştirilen Sinemaya Adanmış Bir Hayat başlıklı söyleşide katılımcıların sorularını cevapladı. Son dönemde televizyon dizilerinin de aranan karakterlerinden olan Savaş’ın anılarından örneklerle verdiği samimi cevaplar, dikkat çekiciydi.

TANIŞTIKTAN SONRA KORKMADIM

Tiyatroya başladığı çocukluk yıllarında annesinin kendisini haftada bir gün sinemaya götürdüğünü belirten Perihan Savaş, “Tiyatrocu olmama ve sinemada yapılanın rol olduğunu bilmeme rağmen filmlerde Erol Taş’ı gördüğüm zaman çok korkardım. Korkmamam lazım; ama o kadar iyi oynuyor ki… ‘Ne korkunç bir adam filan’ derdim. İlk filmim, Şehzade Simbat Kafdağında’ydı. Bir masal canlandırılıyordu. Fikret Hakan da oynuyordu. Ben orada esir alınan bir kızı oynuyordum. Beni esir alan da Erol Taş’mış. Sete gidince öğrendim ve kendimi odaya kitledim “Çıkmam, Erol Taş’la oynamam” diye. Daha 14 yaşındayım. Sonra Erol Abiyi getirdiler işte, konuşturdular. Fikret Abi, ‘Bak iyi adamdır aslında, sen merak etme’ demişti. Daha sonra korkmadım tabi” dedi.

İLK YEVMİYEMLE KİRAYI ÖDEDİM

Perihan Savaş ilk işinden kazandığı parayla ne yaptığına dair soruya, “Ben çocuk oyunları ile işe başladığım için, kadrolu değildik ve çalıştığımız günlerde para alıyorduk yevmiye usulü. O yaşlarda parayı ben almıyordum. Ama kendimi bildiğimde, yevmiyemi kendim aldığımda yaptığım şuydu. O ay evimizin kirasını ödeyememiştik. Gidip parayı babama verdim kirayı ödesin diye. O günü çok iyi hatırlıyorum. Hatta babam almak istememişti. ‘Sonra sen bana ödersin’ dedim ve öyle verdim. Kazandığım ilk parayı bu şekilde harcamıştım” cevabını verdi.

BİR YANLIŞI SANATIMLA ANLATIRIM

Sanatçıların ayaklarının yere basması gerektiğini belirten Savaş, “Bir sanatçının onurlu duruşu vardır. Sanatçıların muhalif olması gerekir. Muhalif olmazsanız tek taraftan bakarsınız; ama muhalif olursanız yaşanan yanlışları ve kusurları sanatınızla anlatırsınız. Bir hatayı sahnede canlandırdığım bir karakter ile anlatabilirim. Kemal Sunal’ın yaptığı gibi… Kapıcı filminde kapıcıların sorunlarını yansıtmıştı. Postacı filminde eve yayan giderdi mesela. Yazık garibimin ayakları şişerdi. O zaman şunu düşündük bu insanlara bir bisiklet alınabilirmiş mesela. İşte bu yapılan o insanların duygularına tercüman olmaktır aynı zamanda” diye konuştu.

ARKADAŞLAR YEŞİLÇAM’I AŞAMADI

Savaş kendisi hakkında yapılan, “Star kavramının içini doldurmuş isimler arasında aktif olarak sinema ve televizyonda yer alan neredeyse tek kişi sizsiniz” değerlendirmesiyle ilgili de şunları söyledi: “Birçok arkadaşımız Yeşilçam’da kaldı, o dönemi aşamadılar. Çukur dizisindeki anne karakteri benim döneminden ya da benden önceki dönemde star kabul edilen arkadaşlarımıza teklif edilse kabul etmeyebilirlerdi o çocukların annesi olma rolünü. Bana orada ters ışık verdiler ve yaşlandırdılar. ‘Benim ışığım çok kötü, bana özel ışık verin, filtre koyun daha genç görüneyim’ demedim. Oyuncunun bunu söylememesi lazım bence. Birçok eski arkadaşımız böyle yapmayacağı için bu döneme ayak uyduramadı. O yüzden ben hala çalışıyorum her halde. Nedeni yeni döneme adapte olabilmemden diyebilirim.”

ŞENER ŞEN AYAKLARINI KAYDIRMIŞTI

Şener Şen’le Şehir Tiyatrolarında Kibarlık Budalası oyununda birlikte oynadıklarını hatırlatan Perihan Savaş, “Bir sahnesinde dans ediyoruz. Ayağımızda balerinlerin giydiği puantlar var. Hep birlikte dans ediyoruz ve erkek oyuncular bizi belimizden tutup havaya kaldırıyor. Vasfi Rıza Zorlu da Kibarlık Budalası’nda bizimle oynuyor. Kendisi hocamız ve aynı zamanda genel sanat yönetmeni. Oyunların son günü tiyatronun bir adetidir, herkese şaka yapılır. Oyunda öyle bir bölüm var ki, sahneden çıkıyoruz ve kulise geçiyoruz. Hızla ayağımıza puantlarımızı giyip tekrar sahneye fırlayıp dansa başlıyoruz. Kızlarla hep birlikte içeriye girdik hepimiz puantlarımızı ayağımıza geçirdik ki vıcık vıcık kayıyoruz. Şener puantların içine vazelin koymuş. Benim partnerim Erhan Yazıcıoğlu’ydu. ‘Perihan kalksana’ diyor, kalkamıyorum. Kalkmadan küçük küçük döne döne oynamaya devam ettik ama sahnede o an herkes gülüyor. Vasfi Rıza Zorlu durumu anlayınca, ‘Eyvah’ dedik. Bizi kesin kovacağını düşündük. Ama öyle birşey yapmadı. Oyun bitince kulise geldi, ‘Şener eşek şakası yapmış kızlara’ dedi. O kadar” dedi.

BİZ ONA ‘DELİ KADİR’ DERDİK

Çok keyif alarak oynadığı oyuncuların kimler olduğu sorusuna Savaş, “Tarık Akan ve Aytaç Arman, maalesef rahmetli oldular. Halil Ergün ve Kadir İnanır’la birlikte rol almak da güzeldi. Kadir biraz Karadenizin hırçın çocuğudur. Biz ona ‘Deli Kadir’ deriz. En son Karılar Koğuşu filminde birlikte oynamıştık. Bu arkadaşlarımın hepsiyle aynı projelerde birlikte olmaktan memnunum” cevabını verdi.

ARAS BİZE ÇAY-KAHVE YAPIYORDU

Eskiden setlerde karavan olmadığını belirten Savaş, “Sabahın altısında kalkıyorsun elinde bavulla sete gidiyorsun. Karavan olmayınca mahallede bir çay ocağı varsa orada oturuyorsun. Bir eve rica ediyorduk ve setteki kadınlar orada saçını, makyajını yapıp hazırlanıyordu. Şimdi karavan bir saat geç kalsın kıyamet kopuyor. Çukur dizisinde çok fazla genç vardı ve çok saygılıydı. İşlerine zamanında geliyorlardı. Aras Bulut İynemli kendi imkanlarıyla bir karavan tutmuş çok yorulduğu için. Ama biz molalarda onun karavanında oturuyorduk. O da bize çay-kahve yapıyordu. Hiç kapris yoktu, diğer oyuncular da aynı şekilde Tabi bu durum seyirciye de yansıyor. O sıcaklığı hissedip seyirci de tutuyor. O yüzden çok sevildi ve tutuldu bu dizi” dedi.

KEMAL ÇOK YARDIMSEVERDİ

Kemal Sunal’la çok iyi arkadaş olduğunu ifade eden Savaş, “Ailece de görüşürdük. Kemal çok titizdi. Bir yerde toz görse oraya oturmazdı mesela. Onunla bir anım var Sosyete Şaban filminde bir sahnede rol gereği onu sırtımda taşıyorum ve suya giriyorum. Bana, ‘Perihan su çok pis aman ayağım suya değmesin. Sakın beni düşürme’ diyor. ‘Oğlum ben giriyorum suya belime kadar’ diyorum ama o, ‘Beni sakın düşürme su çok pis’ demeye devam ediyordu. Düşürmeden taşıdım biliyor musunuz? Kartal Tibet yönetmendi, ‘Nasıl taşıdın ben kesin düşürürsün diye bekliyordum’ demişti. Herkes bilmez ama çok yardımseverdi. Bir yere gidip yemek yenildiğinde herkes kendi hesabını öderdi, o da öyle yapardı kimsenin hesabını ödemezdi; ama birinin ihtiyacı var, biri çok zor durumda Kemal devreye girerdi. Öyle de güzel bir yüreği vardı. O bir oyuncudan çok fazlasıydı. Yapmış olduğu komedi filmlerinde bile mutlaka bir mesajı vardı. Şimdiki komedi filmlerine bakıyorsun, afedersiniz hepsi belden aşağı. Küfür etmek komedi değil. Ortada mizah yok küfür var sadece. Kemal Sunal’a hem gülüyorduk hem de filmden çıktıktan sonra düşünüyorduk. Çöpçüler Kralı gibi hep halkın içinden karakterleri canlandırırdı. Komediyle birlikte ‘O insanların yaşadığı sorunlar nedir, ne olması gerekir?’ anlatırdı. Böyle bir adamdı” diye konuştu.

MÜGE ANLI VE ESRA EROL İZLİYORUM

Oyunculukta kendini yenileme ve gözlemin çok önemli olduğunun altını çizen Savaş, “Ben bir restoranda otururken hep bakarım etrafıma. Hatta çocuklarım ‘Anne niye bakıyorsun?’ diye sorar bazen. ‘Tipleme yakalamaya çalışıyorum’ derim. O benim için çok önemli çünkü. Mesela ben sabahları Müge Anlı ve Esra Erol’u izliyorum. Çünkü oradaki kadınlar o kadar enteresanlar ki, bir gün ben onlardan birini oynayabilirim. Olur ya bir filmde böyle bir karakter gelirse diye. Gözlemlemek önemli bu anlamda. Bu noktada halktan çok şey alıyorsunuz” dedi.

8 MART’I NEDEN KUTLAMIYORUM?

8 Mart Kadınlar Günüyle ilgili soruyu cevaplarken sinemada kadın hikayesi anlatılan çok az film olduğunu belirten Perihan Savaş, 1980 yılında Ankara’nın Danacıobası köyünde büyük kısmı kadınlar ve çocuklardan oluşan 97 kişinin hayatını kaybettiği acı olayı hatırlatarak şunları söyledi: “Baktığınız zaman bütün filmlerde erkek hikayeleri hakim. Kaşık Düşmanı, Karılar Koğuşu, Kırlangıç Fırtınası gibi kadın hikayesi anlatan çok az film çekiliyor. Danacıobası köyünde kına gecesinde tüpgaz patlaması nedeniyle köyün tüm kadınları ölmüş, erkekler tarlada ve evde hiçbir şey yapamaz hale gelince komşu köyden kadınlarla evlenmişti. Kaşık Düşmanı filminde kara mizah yaparak aslında o olayı anlatmıştık. Yönetmenimiz de kadındı Bilge Olgaç ve kadın sorunlarına daha fazla eğilmişti. Feminist bir tarafım var ama kesinlikle erkek düşmanı değilim. İkisinin eşit ve yan yana olduğunu düşünüyorum. Bu filmler eğitici. O filmde köyün delisini oynuyordum. O karakter 70 yaşında bir adamla evlendirilmiş bir çocuk gelindi. Bunları da anlatmaya çalışıyoruz ama çok az ve yetmiyor. Tamam 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutluyoruz. ‘Ay canım Kadınlar Günün kutlu olsun!’ Ne oldu? Neyi kutluyoruz? Kadınların istihdamı için yol mu açıldı, kadınlara yeni bir hak mı verildi? Kadını öldüren adam kravat taktı diye serbest mi bırakıldı? Kadın cinayetleri mi bitti? Neyi kutluyoruz biz? ‘Ay ne güzel bugün de öldürülmüş üç tane kadın!’, bunu mu kutluyoruz? Ben kutlamıyorum. Ve bu sorunlar çözülmedikçe Kadınlar Gününü kutlamayacağım.”

Ağustos 2010’da yayın hayatına başlayan aylık sinema dergisi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.