‘Kısa Film Tek Atımlık Kurşun Gibi Görülüyor’

Söz Kısa Filmcilerde röportaj serisinin 45. haftasından herkese merhaba. Kasım ayının ilk röportajında bilim kurgu türündeki Düğüm filminin yönetmen ve senaristi Zafer Yaşlı bizlerle olacak. TRT destekli olan ve başrolünde Onur Bilge’nin yer aldığı Düğüm, şehrin hengamesinden sıkıldığı için hafta sonu kendini doğanın kollarına bırakmak isteyen Taner’in arabası ile ana yoldan çıkıp yaylaya giden yola saptıktan sonra yaşadığı sıra dışı olayları anlatıyor.

Düğüm ile bilim kurgu türünde bir kısa filme imza atan Zafer Yaşlı ile gerçekleştirdiğim bu röportajda filmi, hikayesi, çekimleri, gelecek hedefleri ve merak ettiğim başka noktaları da konuşma fırsatı buldum.

Herkese keyifli ve ilham veren okumalar.

Film hakkında konuşmadan önce ilk olarak sizi tanıyalım. Kimdir Zafer Yaşlı?

1987 yılında Manisa’da doğdum. Üniversiteyi Mersin Üniversitesi gazetecilik bölümünde bitirdikten sonra İstanbul’a yerleştim. Bir süre haber üzerine çalıştıktan sonra reklam sektörüne geçiş yaptım. Aynı zamanda çeşitli projelerde reji asistanı olarak çalışmaya başladım. Bugüne kadar bir yandan yönetmen yardımcılığı yaparken bir yandan da çeşitli tanıtım filmleri ve deneysel kısa filmler çektim. Son birkaç yıldır ise sadece kısa film üzerine çalışıyorum.

Filmin yazım, hazırlık, çekim ve post prodüksiyon süreci ne kadar sürede tamamlandı?

Bir yıldan fazla sürdü. Bu konu üzerine konuşmaya başladığımız süreyi de katarsak yaklaşık iki buçuk yıldır Düğüm var hayatımda. Malum pandemi süreci bu süreyi uzatan en önemli etmen tabii ki. Yoksa çok daha önce çekebilirdik filmi. Uzun düşünsel süreçten sonra sancılı bir hazırlık dönemi geçirdik. Ekibe ilk katılan görüntü yönetmenimiz Satuk Buğrahan Özbideciler oldu. Senaryo üzerine uzun uzun konuştuktan sonra filmi nasıl, nerede, ne ile çekeceğimiz plan plan netleşmişti kafamızda. Buğra ile yakaladığımız uyum beni çok rahatlattı çünkü asistanlık tecrübelerimden biliyorum ki yönetmen ve görüntü yönetmeninin iyi anlaştığı set mutlu settir. Bizde de böyle oldu. Filmi iki günde mutlu mesut çektik. Bir hafta ara verdikten sonra yaklaşık iki aylık post prodüksiyon süreci yaşadık.

Sizi filmin senaryosunu yazmaya iten sebep ne oldu?

Düğüm’ün düşünsel ilk adımını zaman zaman birlikte işlerde yaptığımız senarist ve kısa filmci olan dostum Ensar Kaygusuz ile Moda’da bir çay bahçesinde attık. Ontolojik bir tartışma yaratıcılık yarışına dönüştü ve kendinin çok gerçekçi bir kopyasını kaza yapmış halde gören bir insanın neler hissedebileceği üzerine bir film yapılabileceğine karar verdik. Sonrasında fikir üzerine düşünmeye başlayınca son zamanların popüler tartışmalarından simülasyon teorisi ve yapay zeka denkleme dahil oldu. Bağlamı buradan kurunca devletlerin silahlanma yarışı gölgesinde küresel iklim krizi, gıda krizi, dünya kaynaklarının hızla tüketilmesi, temel insani ihtiyaçlara ulaşma konusunda derin eşitsizlik gibi sorunlara da kayıtsız kalmak mümkün değildi.  Fakat senaryoyu yazmaya başladıktan sonra böyle bir hikayeyi kısa film ile anlatamayacağımı anladım. Bu da beni senaryoyu ortaya çıkartan fikrin geçtiği sekansı bir kısa film yapmaya itti.

Özellikle kısa filmlerde böylesine karakteristik özelliklere sahip tür filmlerine rastlama oranımız çok düşük. Bu yolculuğa başlamadan önce hangi riskleri almak zorunda kaldınız?

Düğüm bir kurmaca olsa da deneysel bir film hissi de veriyor. Senaryo geliştirme sürecinde de bu yönde eleştiriler almıştım. Ayrıca hikayenin tek bir karakter üzerinden ilerlemesi, filmin fikrini sunacak diyalog ya da anlatıcı olmaması, filmde bir mekan ya da zaman belirteci bulunmaması hikayenin zorlayıcı noktalarıydı fakat netice itibari ile kısa film ana akım sinemaya göre eğlendirici ya da öğretici olma gibi kaygıların güdülmediği bir tür. Bende bu kaygılardan uzak bir film yapma süreci yaşadığımı söyleyebilirim. Ayrıca akış benim kafamda net olduğu için doğru ritmi kurabilirsem hikayenin izleyiciye geçeceği düşündüm. Şu an bunu başarıp başaramadığımı bilmiyorum. Zaman gösterecek.

Filminiz TRT destekli. Filmin fon bulma sürecinden kısaca bahsedebilir misiniz?

Senaryoyu bitirip film yapma fikri netleşince her kısa filmci gibi fon arama sürecine girdik. Çeşitli kamu kuruluşları, özel kuruluşlar ve sektörün içinden yapım firmaları ile görüştük. Tam ümidimizi yitirmek üzereyken TRT 12 Punto Senaryo Günleri kapsamında yapım desteği alacak 12 proje arasında olduğumuz haberini aldık. Bu destek elbette işimizi çok kolaylaştırdı.  Sonrasında bir yapım firmasından da projenin prodüksiyon ve post prodüksiyon süreçlerinde kapsamlı bir destek aldık. Bu iki destek kısa film için lüks sayılabilecek imkanlar sundu bize. Bu konuda oldukça şanslıydık diyebilirim.

Hikaye tek kişi üzerinden ilerleyen bir yapıya sahip. Her ne kadar avantajları olsa da seyirciye duyguyu aktarmak adına farklı riskler de taşıyor tek karakterli bir hikaye anlatmak. Bu riskleri aşma noktasında başarılarınızın sırrı ne oldu?

Filmin hazırlık sürecinde oyuncuya karar verme kısmı çok sancılı oldu benim için. Reji asistanlığı yaptığım dönemde birlikte çalıştığım birçok oyuncu ile projeyi konuşmuştum. Ya aynı frekansta buluşamadık ya da kafamdaki şablona tam olarak oturtamadığım için hiçbiri ile ilerleyemedik. Sonrasında Onur Bilge çıktı ortaya. Onun hikayeye olan inancı benim motivasyonumu daha da yükseltti. Onur’la tıpkı Buğra ile yaptığımız gibi karakterin her jest ve mimiğini tek tek konuştuk ve o elbiseyi Onur’un üzerine oturttuk. Onur çalışması çok kolay ve çok keyifli bir insan. Müthiş sezgisel biri. Çoğu zaman ne istediğinizi daha siz cümlenizi tamamlamadan anlıyor ve size alternatifleriyle sunuyor. Bu süreçte benim işimi en çok kolaylaştıran unsurlardan biri bu oldu. Onur’la ilk provamızı yapana kadar elimdekilerin sıralaması şuydu; birincisi hikayemizin gücü, ikincisi teknik imkanlarımız, üçüncüsü oyunculuk. Fakat o provadan sonra Onur’un oyunculuğunun bu filmi sırtlayacağına olan inancım oyunculuk etmenini ilk sıraya taşıdı. Böylece zaten herhangi bir diyaloğun olmadığı bir filmi tek karakter ile anlatmanın handikaplarını azaltacak şeyi bulmuş olduk. Filmi kafamda canlandırdığımda beni rahatsız eden her şeyi tek tek cımbızladık. Burada bir başarı yakalayabilmişsem bunun sebebi de yapım sürecinde katı davranmamamdır. Eserine aşık insanlardan olmadım hiçbir zaman.

Ormanda arabasıyla ilerleyen ve haritada garip işaretli noktaya saptıktan sonra doğaüstü olaylarla karşılaşan bir adamın yaşadıklarını anlatıyorsunuz ve bunu da hiçbir diyaloğa yer vermeden yapıyorsunuz. Diyalogsuz bir film yönetmek o boşluğu başka unsurlarla doldurma yolculuğu nasıl ilerledi?

Sanırım hikayenin gücü bu konuda en büyük yardımcımdı. Ritmini bulmuş bir hikayenin açtığı yolda izleyiciyi yürütmek çok zor olmayacak kanaatindeydim. Yine de amacım izleyenin elinden tutup basit bir yolculukla finale götürmek değildi. Zaman zaman sindirmesi zor bir anlatı sergilemiş olsak da filmin ritmi tatmin edici düzeydeydi benim için. Hatta hem süre sınırı hem de ritimsel dezavantajları yüzünden birçok planı da kurguda atmak zorunda kaldık.

Film, bir kısa metraja göre hayli fazla olan efekt kullanımı ile de görsel dilini inşa etmiş. Bu noktada nasıl bir yardım aldınız? Süreç nasıl ilerledi?

Senaryoyu yazarken fikrin coşkusuyla sinematize etmenin oldukça zor olduğu şeyler yazdığımın farkındaydım ama yine de bu konuda kendimi kısıtlamak istemedim. Sonuçta bu gelişmiş bir teknoloji tarafından yaratılmış bir simülasyondu. Bildiğimiz evrenin kurallarının işlemediği alternatif bir gerçeklik tahayyülü biraz emek gerektiriyordu. Bu noktada filmin görsel efekt supervizörlüğünü ve kurgusunu yapan Doğuş Arslan ile epey mesai yaptık. Ben mümkün olan her şeyi sette çekmek taraftarıydım. Posta ne kadar az iş bırakırsak kurguda o kadar rahat edeceğimizi bildiğim için hazırlık ve set sürecinde sürekli yaratıcı çözümler üzerine tartıştık. Doğuş’un kreatif becerisi ve çözüm odaklı tavrı da beni çok rahatlattı.

Filmin finali devam filmini müjdelercesine bir şekilde sona eriyor. İlerleyen süreçte bir devam filmi izleyebilecek miyiz?

Büyük bir aksilik olmazsa 2022 içinde Düğüm’ün de içinden çıktığı senaryodan iki sekansı daha kısa film olarak çekmek istiyorum. Nükleer kıyamet sonrası dünyada geçen bir varoluş mücadelesi ve tüm bu hikayenin başlangıcı olan simülasyonun yaratılış süreci bu filmlerin konuları olacak.

Dünya sinemasına baktığımızda kısa filmlere uzun metraj filmler kadar değer verildiğini görüyoruz. Nitekim Safdie Kardeşler, Luca Guadagnino, Yorgos Lanthimos, David Lynch ve Pedro Almodóvar gibi usta isimler kısa filmler de üretiyorlar. Bizim sinemamızda ise kısa filmlere daha çok uzun metraj çekmeden önce bir sıçrama tahtası olarak bakılıyor fakat son yıllarda bu durum değişmekte. Sizin bu konudaki düşünceleriniz neler?

Sanırım buradaki problem bizde kısa film yapmanın oldukça pahalı, fon bulmanın ise oldukça zor olması. Bakanlık, TRT ve dönemsel olarak destek veren organizasyonlar dışında kısa filme doyurucu destek veren bir oluşum yoktu şimdiye kadar. Hal böyle olunca kısa film uzun metraja geçiş için tek atımlık kurşun gibi görülüyor. Uzun metrajın prestiji kısa filme göre daha fazla olduğu için uzun metraj çeken yönetmenler kısa filme dönmek istemiyor sanırım. Yine de uzun metraj çekmemiş biri olarak bu konuda ahkam kesmem doğru değil. Ama Neill Blomkamp gibi yönetmenlerinde yaptığı gibi uzun metraj filmler çekerken bir taraftan da kısa filmler çekerek hem üretken olmaya devam etmek hem de zihnini boşaltmak müthiş bir lüks olmalı.

 Kariyerinizin bundan sonraki adımında çekmeyi düşündüğünüz başka kısa filmler de var mı?

Düğüm’ün de içinde bulunduğu üçlemeyi tamamladıktan sonra uzun metraj olarak tekrar çekmek istiyorum. Sonrasında ise kısa filmin hayatımda hep var olmasını arzu ediyorum.

 

1996'da doğdu. Üniversite için geldiği İstanbul'da kültür sanat sarhoşu olduktan sonra hayatı tamamıyla değişti. Gerçek sinemayla tanışması 2015 yılında İstanbul Film Festivali ile gerçekleşti. Film festivalleri vazgeçilmezi. "Film sinemada izlenir" anlayışının yılmaz destekçisi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.