Sürpriz Sever Seyircilere 30 Film Önerisi

İstanbul Film Festivali’nin zengin seçkisi içerisinden önceki dosyamızda sürprize uğramaktansa garanti adımlarla ilerlemeyi tercih eden sinemaseverler için 30 filmlik bir liste sunmuştum.

Festivali karşılaşabileceği tüm sürprizlerle, yaşanması muhtemel küçük hayal kırıklıklarıyla, çok düşük beklentiyle girip tam anlamıyla çarpılmış, büyülenmiş olarak salonu terk edişlerle bir anlamda serüven olarak gören sinemaseverler için risk ve sürpriz katsayısı arttırılmış bir liste hazırladım. Yaşlı kurt ustalardan çok sık karşılamadığımız ülke sinemalarına, geçtiğimiz yıl festivalde gönülleri fetheden yönetmenlerin yeni filmlerinden salon boşalttırma garantili sert, sınırları zorlayan filmlere değin ortaya karışık 30 filmlik herhangi bir sıra gözetmeden oluşturduğum listem karşınızda.

1-Enayi / The Fool / Yury Bykov / Rusya – Sinemada İnsan Hakları
Sert bir iç hesaplaşma filmi olan Major (Komiser) ile geçtiğimiz yıl festivale konuk olan ve salondan seyircileri tokat yemiş gibi çıkartmayı başaran Yury Bykov’un yeni filmi sürpriz yapacak listelerine rahatlıkla önerilebilir. Major’da insan ruhunu didik didik eden Bykov, bu sefer son dönem Rus sinemasının yoğunlaştığı devletle hesaplaşma sularına giriyor. Ufak çaplı bir Leviathan olabilir mi, izleyip göreceğiz. Ayrıca filmin hem ülkesindeki festivallerde önemi ödüller aldığını hem de Locarno’dan dört ödülle döndüğü bilgisini verelim.

2-Kaplanlar / Tigers / Danis Tanovic / Hindistan-Fransa – Sinemada İnsan Hakları
Sade ama derinden giden, ana akımın dışında kalmayı tercih eden yönetmen Danis Tanovic bir kez daha festivalin Sinemada İnsan Hakları bölümüne konuk oluyor. Küçük, kıyıda köşede kalmış insan hikayeleri anlatmaktan vazgeçmeyen duyarlı sinemacı bu kez Hindistan’ı mesken ediniyor. Ekonomik darboğazda çırpınan bireyin daha fazla kazanmak için isteyerek veya istemeyerek insan hayatıyla oynayan yollar tercihi ve sonrasındaki kendini sorgulama sürecini anlatan film asıl büyük söylemini sisteme karşı söylemeye çalıştığı mesajlarda yapılandırıyor. Yury Bykov’un Enayi filmi ile aynı zorlu yolu tercih ettiği söylenebilir.

3-Fanusta Yaşayanlar / Life in a Fishbowl / Baldvin Zophoniasson / İzlanda-Finlandiya-İsveç-Cek Cumhuriyeti Uluslararası Yarışma
Fragmanıyla seyirciyi meraklara salan İskandinav sineması örneği içinden çıktığı bölgenin yapıtaşları üzerinden hareket ettiği izlenimi veriyor. İzlanda Film Ödülleri’ni silip süpüren film, bakalım üzerimizde ikinci bir Dagur Kari etkisi bırakabilecek mi? Eğer yapacaksa da çok daha karanlık bir tonda yapacağını fragmanı bize fazlasıyla söylüyor.

4-Kar Korsanları / Faruk Hacıhafızoğlu – Ulusal Yarışma
Dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yapan Faruk Hacıhafızoğlu’nun ilk filmi Kar Korsanları 80’li yıllarda geçen hikâyesiyle politik bir arka plana sahip. Üç küçük arkadaşın zorlu kar koşulları altında dönemin şartları itibariyle temin edilemeyen kömür arayışına çıktıkları yolculuk güçlü bir potansiyele sahip. Hem hayat gerçeğiyle mücadele ve erken olgunlaşma hem de sosyopolitik arka plan seyirciyi sert olduğu kadar dramatik bir filmle de karşı karşıya bırakabilir. Ulusal Yarışma bölümünün kesinlikle denenmesi gereken yapımlarından.

5-Nefesim Kesilene Kadar / Emine Emel Balcı – Ulusal Yarışma
Kar Korsanları gibi dünya prömiyerini Berlin’de gerçekleştiren Emine Emel Balcı’nın Nefesim Kesilene Kadar filmi tekstil atölyesinde çalışan Serap’ın hikâyesini anlatıyor. Konusu itibariyle Zeki Demirkubuz etkisi hissettiren yapım, başrole bağımsız filmlerin aranan oyuncusu Esme Madra’yı yerleştiriyor. Hayallerine tutunmaya çalışan bireyin hem ailesi hem de hayatla giriştiği ve çoğunlukla kaybettiği mücadeleye odaklanan filmin, bu olumsuz gidişata nasıl bir pencereden bakacağını izleyip göreceğiz. Bu arada filmin adının sinema tarihimizin en büyüleyici film adlarından birisi olduğunu düşündüğümden, bu faktörün de film üzerine merakımı katmerlediğini söyleyebilirim.

6-Kümes / Ufuk Bayraktar – Ulusal Yarışma
Türk sinemasının son yıllardaki aranan oyuncularından olan Ufuk Bayraktar’ın ilk yönetmenlik çalışması Kümes, eminim çoğu seyirciyi ilk duyduğu günden bu yana heyecanlara sevk etmiştir. Bayraktar’ın oyunculuk serüveni ve şu anda geldiği noktanın ilgi çekici seyri düşünüldüğünde ortaya nasıl bir film çıkacağı konusunda meraklanmamak elde değil. Hele ki iki kumanın kocalarının ölümü ardından baş başa kalmalarını anlatan bir hikaye yeterince yüksek bir potansiyele sahipken, yönetmenin konuya mizahi ya da psikolojik pencereden mi yaklaşacağı da ayrı bir merak unsuru.

7-Çekmeköy Underground / Aysim Türkmen – Yeni Türkiye Sineması
Bu hafta vizyona girme şansı yakalayan bağımsız yapım Çekmeköy Underground sinemamızın çok el atmadığı bir alan olan yeraltı kültürüne odaklanıyor. Beatbox yapıp dans ederek hayallerini gerçekleştirmek isteyen gençlerin mücadele ve dramlarını mesele edinen film, aynı zamanda ülkemizde de bu aktiviteyle uğraşan hatırı sayılır bir toplumsal kitlenin de sesi olabilme şansına sahip. Ortada kimi ilk film amatörlükleri olsa da gayet samimi bir duruşu olan, seyircinin ilgi göstermesini hak eden bir film var. Müzik ve dansın böylesine başat olduğu bir filmi sinema salonunda izlemenin keyfinden bahsetmeme gerek yok sanırım.

8-Kayıp Zamanlar / Faysal Soysal – Ulusal Belgesel
Şair, araştırmacı ve yönetmen olan Faysal Soysal’ın “Bir ilk filmin barındırabileceği tüm aşırılıklara sahip” olmasına karşın başarabildikleri üzerine de konuşulması, yazılıp çizilmesi ve hakkının verilmesi gerektiğini düşündüğüm Üç Yol filmi çoğunlukla yurt dışı festivallerden ödüllerle ayrılmayı başarmıştı. Üç Yol filminde canlandırdığı ve savaşın yıkıcı acılarıyla boğuşan annenin gerçek hikayesini konu edinen Kayıp Zamanlar, yönetmenin duyarlı bakışı da düşünüldüğünde çok çarpıcı olabilecek ve savaşı bir kez daha lanetlememiz için fırsat verebilecek bir belgesel olarak ulusal belgesel seçkisinde öne çıkıyor.

9-Postacının Beyaz Geceleri / The Postman’s White Nights / Andrey Konchalovsky / Rusya – Ustalar
İnişli çıkışlı ve Amerika-Rusya arasında mekik dokuyan kariyerinde önemli başyapıtlar bulunan Rus yönetmen Andrey Konchalovsky’nin festivale konuk olan ve Venedik Film Festivali’nde en iyi yönetmen ödülünü kazanan son filminin yayınlanan trailer’ı açıkçası yüreğimizi umutla doldurmaya yetti. Muhteşem pastoral görüntüleri, minimalist ve az diyaloglu yapısı, insan-doğa çatışmasına ya da birlikteliğine yeni açılımlar getirme potansiyeli taşıyan havasıyla ağır akan ama seyirciyi afallatabilecek bir filmle karşı karşıya olabiliriz. Başkarakterinin tekinsiz duruşunu iyice tekinsiz bir müzikle ve sinematografiyle destekleyen film, her bünyeye uygun olmayacak bir deneyim vaat ediyor denilebilir. Her şeyden öte filmdeki kedinin kısacık trailer’a kattığı gerginlik ve gizem için bile izlenebilir. Eminim, kedinin o sinsi bakışlarından etkilenmeyecek çok az sinemasever olacaktır.

10-Belalı Ev / The Owners / Adilkhan Yerzhanov / Kazakistan – Dünya
Festivallerinden

Son yıllarda dünya festivallerinde çok daha sık boy göstermeye başlayan Kazak sinemasından örnekler ülkemiz festivallerinde de yer almaya başladılar. Özellikle geçen yıllarda festivalde gösterilen Öğrenci ve Uyum Dersleri gibi etkileyici psikolojik filmlerle beğeni kazanan Kazak sineması bu yıl da Belalı Ev filmiyle festivale konu oluyor. Varşova ve Chicago’dan ödüllerle dönen yapım ilginç ve mizahi bir aile hikâyesini konu edinirken, bürokrasi üzerine söylediklerini merak ettiğim ve sürpriz yapabileceğini düşündüğüm filmlerden birisi konumunda.

11-Özgürlük Tepesi / Hill of Freedom / Hong Sang-soo / Güney Kore – Dünya Festivallerinden
İstanbul Film Festivali’nin abone isimlerinden Hong Sang-soo fazlasıyla kendine has bir sinema evreni olan bir yönetmen. Artık rahatlıkla bir Hong Sang-soo sinemasından bahsedebiliriz. Oldukça üretken olan sinemacıyı sevenlerin zaten salonda yerlerini alacağı aşikârken, yönetmenin sinemasıyla tanışmak isteyenler için doğru bir fırsat olabilir Hill of Freedom. Ama Hong Sang-soo’nun kimilerine fazlasıyla yorucu ve dağınık gelebilecek hatta yabancılaştırıcı bir etki yaratabilecek bir sinema yaptığını da notlarımız arasına ekleyelim. Çok seveni olduğu kadar uzak durmaya çalışan bir kitlenin de olduğu bir isim olarak tam bir kapalı kutu diyebiliriz.

12-Doğada Tek Başına / Out of Nature / Ole Giaver / Norvec – Dünya Festivallerinden
Norveç sinemasından bir doğada varoluş hikâyesi. Son zamanlarda karşımıza çıkan doğadaki insan temalı filmler bir nebze hayal kırıklığı yaratsa da Out of Nature sarsıcı bir deneyim yaşatacakmış gibi duran kimi ayrıksı görsellere sahip. Bir de İskandinav sinemasından doğada varoluş hikâyesi izleyelim. Filmin bireyin kendisiyle hesaplaşma sürecini İskandinav kara mizahının eksik olmadığı farklı bir bakışla yansıtabileceğine dair bir hissiyat da oluşmuyor değil.

13-Manglehorn / David Gordon Green / ABD – Dünya Festivallerinden
Tam olarak nereye oturtabileceğimizi bilemediğim bir isim yönetmen David Gordon Green. Bir filmiyle seyircinin kalbini kazanırken ardından gelen filmi küçük hayal kırıklıklarına dönüşebiliyor. Manglehorn’un ise Al Pacino ve Holly Hunter’ı buluşturan kadrosuyla filmografisinin neresinde duracağını merak etmemek elde değil. Filmin oyuncu kadrosunda hazmı zor, uçuk filmlerin yönetmeni Harmony Korine’de yer alıyor. David Gordon Green+Harmony Korine: Denemeye değer.

14-Nabat / Elchin Musaoglu / Azerbaycan – Yeni Bir Bakış
Azerbaycan sinemasının örnekleri ne vizyonda ne de festivallerde çok fazla karşımıza çıkmıyor. İki ülke birbirine bu kadar yakınken sinemalarının uzak kalması çok ilginç ve üzücü aynı zamanda. Bu yüzden Elchin Musaoglu’nun yönettiği Nabat bilmediğimiz bir sinema kültürünü tanımak için iyi bir fırsat olabilir. Ayrıca Nabat’ın Azerbaycan’ın Oscar adayı olduğu bilgisini de verelim.

15- Bataklık / Marshland / Alberto Rodriguez / İspanya – Dünya Festivallerinden
Karşımızda tam anlamıyla bir ödül avcısı var. Ülkesi İspanya’da ne kadar ödül varsa silip süpüren, sinema yazarlarının dağıttığı ödülleri de havada kapan bir seri katil hikâyesi rahatlıkla tavsiye edilebilir. En azından bu kadar ödülü hak edip etmediğini test etmek için bile gidilir. Filmin barındırdığı gerilim kadar aksiyon da vaat ettiği öngörülebilir. Uçsuz bucaksız mekânlardaki kaçma kovalamaca sahnelerini sevenlerin tercih önceliklerine almaları gereken bir yapım Marshland.

16-Bela Parkı / Blowfly Park / Jens Ostberg / İsvec – Yeni Bir Bakış
Jens Ostberg’in dram ve gerilimi harmanlayan filminin hikâyesine baktığımızda çetrefilli ve gizemli ilişkiler ağından beslenen bir yapı görüyoruz. İskandinav sinemasının yüreğimde kapladığı özel yerin de inisiyatifini kullanarak ve ülke sinemasının tür geçmişindeki başarılı deneyimlerini referans kabul ederek sürpriz yapma potansiyeli taşıdığını düşünüyorum. Filmin yurt dışı festival gösterimlerinde oldukça olumlu eleştiriler alan Sverir Gudnason’un oyunculuk performansının da fark yaratma unsurunu hesaba katabiliriz.

17-Gönüllerin Şampiyonu / Dark Horse / Louise Osmond / İngiltere – NTV Belgesel Kuşağı
Belgesel kuşağının değişmez temalarından olan zorluklarla mücadele konusunda epey etkileyici ve duygusal olması muhtemel bir belgesel Dark Horse. Seyircileri salondan alkışlarla ve gözyaşlarıyla ayırması muhtemel olduğu gibi fazlasıyla dramatik ve ajitatif bir başarı klişesi olma ihtimali de var. Konusundan ve aldığı yorumlardan ilk ihtimalin ağır bastığını ve çok güçlü bir belgesel izleyeceğimiz düşüncesiyle “Varım” diyorum.

18-Messi / Alex De La Iglesia / İspanya – NTV Belgesel Kuşağı
Alex De La Iglesia gibi çok özel bir yönetmen yine çok özel bir oyuncuyla ilgili belgesel çeker ve artık klişeleşmeye başlayan sporcu biyografileri alanına taze kan pompalama umutlarını yeşertirse, tüm sporseverlerin filmin yolunu dört gözle beklediğini rahatlıkla öngörebiliriz. Messi üzerine gerçekleştirilmiş özel bir belgeseli Alex De La Iglesia’dan da beklemeyeceksek kimden bekleyeceğiz.

19-B Filmi: Batı Berlin’de Şehvet ve Muzik / B-Movie: Lust & Sound in West-Berlin 1979-1989 / Jorg A. Hoppe, Heiko Lange, Klaus Maeck / Almanya – NTV Belgesel Kuşağı
Batı Almanya, Berlin Duvarı daha yıkılmamış, B Filmi, Alman yer altı kültürü, 80’ler, kült müzik grupları vs. Festivalin yoğun koşturmacası içinde çok merak edilesi, hem sosyolojik hem de pop kültür açıdan oldukça zengin malzemelerle dolu bir dönemi, coğrafyayı, kültürü çılgın müzikler eşliğinde izlemek ve keşfetmek bulunmaz Hint kumaşı değerinde. Kesinlikle festivalin en eğlenceli ve kültür bombardımanına uğratacak deneyimlerinden birisi olacağına şüphe yok.

20-Caligari’den Hitler’e / From Caligari to Hitler: German Cinema in the Age of the Masses / Rüdiger Suchsland / Almanya – NTV Belgesel Kuşağı
Aynı belgeselde Caligari ve Hitler’in adının geçmesi bile bir sinemasever olarak tercih etme unsuru olabilir. Ve oldu da. Venedik Film Festivali’nden ödülle dönen belgesel önemli sosyolog Siegfried Karacauer’in aynı adlı kitabını referans alıyor. Bir ülkenin sinema sanatına yön veren örneklerini çıkarttığı bir döneminin aynı zamanda dünyayı kasıp kavuran bir faşist tarafından sinemanın çok güçlü bir propaganda aracı kullanmasına da şahit olması, sinemanın gücünü göstermesi bakımından çok çarpıcı bir örnek. Rüdiger Suchsland’ın belgeseli hem dünya hem de sinema tarihinin en önemli ve keşfedilesi dönemlerinden birisini ele alarak bir bakıma tarihe de çok değerli bir belge bırakmış oluyor. Kendi adıma da festivalin en merakla beklediğim yapımlarından birisi olduğunu söyleyebilirim. Fatih Akın ve Volker Schlöndorff ile yapılan röportajlar için de pastanın üzerindeki krema tanımı yapabiliriz.

21-Kayıp Nehir / Lost River / Ryan Gosling / ABD – Mayınlı Bölge
Son yıllarda Amerikan sinemasında kadınlarda Carrey Mulligan neyse erkeklerde de Ryan Gosling odur, yani zirvededir. Her zerresinden oyunculuk akan Gosling’in yönetmenliğe başlayacağını duyan hayranlarının verdiği tepkileri hayal bile edemiyorum. Ama kendi sevincimi yakından biliyorum. Biz Goslingseverleri öylesine umutlarla doldurdu ki daha filminin adından bile çeşitli çıkarımlar, tahminler yapmaya başladık. Fragmanındaki Windfing Rehn etkisi biraz korkutmuyor değil, cin olmadan adam çarpma tehlikesi taşıması apayrı bir cazibe faktörü oluyor garip bir şekilde.

22-Evvelden / From What is Before / Lav Diaz / Filipinler – Mayınlı Bölge
Konu Mayınlı Bölge ise son yıllarda iki ülke sinemasından örnekleri başka bir yere koymak gerekir: Yunanistan ve Filipinler. Filipin sineması içerdiği sınır bucak taşımayan şiddet ve kan unsurlarıyla bir yandan müptelalar yaratırken, salon boşaltma konusunda da zirveye oynuyor. İşte, ilgi çekici ve hep bir merak ihtiva edecek bir sinema. Filipinler sinemasına zor diyeceksek, Lav Diaz sinemasına nasıl bir isim bulmak gerekiyor acaba? Kült yönetmen Diaz bir kez daha seyircinin sabırlarıyla oynama deneyine girişirken, 338 dakikalık süresiyle bir bakıma meydan okuyor. Ve karşısında en az onun kadar sabırlı ve göz kara sinefiller görmek istiyor. Aramızda kimler gönüllü? Kısasa kısas diyenler buyursun, bu fırsat ayağınıza her zaman gelmez.

23-Sonsuza Dek / Forever / Margarita Manda / Yunanistan – Mayınlı Bölge
Filipinler sinemasının Mayınlı Bölge için hakkını teslim ettikten sonra sıra diğer favori ülkem Yunanistan’ın filminden bahsetmeye geldi. Aslında son yıllarda festival kapsamında karşımıza çıkan Yunan filmlerinin falsosuz seyrini düşündüğümüzde Margarita Manda’nın son filmini de gözü kapalı listelere dahil etmek gerekiyor. Filmin yalnızlıkla, varoluş sancılarıyla ve imkânsızlıklarla buram buram örülü trailer’ı ve pastel renk tercihleri orta yaş aşkı temasıyla birleşince yeni bir harika beklememiz gayet mümkün gözüküyor.

24-Sonsuz Hüzün / Perpetual Sadness / Jorge Perez Solano / Meksika – Mayınlı Bölge
Hikâyesi, mesken edindiği doğanın atmosferi, fragmanı ve adıyla insanın üzerine çöken bir karanlığı işaret eden film, şiirsel olduğu kadar tekinsizliği ve gizli bir şiddeti de ima eden görselleriyle tam anlamıyla bir Mayınlı Bölge filmi gibi duruyor. Şimdiden çok zor bir seyirlik olduğu gözüküyor gözükmesine ama beklenmedik şekilde sarsıcı bir deneyim yaşatacakmış hissiyatı filmi çok ilgi çekici kılıyor.

25-Ghadi / Amin Dora / Lübnan – Antidepresan
Festivalin en eğlenceli bölümü olan Antidepresan seçkisinin bu yıl en ayrıksı parçası olması muhtemel filmi Lübnan yapımı Ghadi. Oğlunun üstün güçleri olduğunu hatta bir melek olabileceğini düşünen baba ve onun etkisiyle çevresine yayılan söylentiyle ilginç bir hal alan durum, fantastik unsurlarla süslenmiş, yer yer grotesk ve absürt olma potansiyeli taşıyan bir film ortaya çıkarabilir. Biçimsel açıdan renkli olduğu kadar karakterlerinin de mizahı destekleyen fiziksel görüntüleri bizleri farklı olduğu kadar toplumsal hicvin de eksik olmadığı bir filmle tanıştırabilir.

26-Motivasyon Sıfır / Zero Motivation / Talya Lavie / İsrail – Antidepresan
İsrail Film Akademisi Ödülleri’ni silip süpüren, Tribeca’dan da iki ödül çıkaran İsrail yapımı Zero Motivation genç kızların askerlik sürecine mizahi bir dille yaklaşıyor. Fragmanından gayet eğlenceli ve antimilitarist olduğunu hissettiren filmin cinsiyetçilik meselesine hangi cepheden yaklaştığı ise kendi adıma önemli bir merak konusu.

27-Peşimdeki Şeytan / It Follows / David Robert Mitchell / ABD – Gece Yarısı Çılgınlığı
Gösterildiği günden bu yana yavaş yavaş fenomene dönüşmeye başlayan korku filmi It Follows, korku sinemasına pek yüz vermeyen Cannes Film Festivali’nde de gösterilerek farklı bir korku damarı olduğunu kanıtladı. Kendine has ve oldukça sıkı takipçileri olan Gece Yarısı Çılgınlığı bölümünün hakkını vereceğini gelen her yeni övgüyle biraz daha düşündüren film festivalin yüreği ağıza getirecek yapımlarından.

28-Beden / Body / Małgorzata Szumowska / Polonya – Aile Bağları
Body adlı filmiyle Berlin Film Festivali’nde en iyi yönetmen ödülünü kazanan Polonyalı Małgorzata Szumowska, festivalin yeni bölümlerinden Aile Bağları’na konuk oluyor. Anoreksiya hastası ve psikolojik açıdan sorunlu kızıyla babasının ilişkisini anlatan film, Szumowska’nın festivalde gösterilen son filmi In the Name Of gibi yoğun ve düşündürücü bir dram olmaya aday. Film sinema tarihine çok farklı bir baba-kız ilişkisi armağan edebilir.

29-Barbarlar / Barbarians / Ivan Ikic / Sırbistan-Karadağ-Slovenya – Balkanlar: Ateşin Sineması
Festivalin yeni bölümlerinden olan “Balkanlar: Ateşin Sineması”, sinema tarihine birçok başyapıtlar armağan etmiş bir coğrafyayı mercek altına aldığı için büyük önem taşıyor. Bölümün bir bakıma Balkanların cümbüşü ile ağır insanlık trajedisinin harmonisini resmettiği söylenebilir. Bu seçkiden önerebileceğim filmlerin ilki ise yakın tarihte aralarında çok büyük çatışmalar yaşanmış, savaşın halklarına yaptığı etkilerin herhangi bir birimle ölçülemeyecek durumda olan kardeş ülkeler Sırbistan-Karadağ-Slovenya ortak yapımı Barbarians. Özellikle son yıllarda ülke gençliğinin yozlaşmasına fazlasıyla yoğunlaşan Sırbistan sinemasından gelen sert bir içeriğe sahip Barbarians’a kayıtsız kalmak çok mümkün gözükmüyor.

30-Ders / The Lesson / Kristina Grozeva-Petar Valchanov / Bulgaristan–Yunanistan – Balkanlar: Ateşin Sineması
Küçük bir Bulgar kasabasında göreve başlayan idealist bir kadın öğretmenin yaşadıklarını anlatmaya çalışan film hem hikayesi hem de fragmanından gördüğümüz kadarıyla psikolojik olarak tam bir sinir harbi sürecine kamerasını doğrultuyor. Tek başına fragmanı ele geçirdiği gibi filmi de başından sonuna sürükleyeceği izlenimini edindiğim başroldeki Margita Gosheva’nın performansı acaba filmi hangi noktalara taşıyabilecek.

Sinema her şeyim. Hayallerim, bir şekilde hangi alanı olursa olsun temas halinde olmak istediğim, hayatımın vazgeçilmezi..Woody Allen, Dardenne Kardeşler ve Reha Erdem'in sinema dünyalarından tarifsiz bir şekilde etkilenirken; sinema tarihinin en iyi filminin Yurttaş Kane olduğu üzerine düşüncem, seyrettiğim her filmle biraz daha pekişiyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir