Gönül Dağı ‘Yerli’ Yerinde

Belki kişisel hikâyemle bazı noktalarda kesiştiği belki de Anadolu coğrafyasına getirdiği içeriden bakış, hangisi daha ağır bastı bilemiyorum ama bir TV dizisi hakkında ilk kez yazıyorum. TRT 1’de yayınlanan ‘Gönül Dağı’ isimli diziden bahsedeceğim. Dizinin yapımcılığını Ferhat Eşsiz, yönetmenliğini ise Yahya Samancı üstleniyor. Senaryosunda Ali Asaf Elmas, Mustafa Becit ve Teoman Gök’ün imzaları var. Dizi ‘Bozkırda bir Anadolu masalı’ alt başlığıyla sunuluyor. 

Nedir ne değildir diyerek Youtube’dan açtığım ilk bölümünü, çok geçmeden de ikincisini seyrettim. Biraz meraklandım, biraz keyif aldım derken dört, beş, altı sırasıyla devam etti bu seyir ve böylece yüklenen 13 bölümü tamamlamış oldum.  

Peki, ne anlatıyor Gönül Dağı? Yazar Mustafa Çiftçi’nin hikâyelerinden esinlenerek çekilen dizi Niğde’nin Gedelli kasabasında yaşayan (çekimler Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinde yapılıyor) bir grup insanın hikâyesini anlatıyor. Kasabada bulunan Gönül Dağı’nın merkezinde olduğu, bozkırın kendine has atmosferi ve çeşitli halk inanışlarının öne çıktığı dizinin üç ana kahramanı var; Birlikte büyüyen, çocukluktan itibaren sıkı dost olan üç amca çocuğu; Taner, Ramazan ve Veysel. Bilim tekniğe merakı olan Taner’in icatları ve bu icatlar etrafında kurulan hayaller, üç kuzeni birbirine sıkı sıkıya kenetlemiş, onların aileleri ve köyün diğer bazı sakinlerinin de dahil olmasıyla bozkırın orta yerinde kıran kırana bir mücadelenin fitili ateşlenmiştir. Bu arada Gönül Dağı’ndan sıklıkla taşlar koparak düşüyor, kasabadaki herkes düşen her bir taşın kırılan bir kalbin işareti olduğuna inanıyordur.

Hikayesini anlattığı coğrafya ve o coğrafyanın insanına pek çok açıdan bu kadar yakın bir diziye epeydir rastlamıyordum. İyiyle kötüyü, acıyla tatlıyı, umutla çaresizliği tıpkı hayattaki gibi çok boyutlu ele alan Gönül Dağı, olabildiğince içeriden bir bakış getirerek seyirciyi bozkırda, doğal olduğu kadar samimi ve dokunaklı da olan bir dizi olayın içine çekiyor.

Bozkıra İçeriden Bakış  

Gönül Dağı’nı pek çok diziden hatta muadillerinden ayıran en büyük özellik hiç kuşkusuz olaylara getirdiği içeriden bakış, yani ‘yerli’ yorumu. Zira daha ilk bölümde gerek karakterleri, gerek mizansenleri ve gerekse diyaloglarıyla Anadolu insanının samimi, doğal yansımasını fark etmek mümkün. Ciddisi, şakacısı, öfkelisi, anlayışlısı, akıllısı, delisiyle herhangi bir Anadolu kasabasında rastlanabilecek sıradan, yalın hikayeleri olan, hayatın içinden insanlar anlatılıyor. Seyredeni şoka uğratacak, dehşetengiz olaylara yer verilmiyor. Ne şiddetin ne de cinselliğin pornografisi var. Kanırtan, ajite eden sahneler neredeyse yok. Aksine hayatın akışına katılmış, küçük hikayelerin büyük kahramanlarıyla karşı karşıyayız. Hikayeleri küçük ama duyguları büyük karakterler, acısı tatlısıyla o coğrafyanın izlerini taşıyor, oranın getirdiklerini yaşıyor. Gönül Dağı, tam da burada, bu sıradanlığın içinde son derece özel, önemli anları, duyguları ayıklayarak seyircinin dikkatini bu ayrıntılarda gizli, büyük duygulara çekiyor. Sadeliğin derinliğinde, insanı insan yapan duyguların izini sürüyor. Aşkı, umudu, inancı, sabrı, fedakarlığı, diğerkamlığı ve dizilerde görmeye alışkın olmadığımız pek çok erdemi kendine has bir tarzda ekrana taşıyor. Yılmaz Erdoğan’ın senaryolarından hatırlayacağımız o hüzünle mizahın başarıyla harmanlandığı duygulu kıvam burada da benzer şekilde kendisini hissettiriyor, dizi insani duyguları öne çıkan yapıma dönüşüyor. Hemen her karakterin kendine özgü bir yapısı ve bu yapının dayandığı sosyo-psikolojik arka planı var. Seyirci her bölümün başında bir kahramanın kişisel geçmişine tanıklık ediyor, tavır ve davranışlarının gerisinde yatan sebepleri öğrenerek karakterlerin dünyasına adım atıyor. Yaptıklarını onaylamasa bile sebebini öğrenerek onu anlamaya çalışıyor. Bu da seyircinin karakterle daha hakiki bir ilişki kurmasını sağlıyor.  

Anadolu Cehennem Değil

Dizide oluşturulan atmosferde Anadolu, son yıllarda seyrettiğimiz pek çok film ve dizide resmedildiğinin aksine ‘cehennem’ ortamı olarak tasvir edilmiyor. Bozkır kötülüğün kaynadığı bir kazan değil. Her yerden daha fazla kötülük, herkesten daha çok günahkâr yok orada. Kendileri kadar iyi, kendileri kadar kötüler. Hayat cehennem olmadığı gibi tozpembe de değil. Acı kadar mutluluk, kötülük kadar iyilik de var. Entrika, ihanet, hile ve dedikoduya da şahit oluyorsunuz, tam aksine dostluğun, sadakatin, mertliğin ve kenetlenmenin örneklerine de. Herkes kadar özel herkes kadar sıradan şeyler yaşıyorlar. Hanım ağalar, görkemli konaklar, hizmetkârlar, uşaklar, Hollywood ya da Bollyywood’tan devşirme aşklar, yapay sınıf ve aristokrasiler yerine sıradan kasabalıların yine sıradan aşkları hüzünleri, ticaret ve diğer rutinleri var. Bu da diziye daha gerçekçi bir boyut kazandırıyor. Aşktan, ölümden, ayrılıktan, yoksulluktan kaynaklı acı ve hüzünlerin yanında Anadolu insanının kendine özgü mizahı ve neşeli tavrını yansıtması açısından da değerli bir dizi.

Yığınla sorunla boğuşan ama umudu elden bırakmayan, yeri geldiğinde küçücük bir umut, bir sevinçle hayatlarını güzelleştirebilen iyimser insanların neşeli taraflarına da güçlü vurgular var. Örneğin üç kafadarın iyi bir haber karşısında coşarak çalan müzik eşliğinde oynamaları, sevinç anlarında birbirlerinin omzuna, sırtına tatlı tatlı vurmaları, bu toprağın neşesinin belki de en yaygın yansıması aslında. Dokunmayı, sarılmayı, neşelendiğinde en yakınındakinin boynuna atlamayı yaşam biçimi edinmiş insanlar için çok sıradan şeyler bunlar fakat sinema ve televizyonda taşra insanını kötücül yanlarıyla izlemeye alışık seyirci için önemli ayrıntılar bunlar. Yine söz olmasın, duyulursa kimse kırılmasın diye aşkını içinde gizleyip uzaktan sevmeleri, modern dünyanın günü birlik ilişkileri düşünüldüğüne oldukça anlamlı ve hayli kıymetli. Zaman zaman seyirciyi kahkahaya boğan mizahını bel altına indirmeden yapabilmesinin ne denli kıymetli olduğunu ayrıca anlatmama gerek yok sanırım.

Doğru Parçalar Doğru Yerde

Dizinin kurgu ve diyalogları sade olduğu kadar alt metninde hayata ve insana dair naif, derinlikli yorum ve anlamlar barındırıyor. Bu yönüyle yoğun emek sarf edildiği çok açık. Öte yandan karakterlerin geçirgen hikayeleri, her kesişmede ortaya çıkan yeni sürpriz durumlar, olay örgüsünün başarılı biçimde eş güdümlü ilerlemesi ve sıklıkla küçük entrik unsurlar üzerinden güçlü mizansenler kurulması büyük başarı. Bu şekilde bir yandan dramatik yapı güçlenirken diğer taraftan seyircinin merak ve ilgisi diri tutuluyor.

Dizideki olaylar her ne kadar Taner ve Dilek’in aşkı ile üç kafadarın hayalleri etrafında gelişse de zamanla hemen tüm karakterlerin derinlikleri arttırılarak bir yerden sonra herkesin başrol olduğu bir tabloya dönüşüyor. Esas oğlan esas kız miti yıkılıp yerine her biri farklı arka planlara dayandırılmış çok sayıda ilginç, güzel hikâyenin bir araya toplandığı renkli ve güçlü bir yapı inşa ediliyor. Hikayesi olmayan karakter neredeyse yok. Üstelik kahramanların kendilerine özgü replik ve tavırlarıyla bu hikayeler pekiştirilmiş, her bir karakterin seyircinin zihninde yer edinmesi sağlanmış.

Gelelim oyunculuklara; Dizide mucit ve aşık genç Taner’i, Berk Atan canlandırıyor. Neşeli ve hüzünlü yanları senaryoya yoğun şekilde yansıyan Taner karakterini abartısız, ölçülü bir şekilde yorumluyor. Enerjisi canlandırdığı karakterle çok örtüşen, rolüne yakışan bir oyuncu. Çeşitli dizilerde rol alan oyuncu Gülsim Ali İlhan, Taner’in sevdiği kız, Dilek’i canlandırıyor. Taner’in amcaoğlu Ramazan, mizahı en yüksek karakterlerden biri. Belediye Başkanı’nın kızına olan aşkıyla akla hayale gelmeyen çılgınlıklar yapan Ramazan’ı, Cihat Süvarioğlu başarıyla canlandırıyor. Özellikle çok neşelendiğinde verdiği tepkiler, yaptığı şakalar ve arkadaşlarıyla olan iletişimindeki tarzıyla seyirciden büyük sempatik topladığı sosyal medyada açıkça görülüyor. Oyuncu Semih Ertürk ise üçlünün asabi, gergin üyesi Veysel’i canlandırıyor. Babasıyla sorunlu ilişkisi olan Veysel, genç eşi ve annesinin sevgisiyle bu sorunların üstesinden gelmeye çalışıyor.

Dizide gençler kadar deneyimli oyuncular da performanslarıyla dikkat çekiyor. Taner’in annesi Halime’yi canlandıran Şebnem Dilligil, Veysel’in babası düğüncü Muammer rolünde Ali Düşenkalkar ve Ramazan’ın babası ağıtçı Hüseyin rolünde Erdal Cindoruk, başarılı oyunculuklarıyla öne çıkıyor. Yine Yavuz Sepetçi, Gülhan Tekin, Ege Aydan ve Ferdi Sancar gibi oyuncular da dizinin öne çıkan diğer bazı isimleri.

Büyük Başrol; Neşet Ertaş

Seyirciden büyük ilgi gören ve hemen her bölümüyle reyting listesinin ilk sırasında yer alan dizinin başarısında hiç kuşkusuz müziklerinin büyük payı var. Cengiz Özkan ve Neşet Ertaş’ın türküleriyle katıldığı müzikler dizinin atmosferine önemli katkı sağlarken, kahramanların sıklıkla sevgisini dile getirip türküleriyle oynayarak hüzünlendiği Neşet Ertaş’a yapılan vurgu, kendisi de bozkırın bağrından çıkıp yükselen büyük ozana vefa açısından çok değerli.

Filmde ayrıca sıklıkla bazı önemli Türk filmlerine de göndermelerde bulunuluyor. Vesikalı Yarim, Çiçek Abbas ve Yedi Bela Hüsnü bunlardan birkaçı. Pek tabi ki bu göndermeler Türk sinemasına saygı duruşu anlamına da geliyor.  

Peki, hiç mi kusurları yok bu dizinin? Var elbette. Çeşitli zaaf ve kusurlar barındırıyor ama bu kadar çok meziyeti olan bir dizinin az sayıdaki kusurunu dillendirmeyi çok gerekli görmüyorum. Dizi bu özenli dili korur mu? İnşallah korur. TV dizilerinin düştüğü klasik tuzaklara düşer mi? Umarım düşmez. Reyting şehvetine kapılıp, özgünlüğünden ödün verir mi? Dilerim vermez. Zaman ne getirir, akıbeti nereye evrilir, bilmiyorum ama Gönül Dağı’nın tarzı gibi ömrünün de kıvamında, yerli yerinde olmasını diliyorum.

Suat Köçer

Suat Köçer, 1980’de Erzurum’da doğdu. Ortaokul yıllarında hikâyeler yazarak başladığı yazma serüvenine, 2002’den itibaren İstanbul’da devam etti. Çeşitli ulusal dergilerde sürdürdüğü kültür sanat konulu yazılarının ardından, tamamen sinemaya yöneldi. Türk Sineması eksenli eleştiri, araştırma-inceleme ve röportajları ulusal gazete ve dergilerde yayımlandı. Ağustos 2010'da Film Arası sinema dergisini kurdu. Film Arası'nda yazı ve röportajları yayımlandı, TRT Türk'te haftalık olarak yayınlanan Film Arası isimli TV programını hazırlayıp sundu, ardından beş yıl süreyle Yeni Şafak Gazetesi'nde, sinema yazarlığı yaptı. Çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarında sinema alanında danışmanlık yapan ve 2017'de devraldığı Malatya Uluslararası Film Festivali'nin direktörülüğünü iki yıl yürüten Suat Köçer, TVNET televizyonunda Sormasam Olmaz isimli sinema programını hazırlayıp sunuyor. Köçer, çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarında sinema alanında danışmanlık yapıyor. Yazarın ikisi hikâye, biri sinema ve biri de roman olmak üzere yayımlanmış 4 kitabı bulunuyor.

3 Comments

  1. AvatarYaşar Yeşil Reply

    Sevgili Suat abartısız, yerinde bir yazı olmuş. Kalemine sağlık. Diziyi beğeniyor ve ailecek izliyoruz.

  2. AvatarRamo Reply

    Niğde değil yozgat temel alarak yazılmış bir hayali kasaba genellikle nigdenin plakası 66 mi dizideki tüm plakalar 66 ve yakında çekimleri Yozgat’a çekilecek yazar mustafa çiftçiye Yozgat’a yaşıyor saygilar

  3. AvatarDr Seyit Hamoğlu Reply

    Anadolu bütünselliği ve özlemi iç içe. Seferle Zahideden yürümek daha bi bağımlılık yapar diye düşünüyorum. Gerçek başrol onlara evrilmeli bence.
    Bir de Köy Edebiyatı Blogspot adresinde çok güzel Yaşanmış Köy Hikayelerini doğallığıyla bulabilirsiniz. Senaryoya samimi katkı sağlar.
    Hele ” Anne Seccaden Gelsin” hikaye tüm ülkeye mal olacak cinsten. Senaristlere duyurulur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir