Gezginler: İki Saatte Siyaset Tarihi

Darren Aronofsky’nin kimine göre başyapıt, kimine göre düpedüz kötü olan Mother! (2017) filmine benzer şekilde iki saat içinde insanlık tarihini anlatmaya soyunan ve bu sırada herkesin bildiği gerçekleri tüm yalınlığıyla yüzümüze vurduğu için kolaylıkla kolaycılıkla suçlanabilecek fakat bana sorarsanız “elmaya elma demek”ten ibaret bir tercihte bulunarak yalınlığın çarpıcılığını yakalamayı başaran bir film gösterime giriyor bu hafta: Gezginler / Voyagers (2021). IMDb ve Metascore puanları ortalamanın çok altında kalsa da sıkı bir gerilim ve başarılı bir alegori olan filmi beyazperdede deneyimlemenizi tavsiye ediyorum.

Kalburüstü insanların sperm ve yumurtaları alınarak suni döllenme sonucu, taşıyıcı anne bile kullanmadan laboratuvar ortamında üretilen bebekler büyür ve 96 yıl sürecek bir uzay yolculuğu için eğitime tabi tutulur. İnsan soyunun devamını sağlama amacıyla başka bir gezegende kolonileşmek üzere yetiştirilen bu bir grup çocuğun baba figürü olarak sahip oldukları tek kişi Richard’dır (ColinFarrell) ancak duygulardan arındırılmış şekilde büyütüldükleri ve içgüdülerini baskılayan mavi bir sıvı içtikleri için bir ebeveyne ihtiyaçları olduğunu bile bilmemektedirler. Gün gelir, çocuklar büyür ve görev vakti gelir ancak Richard onları koruma güdüsüne karşı koyamayıp dönüşü olmayan yolculuğa yanlarında gider. Amaç gezegene ulaşana kadar üçüncü neslin doğması ve insan soyunun devamlılığını sağlamaktır.

Filmin ilk yarım saati iyi bir tempoyla hikayesini kurup, fragmanda gördüğünüz her şeyi anlatıp bitiriyor. Varış noktasına ulaşmadan ölüp gitmesi muhtemel gençler mavi sıvıyı içip günlük işleri sürdürürken içlerinden iki kişi kendilerine ilaç verildiğini fark ediyor ve otoriteye karşı koydukları anda sistem bozulmaya başlıyor.

Yazının bundan sonrası sürprizbozan içermektedir, filmi izlemeden okumanızı tavsiye etmiyoruz.

Richard’ın ölümü sonrası mavi sıvıyı almayı bıraktığı için gerçek kişiliğine kavuşan Zac önce istediği kadını sonra da iktidarı elde edememenin verdiği hırsla hareket etmeye başlıyor ve rızası olmayana tacizle başlayan bireysel yoldan çıkışı, yalan ve manipülasyonla taraftar bulduğunu fark ettikçe iktidar arzusu için kavrulan zihninde “daha fazlası için daha fazla kötülük” mottosuna dönüşüyor. Yolculuk arkadaşlarını (halkı) kontrol edebilmek için önce bir yabancı güç (Alien) uydurup, hemen sonrasında kendisine karşı koyanları düşmanın uşağı (terörist) ilan ediyor. Yarattığı bilinmezle (korku, düşman, dış mihrak) grubunu galeyana getirip önce kendisini mağdur gösteriyor sonra da linç kültürü başlatıyor. Bir adım daha ileri gitmemesi için de sebep yok (artık en çok onun sesi çıkıyor); barış içinde bir arada yaşamaya tahammül edemeyeceğini göstererek, kendisi gibi düşünmeyen herkesi kötü, düşman ve tehdit ilan edip, ortak faydayı (bu durumda yiyecek) bile riske atma pahasına kutuplaşma yaratıyor. Kaptanlığı (iktidarı) elde etmesi de yetmiyor Zac’e, kendi doğrusunu papağan gibi tekrarlamayan seslere tahammülü yok, barışçıl muhalefeti yok etmek için uğraşıp duruyor.

Mavi sıvıyı içmeyi bırakmayan ya da gerçek kişiliği baskılanmadığında da iyi olmayı başarabilen insanların “bizim doğamız bu değil” dedikleri kısımlarda senaryo içler acısı gerçekle yüzleştiğimizden emin olmak istiyor. İzlediklerimiz kurgusal karakterlerden çok gerçek insanlar, ben, sen, o, biz, siz, onlar… Gerçek doğamızla yüzleşip, insanın aslında ne menem bir varlık olduğunu kabullenmemizi istiyor Gezginler. Genlerimiz, hormonlarımız bizi her an yoldan çıkarmaya çalışsa da ruhumuzu besleyip, beynimizi kullanıp, gerçek demokrasiye güvenip yolumuza devam etmeliyiz diyor.

Gezginler en önemsiz görünen karesi bile özenle tasarlanmış, çok iyi çekilmiş, göz dolduran setlerini başarılı ışık tasarımıyla tamamlayan, derdini Sineklerin Tanrısı’ndaki adada da anlatabilecekken Gravity’den aşağı kalmayan bir uzay distopyası kurarak A sınıfı film olma iddiasının altını dolduran hem fikri hem görsel anlamda göz alıcı bir yapım. 16 Temmuz 2021 itibariyle sinemalarda görebilirsiniz.

1983 yılında, mutlu bir aileye doğdu. 15 yaşında sinema salonlarıyla tanışıp, bazı filmlere âşık oldu. “Ben de yaparım” zannederek, -o zamanki algısıyla- senaryo yazmaya ve her sene doğum günü gelmeden bir uzun metraj tamamlamaya başladı. “Yapan” olmanın kendisi için o kadar da kolay olmayacağını anladığındaysa bu büyülü dünyadan kopmamak için, filmler hakkında “yazan” olmaya karar verdi. Geçen yıllar içinde istemeden de olsa tıp hekimi olup 12 yıl çalıştıktan sonra mesleği bıraktı. 13 yıllık sinema yazarlığı süresince Altyazı Sinema Dergisi, Filmlerim.com, Öteki Sinema, Blogum Dergisi, Haftalık Sinema Antrakt Gazetesi ve Film Arası Dergisi’nde yazıları yayınlandı ve Ters Ninja sitesinde editör olarak kök saldı. Yaklaşık bir yıldır da her perşembe yayınladığı, ülkenin ilk dijital platform bülteni Bu Hafta Ne İzlesem? sayesinde tutkusuna bağlı kalmayı sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir