Bütün Yenilmişliğin Ortasında

Kısa filmin yükselişi hız kesmeden devam ediyor. Ünlü yönetmenler uzun metrajları arasına kısa filmler yerleştiriyor. Yakın zamanda Yorgos Lanthimos’un Nimic adlı kısa filmi yayınlandı. Pedro Almodovar pandemi döneminde bir kısa film çekti. Peki bizim ülkemizde kısa filmler ne durumda dersek üretim hız kesmeden devam ediyor ama kısa filmlerden haberdar olmak konusunda belli sıkıntılar var.

Sitemiz bu noktada ayrı bir özenli olduğunu belirtmekte faydalı var. Arkadaşlarımızdan Halil Şimşek ‘Söz Kısa Filmcilerde’ serisiyle kısa film yönetmenlerine ses veriyor. Ben de her hafta izlediğim kısa filmlere dair yazılarla sizlerle olacağım.

Kısa filmlerin yazılması, değerlendirilmesi, incelenmesi onların daha da kendini göstermesini sağlamak noktasında bir adım olacağı düşüncesindeyim.

Kısa film değerlendirme yazılarının ilkine 7. Uşak Kısa Film Festivali kapsamında izlediğim Büşra Bülbül’ün Çamaşır Suyu adlı kısa filmiyle başlıyorum.

Çamaşır Suyu, geçimini merdiven temizleyerek kazanan Sibel’in bir gününü anlatıyor. Sibel temizliği pusetteki bebeğiyle yapıyor. Bir yandan çöplükte çalışan kocasına ulaşmaya çalışırken diğer bir yandan birikmiş kiraları ödemenin bir yolunu arıyor. Tanıdıkları arayarak ev sahibinin onları çıkarmasını engellemeye çalışıyor. Hepsini temizlik devam ederken, bebeği pusette uyurken yapıyor.

Bütün yenilmişliğinin ortasında Sibel, uzunca bir süredir emeğinin karşılığını da alamıyor. Apartman sakinleriyle çeşitli diyaloglarını gördüğümüz anlarda, çaresizlik ve iletişimsizlik duygusu sımsıkı sarıyor insanı. Konumsal olarak ev sahibi olan insanlar , konuşmaya başladıklarında Sibel’e kendi dertlerinden dert yanıyor. Mevzu esas konuya geldiğinde ise hayatlarındaki zorluklar bir adım öne çıkıyor. Sibel’in üstüne kapılar tek tek kapanıyor. Daha ne olabilir denilen noktada Sibel’e ulaşamadığı kocasından haber geliyor. Çöp patlaması yüzünden hastanede olduğunu öğreniyor. O merdivenleri nasıl iniyor, bir yandan işini bitirmeye çalışıyor. Çocuğunu taşıyor. Sonunda açılmayan apartman kapısında bütün öfkesiyle, kızgınlığıyla çöküyor. Çıkmazın tam ortasında hissi verilirken açılan kapıdan giren çiçekçinin düşürdüğü bir yaprak suyun içinde bir güzellik oluşturuyor.

Sibel’in hayatının sonrasında ne olduğunu bilmiyoruz. Ama bildiğimiz noktalardan neler olabileceğini biliyoruz. Çalışan anneler ve kadınlar sınıfsal olarak farklı sorunlara, sorumluluklara muhattaplar. Bülbül, annesine adadığı ‘Çamaşır Suyu’nda anne ve kadın üzerinden kurduğu sınıf çatışmasını diyaloglarla, tepkilerle, ifadelerle tamamlıyor. Hikaye absürt bir noktaya hiç geçmiyor. Hep vermek istediği gerçekçilikle birlikte ilerliyor.

1994 İstanbul doğumlu. Lisans eğitimini felsefe alanında tamamladı. Yüksek Lisansını Medya ve Kültürel Çalışmalar alanında, Sinemada Aşk ve Zaman: Sevmek Zamanı ve Masumiyet Filmlerinin İncelenmesi başlıklı teziyle mezun oldu. Lisansta aldığı sinema ve felsefe dersi kalemini sinema yazarlığına çevirmesine vesile oldu. Film Arası ile yolları kesişti. Haberler ve röportajlar yapmakta, sinema yazıları yazmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir