Boğaziçi İzlenimleri (1)

Boğaziçi Film Festivali normalleşmeye uygun olarak dolu bir programla başladı. Ulusal seçkisiyle heyecanlandıran festivalin, uluslararası yarışma  filmleri ve masterclassları da pandemi sonrası etkinliğe aç sinemaseverleri memnun ediyor gibi gözüküyor.Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da benim için ulusal yarışma filmleri öne çıkıyor. Ulusal filmlerden Lacivert Gece ve İçimdeki Kahraman’ı Altın Koza’da izlemiştim. Pota’yı ise röportaj yapmak üzere izlediğimden benim için geriye yedi film kaldı. Değerlendirmemin ilk kısmında Okul Tıraşı, Koridor ve Sabırsızlık Zamanı filmleri yer alacak.

Onlara dair yorumlarıma geçmeden önce iki ilk film olan İçimdeki Kahraman ve Pota üzerine birkaç şey söylemek isterim. İçimdeki Kahraman bir sanat filmi değil. Çocuk ve aile filmi olarak seyircide karşılığını bulacağı düşüncesindeyim. Ayrıca oluşturdukları retro dünyanın da çekiciliğini eklemek gerekiyor. Pota ise bir dönem filmi ve çocuk hikayesi anlatıyor.  Sınıf farklılığını, 90’lı yılları basketbol üzerinden anlatıyor. Anlattığı dünyayı optimist bir yerden kuruyor ve devam ettiriyor.

Boğaziçi ulusal yarışma filmlerinde üç çocuk hikayesi var. Üç filmde yönetmenlerin hayatından otobiyografik izler taşıyor. Her biri kendi açısından farklı olan filmlerin jüri tarafından nasıl değerlendireceği merak konusu.Aynı zamanda kameranın varoluşsal sıkıntılardan çocuklara, yaşlı kadınlara dönüyor olması da heyecanlandırıcı diyerek ilk kısım değerlendirmelerime geçeyim.

  • Okul Tıraşı

Festivallerden birçok ödülle dönen, izleyen herkesin aynı yorumlarda bulunduğu umutları yeşerten yorumlar okutan Okul Tıraşı’nı sonunda Boğaziçi’nde izleme fırsatını buldum. Hayal kırıklığına kendimi hazırlamıştım ki işler hiç öyle olmadı. O duyduğum yorumlara katılarak ayrıldım salondan. Salondan çıktıktan sonra da film benimle olmaya devam etti. Okul Tıraşı öğrenci Yusuf’un gözünden bürokrasinin ilerleyişinin nasıl bir vicdan körelmesine yol açtığını anlatıyor. Öğretmen tarafından düzeni sağlamak için verilen bir cezanın ön görülmeyen sonuçları yüzünden bir çocuk canıyla mücadele veriyor.O can mücadelesindeyken sistem kendini devam ettiriyor.Sistemin her bir dişlisinin suça bir iştiraki var ama suç en güçsüz olana kalıyor.Çünkü yetkililerce mesele bir can ya da yapılan yanlış değil, mesele yatak örtüsünün nasıl gözüktüğü.O ayrımda işte sistem vicdanları köreltmeyi ve merhamet duygusunu unutmayı teşvik ediyor.Yönetmenin hayatından izler taşıyan film boyunca ‘gözün vicdanı’ sorgulaması bizimle oluyor.Erkeklik dünyasında sorumluluk alarak hatayı sırtlamanın olağandışı bir davranış olduğunu gösteriyor. 

  • Koridor

Sinemamızda en çok ihtiyacımız olan şey farklı hikayelerin anlatılması.Koridor onlardan birini yapıyor. İki yaşlı kız kardeşin hikayesini tek mekanda anlatıyor.Zıt karakterli kardeşler birbirleriyle anlaşamasalar da birbirlerinden başka kimseleri yok.Abla ve kardeş arasındaki denge çocukluklarında, gençliklerinde nasılsa aynı şekilde devam ediyor.Erkan Tanhuşoğlu bir konuyu değil bir durumu anlatmayı seçiyor.Müyesser babasının hayaleti ile Zeliha ise annesinin hayaletiyle yaşıyor.Aile geçmişi yaş ne olursa olsun kapanmayan bir defter gibi karşılarına çıkıyor.Durum anlatısını tek mekanla besleyen yönetmen aradaki rüya ile gerçeğin karışması noktasında da gerilimi oluşturuyor.O noktalar hikayenin zayıf yerlerini oluşturuyor. Süresiyle ise seyirciyi yormadan ve sıkmadan bitirmeyi tercih ediyor.

  • Sabırsızlık Zamanı

Havuz problemlerinin anlaşılmaz, kolay kolay çözülemez hali herkes tarafından bilinir.Aydın Orak bir havuz problemini, Diyarbakır’ın yoksul mahallesinde yaşayan Mirza ve Mirhat’ın havuza girme takıntısı üzerinden  psikolojik ve sosyolojik bir mesele olarak ele alıyor. Site havuzuna girmeye çalışan iki kardeş her seferinde mahallelerinde yaşayan güvenlik görevlisi Zeki’yle denk gelirler. Zeki onlara izin vermedikçe havuza girme fikri bir takıntıya dönüşür. Kardeşlerdeki havuz takıntısı etrafında biz Diyarbakır sokaklarını, insanlarını izliyoruz. Kardeşler kendi manifestolarını oluşturuyor. Direniş biçimi geliştiriyorlar. Bir noktada kurmaca belgesel havasına da girmiyor değil. Mirza ve Mirhat’ın oyunculukları, hikayeyi benimsemeleri yönetmenin seçim yapamamasından ötürü yarım kalıyor. Psikolojik ve sosylojik meselesi olduğunu ortaya koymaktan çekinmiyor ama sert olup olmama kararını verememesi bütün büyüyü bozuyor. Sinemasal anlamda denediği farklı yolun her şeye rağmen tebrik edilesi olduğu eklenmeli.

İstanbul doğumlu. Lisans eğitimini felsefe alanında tamamladı. Yüksek lisansını Medya ve Kültürel Çalışmalar alanında, "Sinemada Aşk ve Zaman: Sevmek Zamanı ve Masumiyet Filmlerinin İncelenmesi" başlıklı teziyle tamamladı. Lisansta aldığı sinema ve felsefe dersi kalemini sinema yazarlığına çevirmesine vesile oldu. Film Arası ile yolları kesişti. Haberler ve röportajlar yapıyor. Sinema yazıları yazıyor. Litros Sanat Dijital Kültür Sanat Gazetesi'nde editör olarak çalışıyor. Sinemanın gücüne inanıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.