Bir Sinema Rüyası: Rifkin’in Festivali

En üretken sinemacılardan Woody Allen, 1982’den 2020’ye kadar, 2018 hariç her sene en az bir film yazıp yönetti. Taciz suçlamaları nedeniyle iki yıldır yeni film yapamayan Allen’ın şimdilik son ürünü Rifkin’in Festivali / Rifkin’s Festival, geçtiğimiz günlerde beIN CONNECT kataloğuna eklendi. Dileğim, 87 yaşındaki sinemacının ölmeden en azından son bir film daha yapıp, bu garabetle hatırlanmaması yönünde.

Eşiyle San Sebastian Film Festivali’ne giden emekli bir sinema hocasının eski festivallerle şimdikileri karşılaştırdığı entelektüel bir monologla açılıyor Rifkin’in Festivali ve elbette, hemen her filminde olduğu gibi, karakter ya da oyuncu değişse de aslında doğrudan Woody Allen’ın konuştuğunu hemen anlıyoruz. Yaşadığı olayları psikoloğuna anlatan başkarakter Mort Rifkin, böylece hem filmin anlatıcı sesi hem de Allen’ın senaryoda kendini yerine koyduğu kişi oluyor.

Psikoloğun ofisinden geriye dönüp festivalin ilk gününden itibaren başlıyoruz yaşananları izlemeye ve uluslararası bir film festivalinin aşağı yukarı on gün süreceği bilgisiyle, ne kadarlık bir dönemin anlatılacağını kestirebiliyoruz. Bir hafta sonu kaçamağı gibi, bir yaz tatili gibi, şimdi de bir festival sürecinde yaşananların geçiciliğine şahit oluyoruz. Harika bir fikir, hele ki benim gibi festival takipçilerinin, yılda birkaç kez filmlerin peşinden şehir şehir gezenlerin hemen ilgisini çekecek, özdeşleşmelerini sağlayacak bir tema. Ama Mort Rifkin’in aslında artık festivallerle işi yok. PR işindeki eşinin, temsil ettiği yönetmene abayı yaktığını düşündüğünden hafiyeliğe gitmiş New York’tan kalkıp İspanya’ya kadar. Ne var ki bu konuda pek bir varlık gösteremiyor ve çoğunlukla pasif kalıyor, bunun sonucunda da bolca boş vakti oluyor ve şehri gezmeye başlıyor.

Woody Allen Paris’te Gece Yarısı / Midnight in Paris filminde karakterlerine geçmişe yolculuk ettirip ünlü yazarları hikayesine dahil ettiği harika bir iş ortaya çıkarmış ve orijinal senaryo dalında ikinci kez Oscar kazanmıştı. Rifkin’in Festivali / Rifkin’s Festivalde de benzer bir yola girerek seyirciyi klasik filmlere tutkun Mort’un zihninde, sevdiği filmlerden sahneleri yeniden çekerek İspanya sokaklarında gerçeküstü bir yolculuğa çıkarıyor ancak bunu çok basit ve çiğ şekilde yapıyor. Mort’un hem gece hem de gündüz düşlerinde ünlü yönetmenlerin sinema tarihine kazınan filmlerini buluyoruz. Görüntüler sık sık 4:3 ve siyah beyaz oluyor. Anne babasına da rastlıyor bu yolculukta, eskiden âşık olduğu komşu kızına da festival için gelmiş başka dostlara da… Bu sırada bir taraftan da kalbim sıkışıyor diye yakınıyor ve gittiği doktora abayı yakıyor. Böylece Allen’ın sık başvurduğu dörtlü karakter kurulumu tamamlanmış oluyor: Rifkin ve doktor, eşi ve genç yönetmene karşı.

Rifkin’in eşi genç bir erkekle deniz, özgürlük, ıssız adalar gibi romantizm ve seks yüklü bir ilişkiye sürüklenirken; Mort, isminin çağrıştırdığı ölüme uygun şekilde, dibinden ayrılamadığı doktoruna beyin tümörü, baş dönmesi, kalp krizi gibi konularla gidiyor. İlişkileri çıkmaza girmiş karı koca bu egzotik şehirde yepyeni olasılıkların heyecanıyla sürüklenirken, birbirlerine de beyaz yalanlar söylemeyi ihmal etmiyor. Hikâyenin gidişatından daha fazla bahsetmek istemiyorum ama Woody Allen’ın sıkı takipçileri için taze bir fikir, yeni bir söylem yok. Persona, Jules ve Jim, Yedinci Mühür ve Bir Evlilikten Manzaralar başta olmak üzere birçok Avrupa filminin yeniden canlandırıldığı kısa sahneler ne yazık ki ağızda kekremsi bir tat bırakmaktan başka hiçbir işe yaramıyor ve filmi ilgiye değer kılamıyor.

1983 yılında, mutlu bir aileye doğdu. 15 yaşında sinema salonlarıyla tanışıp, bazı filmlere âşık oldu. “Ben de yaparım” zannederek, -o zamanki algısıyla- senaryo yazmaya ve her sene doğum günü gelmeden bir uzun metraj tamamlamaya başladı. “Yapan” olmanın kendisi için o kadar da kolay olmayacağını anladığındaysa bu büyülü dünyadan kopmamak için, filmler hakkında “yazan” olmaya karar verdi. Geçen yıllar içinde istemeden de olsa tıp hekimi olup 12 yıl çalıştıktan sonra mesleği bıraktı. 13 yıllık sinema yazarlığı süresince Altyazı Sinema Dergisi, Filmlerim.com, Öteki Sinema, Blogum Dergisi, Haftalık Sinema Antrakt Gazetesi ve Film Arası Dergisi’nde yazıları yayınlandı ve Ters Ninja sitesinde editör olarak kök saldı. Yaklaşık bir yıldır da her perşembe yayınladığı, ülkenin ilk dijital platform bülteni Bu Hafta Ne İzlesem? sayesinde tutkusuna bağlı kalmayı sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.