Bir Daha Ne Zaman Kar Yağacak?

Felaketten tam olarak 7 yıl önce Çernobil yakınlarında doğan Zhenia, Polonya’ya göç edip masör olarak çalışmaya başlar. Açılış sahnesinde gördüğümüz göç idaresindeki hareketiyle tuttuğunu koparan biri olduğunu anladığımız genç adam, sık gittiği, zengin müşterilerin oturduğu villa sitesinde, yetenekleri sayesinde kısa sürede efsaneleşir. Berlin’de Jüri Büyük Ödülü kazanan Yüz / Twarz ve ülkemizde yere göğe sığdırılamayan Öteki Kuzu / The Other Lamb’in yönetmeni Malgorzata Szumowska ve deneyimli görüntü yönetmeni Michal Englert’in birlikte yazıp yönettiği Bir Daha Asla Kar Yağmayacak / Sniegu juz nigdy nie bedzie’nin konusu kısaca bu. Ne var ki film bunu sadece bir zemin olarak kullanıp; ırkçılık, ayrımcılık, haksızlık ve beyaz konforu üzerine garip bir masal anlatıyor.

Özellikle yakışıklı denemese de sağlam vücudu, derin bakışları ve karakteristik yüzüyle egzotik bir meyveyi andıran ve filmde yer alan hemen hemen tüm karakterlerin bir ısırık almayı arzuladığı Zhenia’nın ilk girdiği evde, çocuklarıyla başa çıkamayan, tipik bir banliyö annesiyle tanışıyoruz. Mutsuz, tükenmiş, çareyi masajda arıyor. Kocaman bir doğum günü partisi düzenlemiş ancak ortalığı toplamak yerine masaj alıyor. Masum bir görüntüsü var ama gerçekten öyle mi? Bana sorarsanız, dilindeki şapşal ırkçılık aslında kalbinde değil, bir yerlerden duymuş ve sohbet konusu olarak tekrar ediyor. O kadar belli ki genel kültürünün bu kanıya bizzat varmasına yetmeyeceği. Zhenia’ya Ukraynalıları kötüledikten sonra “sen farklısın” diye durumu kurtarmaya çalışıyor. Neden farklı Zhenia? Çekici bir erkek olduğu için mi yoksa o an aynı odada oldukları için mi? Finalde Zhenia’yı aramaya gelen kamu görevlilerine tek sorusu “kötü bir şey mi yapmış” olduğunda cevabımızı alıyoruz.

Asker emeklisi amcanın Uzak Doğulu kadına trafikte yaşattığı dehşet, filmin unutulmaz anlarından biri. Ülkesine hizmet etmiş ve emekliye ayrılmış adam belli ki görev onu bıraksa da hala aynı havalarda. Karşısındaki Polonyalı olsa aynı şekilde davranır mıydı, sanmam. Tüm bu milliyetçi edalarına rağmen o da Zhenia’dan bir seans alıyor ve film böylece bize fanatiklerin bile kabuğunun altında başka şeyler olabilir diyor.

Eskiden beri o sitede oturanların yeni komşuları ötekileştirmesi, bir başka önemli nokta. Azınlık, yabancı vb. olmanıza gerek yok aşağılanmak için kendileri kadar beyaz çitlerin arkasından ahlak dağıtanlar tarafından. Onlardan sonra gelmiş olmanız bile istenmemeniz için yeterli.

Oğlu kimya olimpiyatlarını kazanan entelektüel kadının aşağılamalarına karşı koymaması Zhenia’nın, hatta ona basmakalıp cümlelerini ederken sesinin titremesi, aslında sınırlarını bildiğini gösteriyor fakat bir taraftan da illüzyonunu satmaya devam etmek zorunda. Alıcısı var ne de olsa.

Kanser hastası, Noel planına davet edemeyince “okuldaki piyese gel” diyor Zhenia’ya. Evimize girip çıkıyorsun diye zengin zümreyle Noel kutlayabileceğini mi zannettin, hayır, ama okuldaki piyese gel hadi… Peki ya piyese geliş şekli… Spoiler olmasın şimdi.

İç çamaşırıyla karnını ovduğu köpeğin gaz çıkarması, sahibinin şişmanlık (iştah) sağlık göstergesidir saçmalayışı, zengin ama tatminsiz kadınların onunla eğlenmeye çalışması…

Bu ve bunun gibi bir sürü parça var “işlevsiz toplumu” anlatan Bir Daha Asla Kar Yağmayacak / Sniegu juz nigdy nie bedzie’de. Her ev başka hikâye ve bu hikâyelerin tutkalı, kalkmış duvar kağıtlı toplu konut dairesinde tek başına spor yapıp hayata tutunmaya çalışan Zhenia. Çernobil felaketinin küllerini kar zanneden, çocukken sahip olduğuna inandığı özel yeteneklerine rağmen kurtaramadığı annesinin hayaletiyle yaşayan, sıkıcı hayatlarına egzotik bir pencere açmaya çalışan “satın aldıkları bölgeye sıkışıp kalmışların” kurtarıcısı, masör, fizyoterapist, hipnozcu Zhenia.

Venedik’te ödüllendirilen filmi MUBI’de izleyebilirsiniz.

1983 yılında, mutlu bir aileye doğdu. 15 yaşında sinema salonlarıyla tanışıp, bazı filmlere âşık oldu. “Ben de yaparım” zannederek, -o zamanki algısıyla- senaryo yazmaya ve her sene doğum günü gelmeden bir uzun metraj tamamlamaya başladı. “Yapan” olmanın kendisi için o kadar da kolay olmayacağını anladığındaysa bu büyülü dünyadan kopmamak için, filmler hakkında “yazan” olmaya karar verdi. Geçen yıllar içinde istemeden de olsa tıp hekimi olup 12 yıl çalıştıktan sonra mesleği bıraktı. 13 yıllık sinema yazarlığı süresince Altyazı Sinema Dergisi, Filmlerim.com, Öteki Sinema, Blogum Dergisi, Haftalık Sinema Antrakt Gazetesi ve Film Arası Dergisi’nde yazıları yayınlandı ve Ters Ninja sitesinde editör olarak kök saldı. Yaklaşık bir yıldır da her perşembe yayınladığı, ülkenin ilk dijital platform bülteni Bu Hafta Ne İzlesem? sayesinde tutkusuna bağlı kalmayı sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.