FilmArası Dergisi

“Benim Derdim Kavramlarla”

Genç yönetmen Çamran Azizoğlu ile Adalet üçlemesi olarak planladığı kısa film serisinin ilk filmi ‘Tepetaklak Cinayet’i konuştuğumuz röportajımız sizlerle.

Suç ve gerilim türündeki ‘Tepetaklak Cinayet’in festival yolculuğu, 6. Sakarya Film Festivali’nde 2.’lik ödülü ile başladı ve hız kesmeden devam ediyor. Azizoğlu’nun bir sistem eleştirisi ortaya koyduğu filmin konusu; Bir kadın vahşice işlenen bir cinayet sonunda öldürülür. Tüm medyada geniş yankı uyandıran cinayetin sonucu merakla takip edilir. Mahkeme sürecinde önemli olan katilin kim olduğu değil, nasıl yargılanacağıdır.

Keyifli Okumalar!

  • Sizi biraz tanıyalım.

    Çocukluğu 90 lı yıllarda geçmiş biriyim. Yani aslında tv de özel kanalların kurulduğu dönemler.  Kaba tabir ile her evde bir sinemanın olmaya başladığı dönemler. Bu yüzden hani çocukluğum sinema salonlarında gazoz içerken ya da içeri kaçak girerken geçti gibi havalı cümlelerim yok. İlk defa sinemaya da çok geç yaşta gittim 14 yaşımda. Fakat televizyon da olsa filmler her zaman ilgimi çekerdi. En çok sevdiğim filmler  Jackie Chan filmleriydi. Dövüşe olan merakım yada aksiyon sevdiğimden değil, Chan dublör kullanmazdı tüm o hoplamaları zıplamaları kendi yapardı ve bu yüzden filmlerinin sonunda kamera arkasını gösterirlerdi. Bakın nasıl yapıyor diye. Bu yüzden onun filmlerini çok severdim. Tabi teknik baktığımdan değil ama severdim hoşuma giderdi. O zamanda bunu her film yapmazdı.

    Yıllar sonra lisedeyken daha da merak sardım sinemaya fakat bu sadece bir istek üzerine kurulu bir şeydi. Üniversitede elektronik mühendisliği okurken, herkesin yapmayı sevdiği şeyi yapmalı inancına kendimi kaptırdım ve mühendisliği bırakıp sinema ile ilgilenmeye başladım. Kısa filmler çekiyorum, bazen ekonomik gelir için son zamanların meşhur mesleği videograflık yapıyorum, tanıtım filmleri falan. Bir iki tanede klip çektim. Fakat sonuç olarak filmlerin tadı farklı olduğu için artık sadece onlara yoğunlaştım
  • Tepetaklak Cinayet adlı kısa filminizin hikayesi nasıl ortaya çıktı?

    Tepetaklak kelimesi benim hayatımda önemli bir yer taşıyor. Tepetaklak diye bir kitap okuyordum zamanında Eduardo Galeano’ya ait. Kitabın girişinde yazar tersine dünya akademisi gibi bir şeyden bahsediyor. İddia şu ki, bildiğiniz her şeye tersten baktıracağım, ters düz edeceğim falan diyor. Kitaptan çok etkilendim. Başucu kitaplarımdandır. Kaynakçaları es geçmeden ciddi iddialar sunuyor. Örneğin AIDS hastalığının ilk çıktığı dönemlerde hastalığın yüzde 80 i Afrikada olmasına rağmen Dünya  AIDS ile mücadele örgütünün sağlık çalışmalarının yalnızca yüzde 10 u Afrika’da gerçekleşmiş. Kalan kısımlar hep Avrupa’da. Bunun gibi real dünya sistemini ortaya koyan bilgiler sunuyor kitap.

    Bu beni çok etkiledi ve bende buradan yola çıkarak, biraz absürt biraz eleştirel işler yapmaya başladım. Tepetaklak Cinayet adalet üçlemesinin ilk filmi. Bir kadın cinayeti üzerinden toplumun, dünyanın ve en kötüsü de adalet sisteminin bakış açısını tersine dünyadan göstermeye çalıştım. 
  • Filminizde sistem eleştirinizi ironik bir noktadan yapıyorsunuz. İmgesel bir dil kullanıyorsunuz. Bu bilinçli bir tercih miydi, sonradan mı ortaya çıktı?

Benim derdim kavramlarla. Benim derdim aslında herkesle. Çünkü adalet sadece mahkeme salonları ile alakalı bir kavram değil. Ben bir film çekiyorum ve kamera arkasında 30 insan çalışıyor, onların çalışma standardından maaşlarına kadar bir adil düzen olması gerekiyor. O yüzden adalet benim için  filmde, ticarette, her yerde önemli bir kavram. Bu filmle derdim aslında doğrudan sistemsel bir eleştiri değil, halkın kendisini bu eleştiride görmesi. Herkes kendisine olan payı almalı. Bu üçlemeyi ona göre dizayn etmeye çalışıyorum. Toplumun hepsini suçlu ilan ediyor muyum hayır ama suçsuz da göstermiyorum. Bunu da yaparken imgesel anlatı işi yumuşatıyor sanki biraz. Biraz naif gösteriyor ya da başka bir şey bilmiyorum. Ama babaannem hep böyle yapar. Bir şeye kızacağı zaman torunlarına bir örnek üzerinden imgesel anlatı yapar ve biz anlarız ne olduğunu. Belki de buradan kalan bir şey. Ama buradan da kalıyorsa şayet, anadolu insanı böyle bir yol seçmiş ise doğrudur.

  • Filminizin festival yolculuğu nasıl ilerliyor?

    Tahminimden farksız gidiyor. Eleştirel bir filmin bir çok festivalde gösterileceğini düşünmüyordum. Öyle de oluyor zaten. 
  • Yeni projeleriniz var mı?

    Var. Şimdi adalet üçlemesinin ikinci kısa filmi olan Kravat üzerinde çalışıyorum. Yakın zaman içinde sete çıkmayı arzu ediyorum. 
  • Kısa filmin sektör içerisindeki durumunu nasıl görüyorsunuz?

    Çok göremiyorum açıkçası. Sektör içinde hiçbir yeri yok. Yıllar önce Yüksel Aksu kısa filmciler için “Malın Gözün Zekatı’’ demişti. Gerçekten doğru. Sektörde herkes bu şekilde görüyor neredeyse. Olaya amatör, öğrenci işi falan gibi bakıyorlar. Görüntü yönetmenleri sevaptır diyerek geliyor. İşin kötü kısmı kısa yönetmenlerde kendilerini öyle görüyor. İstedikleri bir oyuncu ile görüşünce ezilip büzülüyorlar. Ya da teknik ekip sektörden gelirse onların her isteğini doğru kabul ediyorlar. Bunlara gerek yok. Kısa film ayrı bir alan, uzun metraj ayrı bir alan. Gün geçtikçe bu daha da ortaya çıkıyor. Çıkacak. Festivaller yarışmalar arttı. Bu iyi mi evet fakat bir taraftanda kötü çünkü niteliksiz çoğu. Kısa filmciye değer vermiyorlar. Kendi kapanış törenleri gibi, herkes çıkıyor uzun uzun konuşuyor iniyor. Son on dakika yönetmenleri gösterip indiriyorlar sahnelerden. Filmler gösterilmiyor, yönetmenlerin sinemaya bakışları hakkında kimse bir şey dinlemiyor vs. Tüm bunlar ile mücadele eden ekipler kişilerde var, fakat önemli olan kısım ilk başta kısa filmciler. Biz kısa filmciler olarak kendimizin farkına varalım, gerisi hallolur. Spiderman’ı örümcek ısırdığı zaman ağ fırlatmaya başladı. Fakat bunun ne demek olduğunu anlamadığı için okulda yemekhanede kaos çıkardı. Tepsiye uzanıyor yanlışlıkla ağ çıkıyor, birinin yemeğine ağ fırlatıyor. Sonra düşünüp ya aslında ben bunu kullanabilirim deyip kendini fark edince, kulelerden kulelere uçan bir süper kahraman oluyor. Kısa filmciler kendisini fark ederse sektörün süper kahramanları olurlar. Nihayetinde, Türk sinemasında 15 yıl sonra nasıl filmler olacak sorusunun cevabını vermek için kahin olmaya gerek yok, şu an kısa film festivallerinde dolaşan filmlere bakmamız yeterli. Bu yüzden kısa filmler önemlidir. 
  • Kısa film çekmek isteyen bu yolda ilerlemek isteyen insanlara bir tavsiye verseniz, o ne olur?

    Çek. Ne olursan olsun çek. Çekim sürecinin her şeyi ile ilgilen. Her kısmında ol. Film bitsin eline kalem kağıt al ve yaz de ki bir, böyle bir çekim yaptım iki planı bağlayamadım demek ki iki planı bağlamak için şu lazım. Bu sahne şöyle  oldu demek ki senaryoda şöyle bir boşluk, hata var de.
Rabia Bulut

Rabia Bulut

1994 İstanbul doğumlu. Lisans eğitimini felsefe alanında tamamladı. Lisansta aldığı sinema ve felsefe dersi kalemini sinema yazarlığına çevirmesine vesile oldu. Film Arası ile yolları kesişti. Haberler ve röportajlar yapmakta, sinema yazıları yazmaktadır.

Yorum Yap

Temmuz 2017