95. Akademi Ödülleri Değerlendirmesi

95. Oscar Ödülleri 12 Mart Pazar gecesi sahiplerini buldu. Gecenin net galibi Everything Everywhere All At Once filmi oldu. 7 ödülle törenden ayrıldı. Bu ödüllerin üçü oyunculuk dalında oldu. Bir diğer galip de 4 ödül alan Alman filmi All Quiet On The Western Front filmiydi. Elvis 8, The Banshees of Inisherin 9 dalda aday oldu ancak bir ödül bile alamadan törenden boynu bükük ayrıldı. Genel olarak büyük sürprizin olmadığı bir ödül gecesini geride bıraktık. Şimdi dalları tek tek değerlendirelim.

En iyi filmi alan Everything Everywhere All At Once akademiyi oldukça etkilemeyi başarmış belli ki. Ödül sezonunda katıldığı festivallerin neredeyse hepsinden en iyi filmi alarak ayrıldı. Toplam 350 ödül alarak sinema tarihinin en çok ödül alan filmi oldu. Peki karşımızda böyle büyük bir başyapıt mı var? Ben filmi beğendim ancak bu kadar ödüle boğulacak kadar iyi bir yapım olduğunu düşünmüyorum. Çok iyi kurgusu ve paralel evrenler gibi akademi için marjinal bir tarzı olduğu için ödüllendirildi. Akademide son yıllardaki değişimin net bir yansıması. Geçtiğimiz yıl CODA gibi sıcak bir aile filmi sonrasında yine aileyi merkezine alan türler arasında gezen orijinal bir yapım. Akademi net olarak artık biz değiştik mesajı veriyor. Gelecek yıllarda bunun yansımalarını görecek gibiyiz. Eskisi gibi biyografiler ön plana çıkmayacak gibi.

En iyi erkek oyuncu kıyasıya bir yarışın olduğu dallardan biriydi. Colin Farrell’ın The Banshees Of Inisherin’deki performansı sevilse de ödül sezonunda Elvis’ten Austin Butler ile The Whale’den Brendan Fraser ödülleri paylaştı. Butler BAFTA ve Altın Küre alırken, Fraser Critics Choice ve SAG’ı aldı. Bu dağılım zaten Farrell’ı devre dışı bırakmıştı. Her iki oyuncunun da performansını epey beğenen biriyim. Tipoloji olarak Elvis’e benzeyen ve bunu rolüne çok iyi çalıştığını filmin her anında belli eden Butler karşısında üzerinde taşıdığı ağır protezle handikaplı bir rolü oynayan Fraser. Bu yarışta Fraser’ı ön plana çıkaran yönetmen Aronofsky’nin dokunuşları oldu. Filmde Fraser’ın ödül alması için iki hatta üç sahne mevcut. İyi yazılmış tiratlar Fraser’ı parlatmış. Benim gönlümden geçen kazanan Fraser’dı ve hak ederek ödülü kucakladığını düşünüyorum.

En iyi kadın da çekişmeli dallardandı. Bir tarafta günümüzün en iyi oyuncularından Cate Blanchett diğer tarafta Michelle Yeoh. Burada değerlendirmede Yeoh’nun ilk adaylığının olması, Cate’in 2 Oscar’ının ve 7 adaylığının olmasının etkili olduğunu düşünüyorum. Bence Cate’in bu görkemli performansının karşısında Yeoh’nun seçilmesini anlamlandıramıyorum. Hatta adayları değerlendirdiğimde Yeoh; To Leslie’de harikalar yaratan Andrea Riseborough ve neredeyse kimse tarafından beğenilmeyen ve buna kurban giden Blonde filmindeki Ana de Armas’ın da gerisindeydi. Bu tercihin açıkçası içime sindiğini söyleyemeyeceğim.

En iyi yardımcı erkekte Ke Huy Quan törenin en banko ödüllerinden birini kucakladı. Katıldığı tüm festivallerde ödülleri süpürmüştü. Törenin belki de en dokunaklı konuşmasını yaptı. Yardımcı kadında da çetin bir yarış vardı. İlk dönem çok ön plana çıkan Angela Bassett, Banshees’ten Kerry Condon, sonradan yarışta iddialı hale gelen Jamie Lee Curtis. Açıkçası ortamın depresif atmosferini içten performansıyla izleyiciye geçiren Condon favorimdi ancak Curtis ilk oscarını kazandı. Bassett’ın ödülün açıklandığı sırada reaksiyonu gecenin dikkat çeken anlarındandı.

Oyunculuk dallarını bu şekilde irdeledikten sonra diğer dallara geçelim. En iyi kurgu beklenildiği gibi Everything Everywhere All At Once’ın oldu. Kesinlikle hakkıydı. Görüntü yönetimi belli ki akademinin çok sevdiği All Quiet’ın oldu. Bardo’da harikalar yaratan Darius Khondji’ye haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Bunun dışında aday dahi yapılmayan The Batman çok farklı sinematografisiyle es geçildi. Prodüksiyon tasarımında Babylon ile All Quiet öne çıkıyordu. All Quiet ödülü kucakladı. Kostüm tasarımı Black Panther Wakanda Forever’ın, en iyi ses baştan beri favori olan Top Gun Maverick’in oldu. En iyi animasyonda da sürpriz olmadı. Pinocchio net bir galibiyet aldı. Görsel efekt dalında da rakiplerinin çok net önünde olan Avatar The Way Of Water sevinen oldu. En iyi belgesel siyasi yapısıyla ABD’nin eminim ki çok hoşuna giden Navalny filminin oldu. Kısa belgesel yürekleri ısıtan bir hikayesi olan The Elephant Whisperers’a, en iyi kısa film An Irish Goodbye filmine gitti. Kısa animasyon ödülünü The Boy, The Mole, The Fox And The Horse kucakladı. Gerçekten sevgi üzerine iyi mesajlarıyla keyifli bir seyirlikti ve rakiplerinden sıyrılıyordu. En iyi film müziği dalında sürpriz yaşandığını düşünüyorum. Justin Hurwitz’in Babylon ile yeniden geceden mutlu ayrılması beklenirken ödül All Quiet ile yine başarılı bir iş çıkaran Volker Bertelmann ödülü kucakladı. En iyi şarkı da beklendiği gibi RRR filminin sevilen parçası Naatu Naatu’ya gitti.

Major ödüllerden senaryo dallarına gelirsek uyarlama senaryo beklendiği gibi Women Talking’in oldu. İyi bir senaryosu olan diyalog ağırlıklı bir kadın hikayesiydi. Sarah Polley sevinen isim oldu. Orijinal senaryo dalında Everything Everywhere All At Once ön plana çıksa da Banshees ile Martin McDonagh’ın da şansı olduğu düşünülüyordu ancak Everything sürprize izin vermedi. En iyi yönetmen ve filmin son yılların en az çekişmeli dalları olması pek sık rastladığımız bir durum değil. Her yıl belirli bir çekişme yaşanan bu dallara Everything Everywhere All At Once damgasını vurdu. Daniel Kwan ve Daniel Scheinert sevilen Swiss Army Men filminden sonra rüştlerini ispatlamış oldular. Jimmy Kimmel’ın başarılı sunumuyla izlediğimiz tören birkaç küçük sürpriz dışında beklendiği gibi geçti. Çekişmeli adaylıklardan hoşlanan bir sinema izleyicisi olarak alışkın olduğum bir tören yılıyla karşılaştığımı söyleyemeyeceğim. Net galip olan Everything Everywhere All At Once büyük bir dominasyonla akademinin gönlünü fethetmiş belli ki. Bu yapımın sonraki yıllar için gelecek filmlere önemli ipuçları bıraktığını düşünüyorum.

PAYLAŞ

1984 yılında Karşıyaka’da doğdu. İktisat mezunu. 1989 yılında Tim Burton’ın Batman’ini 5 yaşında sinemada izledikten sonra sinemanın büyüsüne kapıldı ve o günden beri sinema aşığı. Her janrı sevmesine rağmen korku janrına gönülden bağlı. Geniş Plan adında sinema üzerine bir YouTube kanalı var ve fırsat yaratarak düzenli video çekmeye çalışıyor. Sinema sevgisini ve bildiklerini video dışında yazılar ile de okuyucularla buluşturmak istiyor. Ters Ninja sitesinde de yazmaya başladı. Düzenli olarak vizyonu ve dijital platformları takip ediyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir