006: The Gray Man

Netflix’in küresel çapta abone kaybettiği herkesin malumu. Lider akış platformu 2022 yılının ilk çeyreğinde 200 bin, ikinci çeyreğindeyse 970 bin iptalle sarsıldı. Rakiplerin yükselişte olduğu şu günlerde kan kaybına dur demek isteyen şirketin çeşitli stratejiler denediğini biliyoruz. Bunlardan biri şifre paylaşımını durdurmakken, diğeriyse sürdürülebilir marka projelere imza atmak. Stranger Things gibi tişörtünü, şapkasını da satabileceği, devamı beklenen franchise’lara sahip olmak isteyen Netflix’in bu kararının doğru olduğuna şüphe yok. Ne de olsa Disney’in eli Marvel ve Star Wars gibi “ürün”lerle dolu ve yeni üretimleri “tutmasa” bile arşivi her daim kendi alıcısına sahip. İşte Netflix’in bu marka yaratma çabasının ürünlerinden biri de 22 Temmuz 2022’de gösterime soktuğu aksiyon filmi The Gray Man. Şirketin 200 milyon dolarlık dev prodüksiyondan tek beklentisi çok izlenmesi değil, James Bond gibi bir ajan serisine dönüşmesi. Bu uğurda başkarakterin isminin Altı olarak belirlendiğini ve bu tercihin filmde “007 alınmıştı” şeklinde bir şakaya konu edildiğini de ekleyelim.

Deneyimli bir CIA yöneticisi, zamanında hapis cezası verilen yetenekli adamları eğitmiş ve özel bir birim kurmuş. Hiçbir yerde kaydı olmayan bu tetikçiler, bir tür gizli ajan ve anlaşmaları gereği hapisten uzak durmak için CIA’in kirli işlerini yapıyorlar. Ne var ki Billy Bob Thorton’ın canlandırdığı bu karakter, Bridgerton’la ünlenen Regé-Jean Page’in oynadığı Carmichael tarafından emekliliğe itiliyor ve kurduğu birim de teker teker yok edilmek suretiyle kapatılmak isteniyor. Carmichael, ilk andan itibaren karikatür bir kötü ve Regé-Jean Page de dümdüz oynadığı için filmde anlamlı bir yer edinemiyor. Senaryonun ikinci kötüsüyse, Chris Evans’ın can verdiği psikopat bir katil. Carmichael’ın “ne pahasına olursa olsun” diyerek oyuna sürdüğü ve kirli çamaşırlarını saklamak için kullandığı Lloyd karakteri de Evans’ın varlığına rağmen sönük. Herkesi öldürebilecek, her türlü işkenceyi yapabilecek, kural ve etik tanımaz bu beyaz adamın Netflix yaş sınırına takılan psikopatlığı, film bittiğinde “dağ fare doğurdu” hissi yaratıyor. Sözün özü The Gray Man’in kayda değer bir kötüsü yok ve kötü karakterin iyi yazılmadığı tüm aksiyon filmleri çuvallamaya mahkumdur.

Film, Bangkok olarak tasvir edilen etkileyici bir setteki aksiyon sekansıyla açılıyor. Su tabancası ve bolca iç ısıtan renk kullanılan bu bölüm hem filmin görkemini hem de şiddetin maskeleneceğini müjdeliyor(!) Gerçekten de A sınıfı oyuncuları ülke ülke gezdiren; Fransa, ABD, Çek Cumhuriyeti, Azerbaycan ve Gürcistan’da yapılan çekimler görkemli ama aksiyon sahneleri ve şiddet dozu hep bir “yaş sınırı” gözetiminde. Bangkok sonrası uçaktaki yakın dövüş sahnelerinin de canlı renklerle maskelenmeye çalışıldığını görebilirsiniz. Görsel efektlerle çizgi filme döndürülmeden gerçekçi aksiyon sahneleri çekilmiş, Michael Bay tarzı hızlı kurgu ve kamera kullanımına başvurulmuş ancak bir güç (stüdyo yöneticileri?), ayağını frenden hiç çekmemiş.

Senaryonun çıkış noktası zaten klişe ama karakterlerin yumuşak karnı olarak korunmaya muhtaç hasta bir kız çocuğundan daha iyisini düşünememiş Russo Kardeşler’e biraz kırıldım. Son iki Avengers filminin emanet edildiği, Community dizisinin parlak beyinlerinden, bundan çok daha iyisini beklerdim. Ne yazık ki aksiyon filmi klişelerine sırtlarını dayamış, karakter gelişimiyle ilgilenmemiş, yolda giderken rastlayıp kıymetini bilecekler için ufak mücevherler yerleştirmemiş, sadece eğlenmelerine bakmışlar.

The Gray Man’de benim takdir ettiğim tek şey, Hindistan kökenli yıldız Dhanush’a oynatılan Avik San karakteri. Onun dışında filmi unuttum gitti bile. Metascore ve IMDb puanlarına bakacak olursak, Netflix’in her abonesinden aldığı 1 doları daha bir kez daha çöpe attığını söyleyebiliriz.

PAYLAŞ

1983 yılında, mutlu bir aileye doğdu. 15 yaşında sinema salonlarıyla tanışıp, bazı filmlere âşık oldu. “Ben de yaparım” zannederek, -o zamanki algısıyla- senaryo yazmaya ve her sene doğum günü gelmeden bir uzun metraj tamamlamaya başladı. “Yapan” olmanın kendisi için o kadar da kolay olmayacağını anladığındaysa bu büyülü dünyadan kopmamak için, filmler hakkında “yazan” olmaya karar verdi. Geçen yıllar içinde istemeden de olsa tıp hekimi olup 12 yıl çalıştıktan sonra mesleği bıraktı. 13 yıllık sinema yazarlığı süresince Altyazı Sinema Dergisi, Filmlerim.com, Öteki Sinema, Blogum Dergisi, Haftalık Sinema Antrakt Gazetesi ve Film Arası Dergisi’nde yazıları yayınlandı ve Ters Ninja sitesinde editör olarak kök saldı. Yaklaşık bir yıldır da her perşembe yayınladığı, ülkenin ilk dijital platform bülteni Bu Hafta Ne İzlesem? sayesinde tutkusuna bağlı kalmayı sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.