En Çılgın 11 Nicolas Cage Performansı

Nicolas Cage’in yeni filmi “Yetenekli Bay Cage / The Unbearable Weight of Massive Talent”, bu hafta ülkemizde vizyona girdi. Çılgın bir eğlence sunan filmin şerefine, aktörün en çılgın 11 performansını bir araya getirdik.

11 Pig (2021)

Mickey Rourke ve Mel Gibson gibi, Cage de olması gerekenden daha çok çalışıyor (en azından ortaya çıkan işlerin genel olarak düşük kalitede olması bunu düşündürüyor.) Ancak son yıllarda korku filmi “Willy’s Wonderland” ve “Ghostland Prisoners of the Ghostland” gibi apokaliptik filmlerde gördük ki başka hiçbir yıldızla çalışmayacak projeler, onunla var olabiliyor. Pig için de bu filmlerden biri.

Cage’e Oscar kazandıran film, oyuncunun öngörülemezlik tutkusundan ilham alıyor. Filmde Cage, ölümüne içki içmeye karar vermiş, tükenmiş bir Hollywood senaristi olan Ben Sanderson’ı canlandırıyor ve bir barmene “Karım beni terk ettiği için mi içmeye başladım, yoksa karım beni içmeye başladığım için mi terk etti bilmiyorum” diyor.

Daha genç izleyiciler, son otuz yılını çoğunlukla (ve görünüşe bakılırsa piyasanın istediği gibi) aksiyon filmleri yaparak harcadığı gerçeğinden dolayı gerçek Cage’i bilmiyor. Tüm bunlardan önce Hollywood’un en seksi yıldızlarından biriydi o. “Valley Girl”deki kötü çocuktan “Captain Corelli’nin Mandolini”ndeki subaya kadar, Cage harika bir romantik başrol oyuncusuydu ve bu korkunç aşk üçgeni dramasında epey baştan çıkarıcı olmayı başarmıştı.

Bu filmde yılan derisi ceketiyle Elvis gibi konuşan ve James Dean gibi yürüyen bir aşk makinesini canlandıran Nicolas Cage, yönetmen David Lynch’in tüm filmi ironik alıntılarla anlatma tercihi nedeniyle daha az inandırıcı olsa da yine de unutulmaz bir profil çizmeyi başarmıştı. Filmin akılda kalan repliklerinden birinde Sailor kıyafetinin “bireyselliğin ve kişisel özgürlüğe olan inancının bir sembolünü temsil ettiği” konusunda ısrar ediyordu.

Rüzgar makinelerinin ve iyi zamanlanmış ağır çekimin yardımıyla John Woo, herkesin havalı görünmesini sağlayabilen bir yönetmen. Cage bu filmde bir Cadillac’tan iner, belinde bir çift altın kaplama tabancayla asfalta çıkar ve Hollywood’un yüksek konseptli film yapımcılığının tartışmasız zirvesi olan bir yerde yürür.

Nicolas Cage’in kardeşi Christopher Coppola’nın yönettiği bu berbat gerilim filminde yeni ünlenmiş aktör yardımcı bir rolde görünüyordu.

Bu noktaya kadar Nicolas Cage’in tuhaf aksan repertuarını hiç tartışmaya açmadık. Werner Herzog’un yönettiği bu film, Cahiers du Cinéma listesinin 2 numarasında yer almıştı.

1973 tarihli kült klasiğin bu çılgın ve geniş çapta alay konusu olan yeniden çevrimi, ününün gösterdiğinden daha fazlasını içeriyor ancak o zamanlar izleyicilerin filme karşı bu kadar sert olmalarına da şaşmamalı: Kadınların tüm gücü elinde bulundurdukları bir ada topluluğunda Cage, yoluna çıkana bilinçli olarak dirsek atan bir alfa-erkek polis memuru olarak görünüyordu.

Bu hafta vizyona giren film, kayıp bir Charlie Kaufman senaryosundan millennium tarzı bir aksiyon filmine uzanan unutulmaz aşırılıklar içeriyor. Sinema perdesinde görün deriz.

80’lerde ABD’yi kasıp kavuran “Satanist paniğini” hatırlatan bu intikam destanı, aşırılığın zirvesini temsil ediyor. Cage’i, kana bulanmış ve elle dövülmüş bir kılıcı savuran dindar bir oduncu olan Red olarak izliyoruz. Elektrikli testere savaşları ve yüzleri eriten halüsinasyonlar arasında, yönetmen Panos Cosmatos, metal müziği ve derin macenta paleti ile eski giallo filmlerini hatırlatıyor.

İster inanın ister inanmayın, bu düşük bütçeli bağımsız yapım, Cage’in tüm yapıtlarını anlamanın anahtarıdır. Oyuncu, yapmak istediği türden bir film olmayan “Moonstruck”la hem eleştirmenler nezdinde hem de gişede başarıya ulaştığı dönemde çektiği bu filmde dengesiz bir New York yuppisini oynayarak kariyerini beklenenin tam tersi yöne savurmuştu.

Derleme: Variety

Ağustos 2010’da yayın hayatına başlayan aylık sinema dergisi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.