“Kısa Filmin Başka Bir Ritmi ve Dinamiği Var”

Söz Kısa Filmcilerde röportaj serisinin 81. haftasından herkese merhaba. Çoğunlukla uzun metraj yapımlarda rast geldiğimiz edebiyat uyarlamalarını zaman zaman da olsa kısa filmlerde de izliyoruz. Onlardan birine imza atan Nükhet Taneri ve Barış Kefeli, bu haftaki konuklarım olacak. Hakan Bıçakcı’nın Karanlık adlı hikayesinden uyarlayan ikilinin kısa metrajları Ben Tek Siz Hepiniz, tüm İstanbul’u kapsayan bir elektrik kesintisinin yaşandığı gün Deniz’in dairesinde gitmeyen elektrikler sonucu yaşadıklarını anlatıyor. Filmin başrolünde ise Okan Avcı yer alıyor.

Filmin yönetmenleri Nükhet Taneri ve Barış Kefeli ile gerçekleştirdiğim bu röportajda filmi, hikayesi, çekimleri, gelecek hedefleri ve merak ettiğim başka noktaları da konuşma fırsatı buldum.

Herkese keyifli ve ilham veren okumalar.

Film hakkında konuşmadan önce ilk olarak sizi tanıyalım. Kimdir Nükhet Taneri ve Barış Kefeli?

Nükhet Taneri: 1989 İstanbul doğumluyum. Sanata, özellikle de müziğe düşkün bir ailem var. Babam 60’lı yıllarda meşhur olmuş ama düzenli bir hayat için müziği bırakıp iş hayatına geçmiş bir şarkıcı. Ben de çocukluğumdan itibaren sinemaya ve müziğe ilgi duymama rağmen bunları birer potansiyel meslek olarak düşünmedim. Sabancı Üniversitesi’nde endüstri mühendisliği okudum ama okurken o mesleği yapamayacağımı da anladım. Mezun olur olmaz Los Angeles’ta sinema okumaya karar verdim. Tam da bu dönemde Barış’la tanıştık. 2013’te birlikte Los Angeles’a yerleştik. UCLA’de sinematografi ve yönetmenlik dersleri aldım ve bitirme filmim Bon Voyage’ı çektim. 2017’de Türkiye’ye döndük. Döndüğümüzden beri yardımcı yönetmenlik yapıyorum. 2018 ve 2019 senelerinde Barış’la yönettiğimiz iki de klibimiz var.

Barış Kefeli: 1988 İstanbul doğumluyum. Bilgi Üniversitesi reklamcılık bölümünden mezun olup bir süre reklam yazarlığı yaptım. 2013 yılında Nükhet ile birlikte yönetmenlik eğitimi almak için Los Angeles’a yerleştik. UCLA’de yönetmenlik okudum ve bitirme filmimi çektim. 2017 yılında Türkiye’ye dönüş yaptık. 2018 yılında ikinci kısa filmim Ertesi Gün’ü çektim.

Filmin yazım, hazırlık, çekim ve post prodüksiyonu ne kadar sürede tamamlandı?

Filmi 2019’da yazmaya başladık. 2020’de pandemiyle birlikte çekimler ertelenince senaryo süreci devam etmiş oldu. Filmi 2021’in ekim ayında iki günde çektik. Post prodüksiyon da üzerinde aralıklı olarak çalışabildiğimiz için uzun sürdü. Ağustos 2022’de filmi tamamladık.

Kısa film türünde sinemacılar açısından fon bulmak uzun metraja nazaran daha çetrefilli bir süreç. Ben Tek Siz Hepiniz, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı destekli. Fon bulma süreci nasıl ilerledi?

Senaryonun ilk taslaklarından biriyle 2019’da T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na başvurduk ve destek aldık. İkimiz de fonlar konusunda bilgi sahibi değildik ve projenin kalanını finanse etmeye nereden başlayabileceğimizi bilmiyorduk. Filmi kendi birikimlerimizle ve ailelerimizden destek alarak çekmeye karar verdik. 2021’de yapımcımız Cansu Menlikli ile tanıştığımızda çekimlerin bir kısmını karşılayabilecek kadar bir birikim oluşmuştu ve senaryomuz çekime hazırdı. Cansu’nun aramıza katılmasıyla bulduğumuz mekan, ekipman ve malzeme sponsorlukları ve ekip arkadaşlarımızın destekleri ile çekimleri bitirdik. Post prodüksiyon sürecini de aynı şekilde indirimler ve sponsorluklarla biraz zamana yayarak tamamladık.

Filminizi Hakan Bıçakcı’nın “Karanlık” adlı öyküsünden uyarladınız. Sinemada edebiyat uyarlamaları her daim riskli bir tercihtir ve kısa film türünün kendi dinamiklerini düşündüğümüzde bu seçiminizi çok daha cesur olarak nitelendirebiliriz. Siz bu noktada hikayenin uyarlanmasıyla ilgili nasıl bir yol izlediniz? Hakan Bıçakcı ile iletişimde bulundunuz mu ve en önemlisi uyarlama bir işi çekme sürecinde karşılaştığınız zorluklar oldu mu?

2019’da senaryonun ilk taslağıyla Hakan Bıçakcı ile iletişime geçtik. Hem öyküsünü uyarlamamıza izin verdi hem de seneler içinde birçok farklı taslağımızı okudu ve bize destek oldu.

Karanlık, karakterin iç dünyasında yoğunlaşan bir öykü. Sinemaya uyarlarken karakterin hissettiği baskıyı görülebilir ve duyulabilir bir forma dönüştürmek ve kısa film ritmine oturtmak üzerinde çok durduğumuz konulardı. Durumun kara mizaha müsait olduğunu düşünerek senaryoya bazı mizahi ögeler eklemeye karar verdik. Öykünün mesajından uzaklaşmadan karakterler, diyaloglar ve olaylar eklemeye çalıştık.

Filmin senaryo ve yönetmenliğinde ikinizin imzası var. Birlikte üretmek sizin için nasıl bir deneyimdi? Avantajlar mı ağır bastı yoksa dezavantajlar mı?

Biz film çekmeye birlikte başladık. Birimizin yönettiği projelerde de hep ikimizin birden emeği oldu. Ben Tek Siz Hepiniz’den önce birlikte yönettiğimiz iki klibimiz var. Filmi yazmaya başladığımızda birlikte çalışmaya alışıktık diyebiliriz yani. Birlikte üretmeyi seviyoruz. Bir konuda anlaşamıyorsak ikimizi de mutlu eden bir çözüm bulmaya çalışıyoruz. Ben Tek Siz Hepiniz’in yazım ve kurgu süreçlerinde de bulduğumuz bu tür çözümlerin filmi daha iyi bir noktaya getirdiğini düşünüyoruz.

Filmin iskeletini tüm İstanbul’u kapsayan bir elektrik kesintisi oluşturuyor. Hikayenizin bir benzerini de yakın dönem sinemamızda Azra Deniz Okyay’ın Hayaletler filminde görüyoruz. Aynı zamanda tüm Türkiye’de elektriklerin kesildiği o meşhur 31 Mart 2015 tarihi hafızalarımızda çok taze. Bu yönüyle filmin büründüğü distopik atmosfer de hikayenin genelindeki anlatımınızda hakimiyetini sürdürüyor. Sinemamızda örneğine sık rastlamadığımız bu türe dair bir üretim gerçekleştirme noktasında tereddütleriniz/çekinceleriniz oldu mu?

Distopik bir atmosfer yaratmak filmi yazmaya başlarken çekindiğimiz bir konu olmadı. Aksine bu tarz kesintilerde neler olabileceğini araştırmak ve kesintinin haberler, sosyal medya ve sokaktaki yansımasının nasıl olacağı üzerine kafa yormak keyifliydi. Hikayenin çoğunlukla Deniz’in evinde geçmesi istediğimiz atmosferi kontrol edebildiğimiz bir ortamda yaratmak adına bize büyük kolaylık sağladı. Bir yandan da karanlık sokakları ve camdan baktığında gördüğü karanlık binaları göstermek filmin gerçekçiliği açısından önemliydi. Yazım aşamasında olmasa da yapımda bizi endişelendiren bir konu oldu bu. Çekimleri dışarıyı gördüğümüz sahnelere göre planladık. Sağ olsunlar çekim yaptığımız evin karşı binasındaki komşularımız gerekli zamanlarda ışıklarını kapayarak bize yardımcı oldular.

Filmdeki hikayenin ilgi çeken kısmı ise tüm İstanbul’u kapsayan elektrik kesintisinin Deniz’in evini adeta pas geçmesi. Deniz’in bu durumu ilk başta kendisi açısından şans olarak görülse de ilerleyen dakikalarda yalnızlaşması adeta “aydınlık içindeki yaşanan karanlık” olarak nitelendirilebilir. Karakterin tüm çevresini saran karanlığın aydınlığını kendi hayatınızda da yaşadığınız oldu mu hiç?

Tabii ki oldu. Karanlık’ı uyarlamak istememizin en önemli sebeplerinden biri de buydu. Toplum içinde yaşayan herkes kendini bu hislerle baş başa bulmuştur diye düşündük. Durum çok enteresan olsa da beraberinde gelen yalnızlık çok evrensel. Küçük yaştan itibaren çevremiz farklılıklarımızı bize hissettirmeye başlıyor. Önce fiziksel farklılıklarımız yaşıtlarımızın dikkatini çekiyor, olgunlaştıkça düşüncelerimiz sebebiyle de kendimizi yalnız hissedebiliyoruz. Bir ayrıcalığa sahip olmak sizi görünür olarak farklı kılıyorsa, o ayrıcalık siz yalnızlaştırabiliyor.

Bireyin çevresinden soyutlanarak giderek yalnızlaşması günümüz modern yaşamının da dikkat çeken olgularından biri. Yalnız kaldığınızı düşündüğünüz anlarla nasıl başa çıkıyorsunuz?

Bu konuda çok şanslıyız. Birlikte büyüdük diyebileceğimiz kadar uzun zamandır beraberiz. Küçük bir yakın çevremiz, ailelerimiz ve bir köpeğimiz var. Yalnız hissettiğimiz zamanlarda birbirimize ve yakınlarımıza sığınıyoruz. O an bir arada olmasak bile var olduklarını hatırlamak yetiyor.

Filmi bir başka açıdan irdelediğimizde ise Türkiye’nin sosyolojik açıdan geçirmekte olduğu sürecin azınlıkta kalan kitle üzerinde yarattığı karanlığı da bir bakıma temsil ediyor. Özgürlüklerin biraz daha kısıtlandığı, sanata ve sanatçıya yapılan baskılar ile farkında olmadan uyguladığımız otosansüre dair düşünceleriniz neler?

Ülkemizde düşünce ve ifade özgürlüğü üzerinde büyük bir baskı oluşturulduğu bir dönemden geçiyoruz. Sanatın ve sanatçının üzerindeki baskı daha da yoğun. Otosansür çoğunlukla farkında olmadan günlük hayatımızda bile uyguladığımız bir olgu haline geldi maalesef. Böyle dönemlerde sanatçılar her zaman kendilerini ifade etmenin daha da yaratıcı yollarını bulmuştur ve bulacaklardır da. Bu yüzden de biz umutluyuz. Toplum olarak birbirimizin zıt görüşlerine saygı göstermeyi öğrenebileceğimizi ve baskıcı yönetimlere karşı bir arada durarak özgürlüklerimizi kazanacağımızı düşünüyoruz.

Ülkemizdeki film festivallerinin uzun metraj, kısa metraj ve belgesel sinemaya dair yaklaşımını nasıl değerlendirirsiniz? Nitekim birçok festival özellikle son yıllarda yarışma kategorisine kısa ve belgesel kategorilerini de eklemeye başladı ve hatta kısa film festivallerinin sayısı da bir hayli arttı.

Festival sürecine yeni başladık, çok deneyimli değiliz ama şimdiye kadar katıldığımız festivallerde gözlemlediğimiz kadarıyla kısa film bazında konuşabiliriz. Kısa film seçkilerinde çok kuvvetli filmler vardı. Festival ekiplerinin, kısa film koordinatör ve programcılarının büyük bir özveriyle çalıştığını gördük. Kısa filmlere olan bakışın kesinlikle değiştiğini düşünüyoruz. Farklı şehirlerde katıldığımız festivallerdeki kısa film seçkileri hep kapalı gişe gösterildi. Tabii ki değişmesini, gelişmesini umduğumuz konular da var. Kısa filmlere kategori ödülleri verilmesinin yaygınlaşmasını, kısa film senaryo ve yapım fonlarının artmasını umuyoruz.

Dünya sinemasına baktığımızda kısa filmlere uzun metraj filmler kadar değer verildiğini görüyoruz. Nitekim Safdie Kardeşler, Luca Guadagnino, Yorgos Lanthimos, David Lynch ve Pedro Almodóvar gibi usta isimler kısa filmler de üretiyorlar. Bizim sinemamızda ise kısa filmlere daha çok uzun metraj çekmeden önce bir sıçrama tahtası olarak bakılıyor fakat son yıllarda bu durum değişmekte. Sizin bu konudaki düşünceleriniz neler?

Kısa filmin başka bir ritmi ve dinamiği var. Bazı hikayeler kısa film olarak çok daha kuvvetli olabiliyor. Biz uzun metraj da çekmek istiyoruz ama kısa film çekmeye de devam etmek istiyoruz. Önemli olan hikayenin hangi formata uygun olduğu.

İlerleyen süreç için birlikte veya tekil olarak üzerinde çalıştığınız başka projeler varsa ufak tüyolar alabilir miyiz?

Şu an bir kaç projenin fikir aşamasındayız. Fikirlerimiz biraz daha olgunlaştığında hangi projeyle başlayacağımızı ve hangi formatta olacağını belirleyeceğiz. Birlikte yazıp yönetmeyi umuyoruz ama henüz üzerine yoğunlaştığımız tek bir proje yok.

1996'da doğdu. Üniversite için geldiği İstanbul'da kültür sanat sarhoşu olduktan sonra hayatı tamamıyla değişti. Gerçek sinemayla tanışması 2015 yılında İstanbul Film Festivali ile gerçekleşti. Film festivalleri vazgeçilmezi. "Film sinemada izlenir" anlayışının yılmaz destekçisi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir