‘Herkes Taşın Altına Elini Koyacak’

40. İstanbul Film Festivali Haziran ayından itibaren kademeli olarak sinema salonlarında film gösterimlerine başladı. Heyecanla beklediğimiz Ulusal Yarışma Film gösterimleri ise Maximum Uniq Açıkhava’da 1 Temmuz’dan itibaren gösterilmeye başlandı. Uluslararası Yarışma film gösterimleri festival havasına uygun olarak Atlas Sineması ve Kadıköy Sineması’nda çeşitli seanslarla gerçekleştirildi. Ama maalesef Ulusal Yarışma için böyle bir seçenek sunulmadı. Biz sinemaseverler için bu durum seçenekleri baya daraltıyor. Ulusal Yarışma filmlerine ulaşma sorunları da düşünülünce kaçırdığımız filmlere diğer festivallerde  denk gelmeyi dilemekten başka bir seçenek kalmıyor. Diğer yandan bilet fiyatlarının yüksekliğiyle ilgili de söylenecek söz çok onu da belirtmek isterim.

Eleştirilerle başlayan yazıyı  başrolü olan Fikret Reyhan’ın Çatlak’ına çevirelim. Çatlak festival yolculuğuna 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde başladı. Festival’den Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü ve filmin beş kadın oyuncusuna birden aldığı En İyi Kadın Oyuncu Ödülleriyle döndü. Sinemamızın tek mekan filmleri arasında yerini alan filmin oyuncu kadrosuda kalabalık. Kadroda Hakan Salınmış, Hakan Emre Ünal, Tuğçe Yolcu, Süreyya Kilimci, Giray Altınok, Elif Ürse, Mehmet Bilge Aslan, Gülçin Kültür Şahin,  Süleyman Karaahmet, Görkem Mertsöz, Emir Ünver, Canan Atalay, Cihat Süvarioğlu ve Taha Bora Elkoca yer alıyor. 

‘Daha Büyük Tencerem Yok’

Fatih ailesinin maddi sıkıntısını gidermek için Londra’da birlikte çalıştığı arkadaşı Ayhan’dan borç alır. Zaman geçer Fatih ülkeye, İstanbul’a ve ailesine geri döner. Kendi yuvasını kurar. Bir gün Ayhan ve abisi borcu istemek için Fatihi ve ailesini ziyarete gelir. Bu ziyaretle birlikte Fatih’in borcu ortaya çıkar ve aynı apartmanda yaşayan aile meclisi mangal akşamında bir araya gelir. 

Ayhan’dan alınan borç ile aile fertlerine çeşitli işler kurulmuş, evlerinin yapılmasında destek sağlanmıştır. Fatih’in borcu gibi gözüken para aslında tüm ailenin borcudur. Sonradan ortaya çıkan bu borcu kimin ödeyeceği,nasıl ödeyeceğine  dair bir koşturmaca başlar. Ama bu koşturmaca fiziksel olarak değil psikolojiktir. Otoriter baba aile içerisinde çocukları, damatları, tanıdıklarına ayrı ayrı danışır. Ne kadar destek olunabileceğini sorar. Ama diğer yandan da borçtan kaçma düşüncesi ya da ödenmesinin geciktirilmesi düşüncesi vardır. Tek mekan olarak çekilen film boyunca ailenin yaşadığı o sıkışmışlık durumunu seyirciler olarak biz de sürekli hissediyoruz. Hatta klastrofobik bir hal alıyor denilebilir. O klastrofobik hava yönetmenin derin gözlemleri ve diyalog yazmasındaki becerisiyle bir akışa sahip oluyor. Merak duygusu eşlik ederken özellikle gelinler arasındaki diyaloglarla seyircide kahkahayla karşılık buluyor. 

Akışın sağlanmasında filmin süresi de etkili oluyor. 82 dakikalık bir filmle karşı karşıya olduğunuzu bildiğinizde pür dikkat izlemeyi tercih ediyorsunuz. Borcun nasıl ödeneceğine dair yollar arama devam ederken ailenin her üyesinin kendine has bir tavrının olması da merakı arttırıyor. O merakın devam etmesini kardeşler arasında bir hesaplaşmaya, aile reisi babaya dair şüphe duymaya, gelinler arasında altın tartışması sağlıyor. Hep bir şey olacak diye bekliyorsun. O olacak şey bir ölümde olabilir bir kazada. Ama en sonda yönetmen, olacak olanın ailenin hep böyle devam edeceği oluyor. Salon boşalıyor, aile dağılıyor, ablanın sarma tenceresini istediği ‘daha büyük tencerem yok,ondan ötürü’ cümlesiyle sonlanıyor. Her şeyin şekil değiştirerek, aile doğasının gereği hep daimi olacağı belirtiliyor.

İstanbul’un göbeğinde Fikirtepe’de bir aile apartmanında bir hikaye anlatmasıyla Çatlak, sinemamızda aranan, özlenen bir damarı buluyor. Çünkü İstanbul’un, İstanbul’da yaşayan ailelerin, gençlerin, kadınların, erkeklerin anlatılacak çok hikayesi var. O hikayeler Reyhan’ın yaptığı gibi anlatılmaya devam ederse sinemamız adına daha umutlu günler bizi bekliyor denilebilir.

 

1994 İstanbul doğumlu. Lisans eğitimini felsefe alanında tamamladı. Yüksek Lisansını Medya ve Kültürel Çalışmalar alanında, Sinemada Aşk ve Zaman: Sevmek Zamanı ve Masumiyet Filmlerinin İncelenmesi başlıklı teziyle mezun oldu. Lisansta aldığı sinema ve felsefe dersi kalemini sinema yazarlığına çevirmesine vesile oldu. Film Arası ile yolları kesişti. Haberler ve röportajlar yapmakta, sinema yazıları yazmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir