“Fotoğrafın Değerini Göstermek İstedim

Söz Kısa Filmcilerde röportaj serisinde 40. Haftaya gelmiş bulunmaktayız. Bu hafta da profesyonel iş hayatına yönetmen yardımcısı olarak devam eden ve ikinci uzun metrajına imza atan bir isim bizlerle olacak. Bu haftanın röportajında yönetmeniyle üzerine konuşacağımız kısa film, en büyük hayali gelinliğiyle fotoğraf çektirmek olan bir gelinin yaşadığı hayal kırıklığını anlatan Düğün Fotoğrafı.

Bu haftanın röportajında daha yakından tanıyacağımız isim, Düğün Fotoğrafı filminin yönetmen ve senaristi Cemalettin Baş.

Herkese keyifli ve ilham veren okumalar.

 

Film hakkında konuşmadan önce ilk olarak sizi tanıyalım. Kimdir Cemalettin Baş?

Bir zamanlar Anadolu’da bozkırın ortasında doğmuş, dünyalı olmaya çalışan, “Cemo” lakabını benimsemiş, filmler izlemeyi seven birisiyim.

Filmin yazım, hazırlık, çekim ve post prodüksiyon süreci ne kadar sürede tamamlandı?

Toplamda sekiz aylık bir zaman dilimini aldı ancak filmin yazımından önce hikayenin ve filmin final planının içimde demlenmesi altı aylık sürecin öncesinde iki yıllık bir zaman dilimini kapsıyor diyebilirim.

Sizi filmin senaryosunu yazmaya iten sebep ne oldu? Filmin hikayesinin gerçek hayatta bir karşılığı var mıydı?

Filmin gerçek hayatta karşılığı tabii ki var. Çocukluğumdan beri evde sayısız fotoğraf bakarak büyüdüm. Büyüyüp sinema hayatıma girdiğinde annemin gelinlikle fotoğrafı olmaması dikkatimi çekti ve bunun üzerine o olayı yaşayan aile bireyleriyle ayrı ayrı muhabbet ettim.

Filmin aynı zamanda yapımcısısınız. Bu durumun size kolaylık sunduğu ya da zorladığı noktalar oldu mu?

Yazarken dahi neyi yapıp yapamayacağımın bilincindeydim. İlk senaryo üç mekandaydı ve maddi olarak bunu karşılayamayacağımı gördüğümde hikayeyi tek mekanda toplama yoluna gittim. Görüntü yönetmeni Ender Ercan ve sanat yönetmeni Bahriye İleri ile birlikte dersimizi iyi çalıştık. Bir günde çekmemiz gerekiyordu ve çok şükür öyle de oldu.

Filminiz T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı destekli. Filmin fon bulma sürecinden kısaca bahsedebilir misiniz?

Senaryo öncesinde Malatya Film Festivali’nde TRT’nin Kısa Film Yapım Fonu’nda finale kaldık ancak oradan destek kazanamadık. Sonrasında Sinema Genel Müdürlüğü desteği aldık. Destek almasaydık da filmi kendi imkanlarımla çekecektim. Destek bazı maddi konularda esnek olmamızı sağladı.

Gelinliğiyle fotoğraf çekilmek isteyen Reyhan’ın yaşadığını hayal kırıklığını izliyoruz filmde. Kendisi her ne kadar filmin başrolü olarak başlasa da eşinin Almancı babası ilerleyen dakikalarda ağırlığını tamamen hissettiriyor ve ipleri eline alıyor. Karakterler arasındaki bu güç dengesinin değişimini kurma süreci nasıl işledi?

Murat Karasu’nun oynadığı Fahri karakteri zamanında Almanya’ya göç etmiş bir adam. Oğlunun işi gücü yok. Ataerkil yapının (özellikle maddi gücü de elinde bulunduran) baskısını göstermek istedim. Özellikle kendi babamın kuşağında bu durum oldukça baskın. Çocukluğumdan beri süregelen gözlemlerin sonucu diyebiliriz.

Filminizde cep telefonlarının olmadığı geçmişte fotoğraf çekilmenin ve ona yüklenen değerin de mutlak bir yansımasını görüyoruz açıkça. Günümüzde bir günde belki onlarcasını çekiyoruz fakat manevi olarak değerleri çok daha düşük fotoğrafların. “Fotoğraf çekilmenin geçmiş ve bugünkü değeri” hakkında neler söylemek istersiniz?

Filmi yapmamdaki önemli unsurlardan biri de buydu. Artık telefonumuzda taşıyıp baskısını almaya bile tenezzül etmediğimiz fotoğrafın ne kadar değerli olabileceğini göstermek istedim.

Filminiz tek mekanda geçiyor olmasına karşın görüntü yönetmeninin başarısını gösteren kadrajlar, dinamik senaryosu, oyunculukları ve sanat yönetimi ile kendini rahatlıkla izletiyor. Teknik anlamdaki tüm bu unsurları düşündüğümüzde tek mekanda film çekme deneyimi sizin için nasıl bir süreç oldu?

Daha önce de söylediğim gibi ilk senaryo üç mekandaydı. Maddi sınırlar aslında etkili oldu. Sonrasında şunun farkına vardım. Tek mekanda geçen bir film yapacağım ve başından sonuna kadar konuşan bir film olacak. Oyuncularla film çekiminden iki gün önce okuma provası yapma fırsatımız oldu. Karakterlerin eksilerini artılarını konuştuk. Her ne kadar ben yazmış olsam da ete kemiğe bürünen hallerini onlar yansıtacaktı. Okuma provasında dahi oyuncuların filmi sahiplendiklerini gördüm. Bu çok önemli bir detaydı benim için. Kullanılan tüm aksesuarları sanat yönetmeni ile tek tek seçtik. Görsel anlamda referans olabilecek renk skalamız belliydi. Görüntü yönetmenimiz çok iyi iş çıkardı. Kostümleri de kostüm şefimiz ile birlikte seçtik. Detayları adım adım takip ettikçe sette her şeye daha çok hakim oluyorsunuz. Tabii bu demek değil ki her şey tamam. Ekibin filmi benimsemesi, onlara istediklerinizi düzgün ifade edebilmeniz çok önemli. Tüm bu bileşenler bir araya gelince süreç lehinize ilerliyor.

Filmdeki baba karakterinin duruşu, ataerkil aile yapısının tüm niteliklerini ortaya koyuyor. Almancı babanın karakter yaratımı ve çekim sürecindeki oyuncu yönetiminde nelere dikkat ettiniz?

Dedemi çocukluğumdan beri gözlemlemeye devam ediyorum.

Filmde sadece erkek tarafının aile fertlerini görüyoruz. Gelinin ailesinden hiç kimsesinin olmaması onu hikayede yalnız başına ve çaresiz göstermek istemenizin bir sonucu mu yoksa başka bir nedeni mi var?

Aslında bu bile başlı başına bir film olabilir. Bunu filmde görmüyoruz ama özellikle Murat Karasu, Fahri karakterini oynarken “Bu adam niye bu kadar gergin?” diye sordu. O kadar doğru ve yerinde bir soruydu ki… Düşünün ki oğlunuz evleniyor, gelininiz gelinliğini ilk kez fotoğraf stüdyosunda üstüne geçiriyor. Yolunda olmayan o kadar çok şey var ki saymakla bitmez.

Dünya sinemasına baktığımızda kısa filmlere uzun metraj filmler kadar değer verildiğini görüyoruz. Nitekim Safdie Kardeşler, Luca Guadagnino, Yorgos Lanthimos, David Lynch ve Pedro Almodóvar gibi usta isimler kısa filmler de üretiyorlar. Bizim sinemamızda ise kısa filmlere daha çok uzun metraj çekmeden önce bir sıçrama tahtası olarak bakılıyor fakat son yıllarda bu durum değişmekte. Sizin bu konudaki düşünceleriniz neler?

Şartlar elverdiği sürece kısa film yapmaktan yanayım. Uzun metraj çeksem dahi kısa film her zaman hayatımın bir parçası olacak.

Kariyerinizin bundan sonraki adımında çekmeyi düşündüğünüz başka kısa filmler de var mı?

Köşede bekleyen hikayeler her zaman var. Maddi ve manevi anlamda o tempoyu kaldıracak gücü bulduğum her zaman film yapmaya çalışacağım.

1996'da doğdu. Üniversite için geldiği İstanbul'da kültür sanat sarhoşu olduktan sonra hayatı tamamıyla değişti. Gerçek sinemayla tanışması 2015 yılında İstanbul Film Festivali ile gerçekleşti. Film festivalleri vazgeçilmezi. "Film sinemada izlenir" anlayışının yılmaz destekçisi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir