Son yıllarda seri üretim bandından çıkarcasına peşi sıra üretilen korku filmlerinden şikayet ederken bu yıl izleme imkanı bulunan korku türündeki filmler içerisinden dikkat çekmeyi başaran pek çok yapımın çıkması türün meraklılarını ziyadesiyle tatmin ediyor. Sinemanın sosyal bilimlerden sıklıkla beslenen bir sanat dalı olduğu aşikar iken özellikle korku türü filmlerde sosyal bilimlerin alanına giren konuların etki gücü daha da artmakta. Yönetmen Curry Barker’in son filmi Saplantı (Obsession)’nın gişede gösterdiği olağanüstü başarının arkasında korku türünün böylesi bir parça tesiri olsa gerek. Nikki’ye karşı platonik aşk besleyen Bear, büyü yolu ile isteğini gerçekleştirir ve Nikki’nin ilgisini çekmeye başlar. Fakat Nikki’nin ilgisi önlenemez bir şekilde artarak rahatsız edici bir takıntı haline gelir.
Nikki ile Bear arasında doğan ve hızla filizlenen ilişki asla bir aşk ilişkisi değil. Nikki’nin her ne kadar doğal şekilde olmasa da Bear’a karşı oluşan bağlanma dürtüsüyle yol açtığı olayların final anlarına kadar fantastik öğelerden uzak kalışı ciddi bir etki doğuruyor. Bilindik korku öğelerinin ardına saklanmayarak insan odaklı bir gerilimin kapılarını açan filmin Bear için tarifsiz bir distopyayı anlatışındaki gerginlik düzeyi had safhada. Bear, Nikki’nin beğenisini kazanmak isterken Nikki, Bear için korku dolu bir kabusa dönüşüyor. İsteklerin limitlerle çizilmesi fikrinin önemini izleyici sürekli hissediyor. Nikki’deki değişimin yansıtılışı izleyiciyi Bear’ın içinde bulunduğu ruh haline adım adım yaklaştırıyor. Bear’ın mutsuz ve arayış dolu yaşantısı olayların başlangıcı için bir tetikleyici görevi görebiliyor olsa da merkeze alınan takıntı kavramı ilişkiler üstü bir gerçeklik olarak filmdeki konumunu korumayı başarıyor.
Filmin loş ışıkla bezeli tekinsiz kurgusunun izleyicinin ruhunu daraltan çarpıcı bir unsur olduğunu belirtmek gerek. Dar bir arkadaş çevresi dışında yoğun insan kalabalıkları arasında dağılmayan konsantrasyonun daimi olarak Nikki ve Bear üzerinde bulunuyor olması ilişkisel kaosu diri tutuyor. Filmin finaline doğru fantastik öğelerin devreye yoğun olarak girmesi insani hislerin saflığını perdelese dahi izleyici ilgisi azalmıyor. Filmde tercih edilen kamera açıları ruhsal çarpıklığın farklı açılarla daha da ağırlık kazanmasını sağlıyor.
Michael Johnston’ın ne istediğinden pek de emin olamayan genç bir aşığa başarılı bir performans ile hayat verişinin yanında Nikki’nin dehşet saçan takıntısını buram buram hissettiren Inde Navarrette’in kayda değer oyunculuğu fazlasıyla dikkat çekiyor. Daha önce sosyal medya için videolarla adını duyuran Curry Barker’ın bu son filmi ile adından yoğun olarak söz ettirmeyi başarabilmesi yönetmen adına gayet başarılı bir kariyer ilerlemesi. Mizah unsurunu az ama kararında kullanan tercih konsantrasyonun zarar görmesine mani oluyor.
Korku sineması türünde son dönemde adından dikkat çekici bir yapım olarak bahsettirmeyi başaran filmlerden olan Obsession, türe yeni bir soluk getiriyor. Şok edici bir film olan Obsession’ın çatışmalı ortamı kuşaklar ötesi gerçekliklere tutulan bir ışık vazifesi de görebiliyor. Bol ve yerli yersiz grafiklerle, eski dönemin (bugüne göre teknolojisi ilkel gibi gözükse de) efsaneleşmiş pek çok örneğine kıyasla sıradanlık tehlikesinin gölgesinde kalan tür için benzer örneklerin artabilmesi türün o eski şaşalı günlerine dönebilmesinin kapısını da aralayacaktır.
Bir yanıt yazın