İki Kayıp: Acı ve Tatlı

Didem Şahin’in ilk uzun metrajlı belgeseli Acı ve Tatlı, kişisel bir hikâye anlatıyor. Yönetmen, demans tanısı konan anneannesinin hatıralarını ölümsüzleştirmek umuduyla trene atlayıp İstanbul’dan Almanya’ya gidiyor ve evini boşaltmak için bir haftası kalan, bakım evine yerleştirilen Nermin Hanımın yaşadıklarını anlatmaya başlıyor. Maddi imkansızlıklarını aşmak için kocasını ve üç kızını Ankara’da bırakıp trenle Almanya’ya giden, 2 yıl boyunca toplama kamplarından kalan binalarda ortak yaşam süren, para biriktirince önce en küçük kızını, sonra diğer ikisini, en son da kocasını yanına getiren, hayatı çalışmakla ve güçlü durmakla geçmiş bir kadın o. Ne var ki zihni; yaptığı işler, sıla hasreti ya da belki sadece genetik şanssızlık sonucu ona bildiği her şeyi unutturmakta.

Acı ve Tatlı’nın ilk saati çok başarılı. Didem Şahin ilk filmi olmasına rağmen olgun davranıyor, hikâyesini çok doğru bir yerden kuruyor, en duygusal teyzesini bolca kullanıyor ve onun sayesinde seyirciyi hızla yakalamayı biliyor. Demansı çok ilerlememiş anneannesini az konuşturması doğru karar. Almanya’daki bakım evi sistemini derine inmeden, bilgiye boğmadan, sadece iki personel sayesinde övmesi de çok hoş. Ne var ki 71 dakikalık belgesel pat diye bitiyor. Çok kısa bir sürece şahit oluyoruz, biraz geçmişten haberdar ediliyoruz ve ekran kararıyor. “Anneannemizi pandemi şartlarını zorlayarak Türkiye’ye getirdik ve Haziran 2020’de öldü” yazıyor son karede. Şahsen çok üzüldüm. Hayatı boyunca çalışmış, didinmiş böylesine güçlü bir kadını aşı ortada yokken, pandeminin en civcivli döneminde yerinden oynatıp, Almanya gibi kurallar üzerine kurulu bir ülkeden çıkararak Türkiye’ye getirmek, bir tür intihar görevi gibi geldi. Demans dışında hiçbir sağlık problemi olmayan bir kadının pandeminin 4. ayında Türkiye’de ölmesi benim için kocaman bir soru işareti oldu. Bu sürecin anlatılmaması, anlatılmamanın tercih mi yoksa zorunluluk mu olduğunu şaibeye boğan ani final de kafamdaki soru işaretini büyüttü. Ve ne yazık ki filmden çıktıktan sonra Didem Şahin hakkında araştırma yaparken, çiçeği burnunda yönetmenin 28 Ocak 2022’de, henüz 48 yaşındayken kanser hastalığına yenik düşerek yaşamını yitirdiğini öğrendim. Bu da bütün sorularıma acı bir cevap oldu.

Hayat, bir kez daha planları umursamamış. Aynı aileden iki güçlü kadını birden kaybetmişiz. 1960’lardan günümüze dek Almanya’da göçmen işçi olmanın zorluklarına, ortadan kaybolan kocasına, üç kızının bekar annesi olmasına ve tahayyül dahi edemeyeceğimiz badirelere rağmen ayakta kalmayı başarmış, sayılıp sevilen bir iş insanı ve anne, anneanne olmuş Nermin Hanımın COVID dönemine denk gelen talihsiz hastalığı ve onun hayatını belgelemek için yola çıkmışken kendi sağlığına çelme yiyen torunu Didem Şahin’in hikayesini sinema perdesinde ve sonrasında takip etmek hem çok buruk hem de çok kıymetli.

10. Malatya Film Festivali’nde En İyi Belgesel seçilen, 2021 Antalya Film Festivali’nde Övgüye Değer Ödülü verilen Acı ve Tatlı, son olarak 25. Uçan Süpürge Film Festivali kapsamında gösterildi. Umarım bir yerde sizin de yolunuz kesişir.

1983 yılında, mutlu bir aileye doğdu. 15 yaşında sinema salonlarıyla tanışıp, bazı filmlere âşık oldu. “Ben de yaparım” zannederek, -o zamanki algısıyla- senaryo yazmaya ve her sene doğum günü gelmeden bir uzun metraj tamamlamaya başladı. “Yapan” olmanın kendisi için o kadar da kolay olmayacağını anladığındaysa bu büyülü dünyadan kopmamak için, filmler hakkında “yazan” olmaya karar verdi. Geçen yıllar içinde istemeden de olsa tıp hekimi olup 12 yıl çalıştıktan sonra mesleği bıraktı. 13 yıllık sinema yazarlığı süresince Altyazı Sinema Dergisi, Filmlerim.com, Öteki Sinema, Blogum Dergisi, Haftalık Sinema Antrakt Gazetesi ve Film Arası Dergisi’nde yazıları yayınlandı ve Ters Ninja sitesinde editör olarak kök saldı. Yaklaşık bir yıldır da her perşembe yayınladığı, ülkenin ilk dijital platform bülteni Bu Hafta Ne İzlesem? sayesinde tutkusuna bağlı kalmayı sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.