Squid Game: Kanlı İkinci Şans

Netflix’in Güney Kore yapımı 9 bölümlük yeni dizisi Squid Game; iyi yazılmış, iyi çekilmiş, bol kanlı ve heyecan verici bir iş. Uzun bölüm süreleri gözünüzü korkutmasın, güzel vakit geçirmek garanti. “Dünyada adaletsizliğe maruz kalmışlara adilce dövüşüp kazanabilecekleri bir şans daha” verdiğini düşünen yöneticinin dünyasına hoş geldiniz. Amerika Top 10’un 1 numarasına kurulan ve Netflix’in en çok izlenen dizisi olma yolunda ilerleyen yapımın bölümlerine birlikte bakalım.

1.Bölüm: Baş karakterimizle tanışıyoruz. Tam bir kaybeden. Boşanmış, dünya kadar borcu var, annesi hasta ve acilen ameliyat olması gerekiyor.Kızına doğum gününde düzgün bir yemek yedirecek parası bile yok. Yanına bir adam yaklaşıyor, basit bir oyunda onu yenerse para vereceğini, yenilirse tokat atacağını söylüyor. Epey bir tokat yese de sonunda bir el yenip parayı alıyor baş karakterimiz ve böylece çok daha büyük bir oyuna davet ediliyor.Çocuk oyunları oynayarak rakiplerinden başarılı olursa, çuvalla parayı alıp evine dönebilecek ve arzuladığı aile hayatına kavuşup sevdiklerini mutlu edebilecek.Böylece büyük oyuna 456 numara olarak katılıyor ve çok geçmeden elenmenin, ölmek olduğunu anlıyor.

2. Bölüm: Beklemediğimiz bir hamle yapıyor senaryo ekibi. Yapılan demokratik oylama sonucu oyunların sonlanmasına karar verildiği için herkes evine dönüyor ikinci bölümde. Adadaki oyunlar ne kadar kanlı ve ölümcül olsalar da oyuna seçilen insanların gerçek hayatta da başarılı olmak için daha iyi bir şansları olmadığının altı çiziliyor böylece. Birçoğu adaya geri dönmek istiyor çünkü borç boğazı aşmış, işsiz, güçsüz ve çaresizler. Hayat onlara şans vermemiş, en azından oyunu kazanırlarsa şu hayatta yüzlerinin gülebileceğini düşünüyorlar.

3. Bölüm: Çocukken yedikleri ve şeker eriterek yapılan bir tür tatlının içindeki şekilleri, hamuru kırmadan çıkartmaya çalışan oyuncuların hayatta kalması bu kez şans faktörüne de bağlı çünkü üçgen gibi kolay şekiller de var, şemsiye de. Aynı tarafta görünenlerin ilk kez birbirine kazık attığı, yaratıcı yollardan ortak fayda sağlandığı, oyuncuların zorlu koşullara iyiden iyiye uyum sağladığı bu bölüm, insan her şeye alışıyor dedirtiyor.

4 .Bölüm: Bu bölümde takımlar iyice şekilleniyor, “iyiler” ve “kötüler” diyebileceğimiz gruplar oluşuyor. Kötülerin başı rastgele birini öldürdüğünde tüm oyuncular görüyor ki rakiplerini eleyebildikleri tek yer oyunlar değil ve yatakhanede ölenlerin parası da kalanlara bölüştürülüyor. Aynı gece ışıkların kapanmasıyla olay çıkıyor, 27 kişi ölüyor. Böylece bilinmeyen düşmana, bilinen düşmanlar da ekleniyor ve herkes birbirine düşüyor. Bölümün oyunuysa halat çekme. Elbette yine ölümcül ve gücü yetmeyen taraf yüksekten düşüyor. Bu oyunda da her şeyin kaba kuvvet olmadığını, stratejinin ve birlikte hareket etmenin önemini görüyoruz.

5. Bölüm: Nispeten sakin bir bölüm. Arka planda neler olduğunu öğreniyoruz. Cesetlere neler yaptıklarına şahit oluyoruz. Adaya sızan ve kayıp kardeşini arayan polisin hikayesi ön plana çıkıyor.

6. Bölüm: Kalanlar çifter çifter ayrılıp yeni oyuna hazırlanıyor bu bölümde. Oyunun ne olduğu belli olmadığı için oyuncular nasıl biriyle ortak olmaları gerektiğini de kestiremiyor. Ne var ki çok geçmeden, güvendikleri için seçtikleri kişiler rakipleri oluyor ve bir an önce hayatta kalmasını sağlamak için uğraşmak istedikleri kişileri ölüme göndermek zorunda olduklarını anlıyorlar. En duygusal bölüm bu sanırım ve ana karakterlerin yarısını kaybediyoruz.

7. Bölüm: En zayıf bölüm olabilir. VIP’lerin klişe tavırları zaman çalıyor fakat ölümcül seksek oyunu oldukça heyecan verici.

8. Bölüm: Yöneticinin (Front Man) kim olduğunu öğrendiğimiz ve polisin hikayesini nihayete erdiren bölümde gerilim yüklü bir “son akşam yemeği” sahnesi de mevcut.

9. Bölüm: Twist uğruna uzatılmış, bir “mastermind” sosu eklenmeye çalışılmış ama gerek yoktu cidden. Biz bu diziyi basit çocuk oyunlarının vahşetiyle sevdik.

Sonuç olarak Squid Game bekleneni fazlasıyla veren ve K-Drama’ların ABD’deki popülaritesiyle Parazit / Gisaengchung (2019) rüzgarını da arkasına alarak Güney Kore kültürünün okyanus ötesinde yükselişini hızlandıran bir “instant hit”. Muhtemelen çoktan gördünüz ama bunu sevenlere Battle Royale / BatoruRowaiaru (2000) izlemelerini tavsiye ediyoruz. Ya da tam tersi.

1983 yılında, mutlu bir aileye doğdu. 15 yaşında sinema salonlarıyla tanışıp, bazı filmlere âşık oldu. “Ben de yaparım” zannederek, -o zamanki algısıyla- senaryo yazmaya ve her sene doğum günü gelmeden bir uzun metraj tamamlamaya başladı. “Yapan” olmanın kendisi için o kadar da kolay olmayacağını anladığındaysa bu büyülü dünyadan kopmamak için, filmler hakkında “yazan” olmaya karar verdi. Geçen yıllar içinde istemeden de olsa tıp hekimi olup 12 yıl çalıştıktan sonra mesleği bıraktı. 13 yıllık sinema yazarlığı süresince Altyazı Sinema Dergisi, Filmlerim.com, Öteki Sinema, Blogum Dergisi, Haftalık Sinema Antrakt Gazetesi ve Film Arası Dergisi’nde yazıları yayınlandı ve Ters Ninja sitesinde editör olarak kök saldı. Yaklaşık bir yıldır da her perşembe yayınladığı, ülkenin ilk dijital platform bülteni Bu Hafta Ne İzlesem? sayesinde tutkusuna bağlı kalmayı sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir