“Karınca ve İnsanın İletişimi Sıradan Olamazdı”

Söz Kısa Filmcilerde röportaj serisinin 69. haftasından herkese merhaba. Kısa film türünde yönetmenler her ne kadar benzer kalıplar ve çekim teknikleriyle üretim gerçekleştirip hikayesiyle fark yaratsa da kimi yönetmenler bu yolculukta daha farklı bir yoldan yürümeyi tercih ediyor. Bu haftaki röportaj konuklarım Cevahir Çokbilir ve Şahin Çokbilir ise bu tanıma uyan bir süreci yaşayan iki isim. 6 ay arayla süren çekim süreci, kullanılan özel makro lensler ve animasyon şekilde yer alan bir karınca, filmlerini farklı kılan unsurların başında geliyor. Savaştan kaçan bir asker ve karıncanın mağaradaki yaşantısına odaklanan Karınca ve İnsan, üzerine konuşacağımız film olacak.

Filmin yönetmeni Cevahir Çokbilir ile senaristi ve başrol oyuncusu Şahin Çokbilir ile gerçekleştirdiğim bu röportajda filmi, hikayesi, çekimleri, gelecek hedefleri ve merak ettiğim başka noktaları da konuşma fırsatı buldum.

Herkese keyifli ve ilham veren okumalar.

Film hakkında konuşmadan önce ilk olarak sizi tanıyalım. Kimdir Cevahir Çokbilir?

Cevahir Çokbilir: 1988 Gaziantep doğumluyum. İlkokul ve liseyi Antalya’da tamamladım. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, TV ve Sinema bölümü lisans, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Sinema TV Bölümü’nden yüksek lisans mezunuyum. Filmlerimin yanında, aynı zamanda klip ve reklam yönetmenliği yapıyorum, fırsat buldukça da müzikal çalışmalar yapıyorum. Keza aynı zamanda yüksek lisanstan hocam Semir Aslanyürek’in Kaos filminin müziklerini yapmıştım.

Filmin yazım, hazırlık, çekim ve post prodüksiyonu ne kadar sürede tamamlandı?

CÇ: Amcam Şahin Çokbilir müzisyen. Onun yeni bir eserine klip çekecektik. Film gibi bir düşüncemiz yoktu. Fakat karınca ve insanın dostluğu fikri, klibi çekmeye gittiğimizde bende kısa bir film yapsak daha etkili olur düşüncesi yarattı. Bu fikri amcamla paylaştım, neden olmasın dedi. Klip çekimlerinden döndük ve senaryosunu geliştirdik. Bakanlığa başvurduk destek çıktı. 6 ay arayla toplam 4 çekim gününde gerçekleştirdik çekimleri. Post prodüksiyon, görsel efektler, karıncaların yapım süreci 6 ay kadar sürdü. Ortalama 8-10 ayda filmi bitirmiş olduk.

Filmin ortaya çıkış hikayesi nasıl gerçekleşti?

CÇ: Bu sadece bir fikirdi, amcam başlarda karıncaları gerçek çekimlerle çekip bir video klip yapmayı düşünüyordu. Ancak klip yapmaktan vazgeçip film yapma kararı aldığımızda, hikayenin açılışını savaş ekseninde kurduk ve insanın doğayla ilişkisini, dostluğunu sorgulayan bir filme dönüştü.

Şahin Çokbilir: Beşinci albümümün ana konusu insan idi ve ardından gelen ya da gelecek olan albüm çalışmamın içeriği de yine insanı konu alacaktı. İnsan deyince aklıma ilk önce çocuklar geliyor bir eğitimci olarak. Çocukların günümüzde yaşadıkları olumsuzluklar sürekli beynimi meşgul ediyor haliyle. Çocukların yoksulluk içinde açlık ve sefalet içerisinde yaşıyor olması rahatsız ediyor insanı. Bunu anlatan bir enstrümantal müzik yapmıştım ve müziğin bir video ile desteklenmesi gerekiyordu anlatmak istediklerimi daha anlaşılır kılmak için. Bu videoda aç ve susuz bir çocuk yere bir karınca yuvasının üzerine düşecek, karıncaların giriş çıkış yolunu kapatmış olacaktı. Karıncalar çocuğun ağzına kendileri için buldukları minik yiyecek parçacıklarını bırakacak, çocuk bu sayede ayağa kalkacak açlıktan kurtulacaktı. Sonrasında bir savaştan kaçan karınca ve bir asker olarak değişti ama aslında hikayenin özü aynı kaldı.

Filminiz T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Almanya’nın Worms Belediyesi destekli. Filminizin fon bulma süreci nasıl gerçekleşti?

CÇ: Bakanlığın yılın belli dönemlerinde destek kurulları toplanıyor ve başvurduk. Daha önceki projelerime destek çıkmamıştı ama sanırım Maşuk, Nar Zamanı, Kar Zamanı ile aldığımız uluslararası ödüller ile Karınca ve İnsan’ın da özgün hikayesi desteğin çıkmasında belki etkili olmuş olabilir. Amcam Almanya’da yaşıyor. Yaşadığı kentin belediyesi Worms, bu film proje dosyamızla oraya da başvurduk. Kısa sürede destek çıktı. Fakat proje, özellikle hikayesi ve denenmemişi deneyecek olmamız itibarıyla sıradan bir kısa film bütçesine sahip değildi ve o nedenle başka kurumlardan da destek aradım. Açıkçası Türkiye’de benim yaşadığım Antalya’daki belediyelere de bahsettim projeden, hatta ilçe belediye başkanı ile de telefonda görüşmüştük ancak buradan bir destek çıkmadı. Almanya’nın farkı zannederim bu. Uluslararası alanda sinemamızın ilerlemesi için belki de bazı yaklaşımların değişmesi gerekiyor kurumlar bazında.

Kısa film türünde yönetmenler çoğunlukla kendi yazdıkları senaryoyu çekiyor. “Karınca ve İnsan”da ise senaryoda amcanız ve başrol oyuncunuz da olan Şahin Çokbilir’in imzası bulunuyor. Senaryoyu ilk okuduğunuzda neler hissettiniz? Senaryonun yazımı ve filmin çekim aşamasındaki iletişiminiz nasıl ilerledi?

CÇ: Dediğim gibi aslında bir fikir olarak ortada duruyordu hikaye. Senaryoyu birlikte geliştirdiğimiz için de iletişim noktasında gayet besleyici ilerledik senaryoyu yazarken.

Filmin çekimlerini Antalya’nın Korkuteli ilçesinde gerçekleştirdiniz ve bu süreç 6 aya yayıldı. Kısa metrajların birkaç gün, uzun metrajların dahi yaklaşık bir ayda çekildiğini düşündüğümüzde 6 ay çok uç bir noktada duruyor. Bu bir strateji miydi?

CÇ: Aslında 4 çekim günü ama 6 ay arayla çektik. Post-prodüksiyon ve görsel efektlerin karıncaların yapımı nedeniyle 6 aydan da uzun bir zamana yayıldı projenin yapım süreci.

Filmin başrolünde yer alan Şahin Çokbilir’e animasyon şeklinde bir karınca eşlik ediyor. Kullandığımız 3 boyutlu görsel efektler, animasyonlar, filmi daha önce denenmemiş bir hikayeye dönüştürmüş. Kısa film türünde örneğine pek rastlamadığımız bu sürecin nasıl işlediğini meraklısı için paylaşabilir misiniz?

CÇ: Karıncayı tamamen gerçekçi yapmamız gerekiyordu. Animasyon ya da çizgi film türüne yaklaşmayı hiç istemedim çünkü savaş sahnesiyle açılıyor ve insanla dostane bir ilişki kurması gereken bir karınca var. Filmlerde oynatılan hayvanlar var, hatta bir önceki filmim Kar Zamanı’nda tavuklar vardı, izleyenler bilir. Ancak karıncaları oynatmamız mümkün değildi. Çünkü birbirlerine selam verdikleri, göz göze iletişim kurdukları sahneler vardı karınca ve insanın. Dolayısıyla olabildiğince gerçekçi bir tarzda yapıldı karıncalar. Filmi yazdığımız süreçte ya da çekerken aslında buna benzer hikayenin daha önce denenip denenmediğini hiç merak etmedik. Hikaye ortaya çıktı ve çok ısındı içimiz bu hikayeye. Özellikle dünyanın içinden geçtiği salgın hastalıklar, savaşlar da son iki yılda tekrar insanlığın ve doğamızın başına bela olmaya başladığı bir süreçte anlamlı bir film yaptığımızı düşünüyorum.

Filminiz savaştan kaçan bir asker ile karıncanın bir mağarada buluşup, devamında yiyecek ve su aramak için çıktıkları yol hikayesini anlatıyor. İnsanlık tarihi boyunca hayatımızda var olan savaşlar ve beslenme ihtiyacı, hikayenin şekillenmesinde ne derece rol oynadı?

CÇ: Karınca ve insanın kuracağı iletişim sıradan olamazdı. Bunu tarihsel olarak aslında tüm savaşları temsil eden, herhangi bir döneme, ülkeye ait olmayan evrensel bir temsil olarak düşündük. Savaşın sonucunda bir şekilde savaştan kaçmış bir insan ve karınca mağarada tekrar buluşuyor. Sonra su ve yiyecek aramak için yeniden bir yola çıkıyor insan. Hem kendi geleceği hem de doğada birlikte olduğumuz tüm canlılar için. Bu açıdan bakıldığında insanlığın yeni “yolu”nun da belki savaşsız bir dünya olmasıyla ilintili. Filmin final sahnesinin detaylı anlatmayayım ama bu yeni yolu final sahnesinde görüyoruz zaten.

İnsanoğlu geçmişten bu yana doğada hayvanlarla etkileşim halinde olmuştur. Filminizde de bunu net şekilde görüyoruz. İnsanlar ve hayvanlar arasında yüzyıllardan bu yana süregelen bu ilişkiyi nasıl tanımlarsınız?

CÇ: Hayatta kalma mücadelesi olarak tanımlarsak yüzyıllar önce insan bu kadar dünyaya hakim bir canlı türü değildi ve bir çatışma barındırıyordu bu ilişki. Ancak günümüzde bu çok değişti. Bu gezegende yaşamaya devam edecekse insanlık, doğa ve hayvanlarla kurduğu ilişkiyi dönüştürmeli ve tüm canlıların yaşam hakkına saygı gösteren ve sevgiyle yaşanacak yeni bir düzeni mutlaka kurmalı.

Animasyon şekilde yer alan karıncayı bir kenara ayırırsak savaştan kaçan asker karakteri filmin tek başrolü. Bu da belli ölçüde yönetmenler açısından iyi bir oyuncu yönetimi gerektiriyor. Şahin Çokbilir ile aranızdaki yönetmen-oyuncu ilişkisi nasıl ilerledi?

CÇ: Amcam müzisyen fakat üniversite yıllarında tiyatro deneyimi olduğunu biliyordum. Karakterize edilmiş temsili bir figür olmaması gerekiyordu insanın. Gerçekten bir savaş var ve o savaştan bir şekilde kaçmış bir insan var. Bunu filmin sinematografisini kurarken gerçekçilikten uzaklaştıramazdık. Amcam bu noktada bazen teatral bir oyunculuk gösterebiliyordu bazı sahnelerde. Ben sadece o fazla oyunları törpüledim. Onun dışında sürekli oyuncuyu yönetmemi gerektirecek bir durum olmadı. Ancak tabii tüm bunların yanında açılış sahnesini kalabalık bir asker grubuyla yapmayı istedik. O asker grubundan geriye tek kalan bir insan bir şekilde yeniden mağarada gözünü açacaktı. Ancak bütçemiz böyle bir kalabalık oyuncu kadrosuna elverişli değildi. Dolayısıyla tek bir insan ve tek bir karıncayla baş başaydık hikayenin anlatımında. Amcam da bunun farkında olduğu için oyunculuk performansı açısından gayet iyiydi.

Filmde hiç diyalog yer almıyor. Bu tercihin altında yatan sebep neydi? Olay örgüsünü diyaloglara başvurmadan anlatmak zorluk yaşattı mı?

CÇ: Belki insan karıncaya bir şeyler söyleyebilirdi. Ancak tek insan olunca diyaloglu olup olmamasını kendi aramızda tartışmadık bile diyebilirim.

ŞÇ: Söz uçar yazı kalır denir, biz de ondan yola çıkarak ve uyarlayarak söz uçar görüntü kalır dedik. İzleyicinin dikkatini dağıtmadan izlemesi ve anlatılanlara yoğunlaşması diyalogsuz daha iyi sonuç verir dedik. Örgüyü zaten sözlü olarak kendi kendimize yapıyorduk ve bunun geriye oynayarak görüntüye aktarılması gerekiyordu. İyi bir yönetmenle diyalogsuz da bir film çekilebileceğini göstermek ve görmek istedik.

Dünya sinemasına baktığımızda kısa filmlere uzun metraj filmler kadar değer verildiğini görüyoruz. Nitekim Safdie Kardeşler, Luca Guadagnino, Yorgos Lanthimos, David Lynch ve Pedro Almodóvar gibi usta isimler kısa filmler de üretiyorlar. Bizim sinemamızda ise kısa filmlere daha çok uzun metraj çekmeden önce bir sıçrama tahtası olarak bakılıyor fakat son yıllarda bu durum değişmekte. Sizin bu konudaki düşünceleriniz neler?

CÇ: Semir Aslanyürek benim aynı zamanda yüksek lisans hocam. Onun VGIK’te okurken Sovyetler’de çektiği bir kısa film varmış ama kaseti kaybetmiş. Çok merak ediyordum o dönemin de bir kısası olduğu için. Usta yönetmenler ülkemizde de ara ara kısa film çekiyorlar. Benim de aklıma bazen bazı hikayeler ve sahneler geliyor çok çekmek istiyorum. Ancak tabii uzun ve kısayı ayıran temel fark hikayenin anlatım süresi ve bu süreyi olabildiğince sinematografik olarak tasarruflu kullanması. Kısaya verilen teşviklerin artması gerektiğini düşünüyorum. Kısanın uzun film çekmek için basamak olmasının temel nedeni çekilmek istememesi değil tamamen bütçesel. Yönetmenler hayatlarını aynı zamanda idame ettirmek durumunda kaldıkları için 1-2 kısayla kendilerini ve yaptıkları filmleri referans olarak kullanıp uzun çekmek istiyorlar. Bu da gayet doğal ve anlaşılır. Ancak kısa filmlere verilen teşvikler artarsa projelerin niteliğinde ve sayısında artış göreceğimize eminim. Bizim topraklarımızda çok kıymetli yeni genç sinemacılar var ve çok iyi filmler çıkacaktır yeterli destekler sağlanırsa diye düşünüyorum.

İlerleyen süreç için üzerinde çalıştığınız başka projeler varsa ufak tüyolar alabilir miyiz?

CÇ: Bildiğiniz gibi hayat pahalılığı son yıllarda çok arttı ve bir yandan bununla baş edip bir yandan çekeceğimiz yeni filmlere odaklanmak gerçekten zor. Ancak Nar Zamanı ve Kar Zamanı’nı tamamlayan bir uzun metrajlı proje fikri var, bazı hikaye parçacıkları var onları toparlamam gerekiyor. Belki de bu süreçte birbirimizi besleyeceğimiz ve tamamlayacağımız bir senarist arkadaşa da ihtiyacım olacak. Aynı zamanda birkaç ay sonra netleşecek olan bir uzun metrajlı film projesinin henüz hazırlık aşamasına mentorluk-danışmanlık yapıyorum. Projeyle ilgili detayları netleştikçe ileride yeniden sohbetleriz belki. Teşekkür ederim bu güzel sorular ve keyifli röportaj için.

ŞÇ: Ön hazırlıkları yapılmış birkaç proje var, yine insanın insanla olan çatışmasını anlatan bir kısa film, nesiller arası ve kültürlerarası çatışmayı anlatan uzun metraj film, tabii ki müzik projeleri var, iki enstrümantal ve iki sözlü albüm üzerinde yoğun çalışma aşamasındayız. Bir de kendi yöremizin Gaziantep/Miseyri ve çevresi köyleriyle ilgili folklorik araştırma konulu bir kitap basım aşamasında.

1996'da doğdu. Üniversite için geldiği İstanbul'da kültür sanat sarhoşu olduktan sonra hayatı tamamıyla değişti. Gerçek sinemayla tanışması 2015 yılında İstanbul Film Festivali ile gerçekleşti. Film festivalleri vazgeçilmezi. "Film sinemada izlenir" anlayışının yılmaz destekçisi.

One Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.