Filmekimi 2022 Günlükleri #1

Sinemaseverlerin en merakla beklediği sonbahar film etkinliği Filmekimi, prestijli festivallerin ışıltılı filmlerini buluşturan programıyla başladı. Zorlu bir sürecin ardından bilet bulan seyircilerin 4 salonda 11 gün boyunca 52 filmle buluşacağı etkinliğin nabzını izlediğim filmlere dair kısa değerlendirmelerle tutacağım. Onların ilk üçünü bu yazımda ele alıyorum. İşte o filmler:

The Blue Caftan (Mavi Kaftan)

Filmekimi seçkisinde izlediğim ilk film, Fas’ın Oscar adayı olan Maryam Touzani imzalı The Blue Caftan (Mavi Kaftan). Fas’ın unutulmaya yüz tutan mesleği “maalem” ve zanaatına adadığı hikayesini ülkenin ahlaki değerleriyle uyuşmayan (!) bir ilişkiyle buluşturan film, nakış gibi özenle işlenmiş hikaye anlatımıyla açıkça ifade edil(e)meyen duyguları dışa vuruyor. Yumuşak kumaşlar ve ona temas eden ellerle şehveti hikayenin her anına yayan yaklaşım, duygu yüklü bakışlar ve dilden çıkan çok az sözcükle dahi aşkın ateşini perdeden seyircisine geçiriyor. Hikayenin nispeten ağır ilerleyişi dahi bunun etkisini azaltmadan daha da körüklüyor. Kocasının eşcinselliğini kabul eden Mina’nın “Sevmekten asla vazgeçme” cümlesi ise Fas’taki kabuk değişiminde çekirdekteki kıpırtıların izinden gidiyor. Dengeli temposunu üç başrolün ağır basan performansıyla süsleyen film, Filmekimi’nin geride kalan gizli hazinelerinden. Filme dair en güzel yorumu ise yönetmeni Touzani yapıyor: “Gözlerle, bakışlarla öyle çok şey ifade edilebilir ki… Bazı şeyler söylenmeli, bazı hikâyeler anlatılmalı; bunun için cesaret gerekli mi, hiç düşünmedim, çünkü önemli olan samimiyet ve kanaat.”

7/10

Les pires (İşe Yaramazlar)

Filmekimi’nde izlediğim ikinci film, Fransız yönetmen ikili Lise Akoka ve Roman Gueret’nin ilk uzun metrajları olan Les pires (İşe Yaramazlar). Hikayemiz ise Fransa’nın kuzeyindeki Boulogne-Sur-Mer şehri dışında, Picasso Sitesi’nde geçiyor. Film yapımının etik yönünü ve etkilerini çocuk oyuncuların seçim ve yönetimi üzerinden bir bakış açısıyla yansıtan film, göz ardı edilen sonuçlara karşı farkındalık oluşturmaya çalışsa da fazlaca uzatılan sahneleriyle yer yer tempo sorunu yaşıyor. Hikayenin samimi yanları ve doğal diyalogları genç oyuncu kadrosuyla uyumlu bir birliktelik gösterirken, yönetmen ikilisinin ilk uzun metrajlarında odaklandığı meseleler üzerinden verdiği mesajlar da ilerleyen işlerini takip etmeyi elzem kılıyor. Yönetmen ikilisi ise filmlerinin amacını “Yalnızca bir film çekimini anlatmak istemedik. Arzumuz, yalnızca çocuklara ve çocukların nasıl duygulara kapıldıklarına dair bir film çekmekti” şeklinde açıklıyor.

5,5/10

Bachennya metelyka (Kelebek Görüşü)

Seçkinin üçüncü filmi, Maksym Nakonechnyi’nin bu ilk uzun metrajı Bachennya metelyka (Kelebek Görüşü). Filmi yapma fikrinin aklına ilk kez 2018’de, Ukraynalı kadın savaşçılar hakkında bir belgeselin kurgusunu yaparken geldiğini belirten yönetmen, “Olay örgüsünü yazdığımda son derece umutsuz anlarda yeşeren umut ve insanlık hakkında bir hikâye anlatmak istedim. Savaş silahların susmasıyla bitmeyecek, ama insan en sert ve görünmez izleri bile silip aşabilir” cümleleriyle düşüncelerini dile getiriyor. Günümüz Rusya-Ukrayna savaşına Donbass’ta esir tutulan Ukraynalı hava keşif uzmanı bir kadın askerin ülkesine dönüşü sonrası yaşadığı travma sonrası stres bozukluğu üzerinden yaklaşan film, elindeki popülist silahı etkin kullanamıyor. Hikayenin kendi içindeki düşük temposu, küçük dokunuşlarla dahi fark yaratamayınca süresini adeta bir işkenceye çevirerek içinden çıkılması mümkün olmayan bir dipsiz kuyuya dönüştürüyor.

4/10

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle.

1996'da doğdu. Üniversite için geldiği İstanbul'da kültür sanat sarhoşu olduktan sonra hayatı tamamıyla değişti. Gerçek sinemayla tanışması 2015 yılında İstanbul Film Festivali ile gerçekleşti. Film festivalleri vazgeçilmezi. "Film sinemada izlenir" anlayışının yılmaz destekçisi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir